Kasım ayı geldi mi tatlı bir telaş sarar Çanakkale’den Muğla’ya tüm Ege’yi... Geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan, benzer
pek çoğu ne yazık ki bugün unutulup gitmiş ya da unutturulmuş geleneklerimizden biri olan, deve güreşi sezonu başlamaktadır Ege‘de...
Bu yıl mart ayına kadar sürecek 2019-2020 sezonunun ilk güreşleri kasımın 17’sinde Aydın Yezidere’de yapıldı. Bunu İzmir, Manisa, Balıkesir, Çanakkale, Denizli ve diğerleri izledi. Pazar günü Selçuk’ta yapılan 40’ıncı güreşle sezonun yarısı tamamlandı. Kalan 40 güreş, 22 Mart’a kadar tamamlanacak. 22 Mart’taki son dört güreşse Aydın Güllübahçe ile Işıklı, Çanakkale Lapseki ve Muğla Mumcular güreşleri.

Hangisine gidelim?

Benim bu sene için tavsiyem, 26 Ocak Tire ya da 8 Mart Kuşadası güreşleri.
Tire derseniz, pazar günü güreşleri seyreder, pazartesi Tire’nin zengin tarihini, çevresini ve mutfağını keşfeder, salı günü ise dünyanın en büyük ikinci pazarı Tire pazarında kaybolduktan sonra rutin büyükşehir hayatınıza dönebilirsiniz.
8 Mart Kuşadası ise tercihiniz, perşembe akşamından kaçar, cuma ve cumartesi günleri Efes’ten Didim’e, Afrodisyas’tan Nysa’ya kadar tarihin derinliklerinde bir yolculuğa çıkar, pazar günü güreşler sonrası dönüşe geçersiniz.

Türkler ve tılsımlar

Orta Asya’da deve, Türkler için Dede Korkut Masalları’nda bile yer alacak kadar önemli bir hayvan. Boğaç Han Hikayesi’nde, Bayındır Han’ın bir buğra yani erkek deveyle güreştiği anlatılır.
Göktürk Kaya Resimleri’nde de atların yanı sıra develer de resmedilir mesela.Ama günümüzde tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de develer azalmış durumda. Bin 200 civarında oldukları tahmin edilmekte.
Deve güreşlerinin tarihi bilinmemekle birlikte, Orta Asya’ya kadar uzanmakta. Orta Asya‘da Türkler’in deve güreştirdiğini Hakasya Cumhuriyeti’nde Sulekskaya yakınlarındaki Margiana’da bulunan taş bir tılsımdan biliyoruz. Bugün St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde bulunan ve yaklaşık 4 bin yaşındaki bu tılsımın üzerinde birbirlerinin bacaklarına hamle yapmış çift hörgüçlü iki deve figürü görülmekte. Bu tılsım bildiğim kadarıyla deve güreşi tarihine ait en eski delil.
Bunlara ek olarak Kazakistan Beşoba Kurgan’ında ve Güney Urallarda Filippovka’daki höyük mezarda bulunan ve üzerlerinde güreşen develer olan bronz levhalar var. Bunlar bugün Başkurtistan’ın başkenti Ufa’daki Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekte.

Anadolu’da nasıldı?

Anadolu’da ise yaklaşık 2 yüzyıl önce Aydın’ın eski adı Karapınar olan İncirliova kasabası yakınlarındaki Hıdırbeyli Köyü’nde başladığına inanılmakta. İnanış odur ki, Aydın’dan İzmir yönüne giden kervanlar, İncirliova’da konaklarken deve yavruları oynaşır, kervanda yükü olmayan develerde güreşirler, deve sahipleri de seyredermiş. Bakmışlar ilgi çekiyor, başlamışlar ufak çaplı güreşler düzenlemeye. Bu güreşlerde zaman içinde genişleyerek, toplumsal bir eğlence olmuş ve neredeyse tüm Ege’ye yayılmış.

Oyunun kuralları

Deve güreşi, esasında devenin gücünü ve yeteneğini seyirci karşısında sergilemesi... Güreşen develere ‘tülü’ denmekte. ‘Yoz’ yani tek hörgüçlü dişi deveyle ‘buhur’ yani çift hörgüçlü erkek devenin birleşmesiyle doğan erkek develer yani tülüler bu güreşler için özel yetiştirilir. Sırtlarına takılan havutların arkasına isimleri ve altına da ‘Maşallah’ yazılır.
Deve güreşleri tülülerin yani erkek develerin kızışmaya başladığı kış aylarında yapılır. Develer süslenir, püslenir, davul zurna eşliğinde gezdirilir ve akşam deve sahipleri halı gecesinde bir araya gelir. Yenilir, içilir, eğlenilir ve geceye adını veren halı açık artırmayla satılarak gece bitirilir.
Sabah davul-zurna eşliğinde alana varılır ve zeybek oynanır. Sarvan denilen bakıcılar, rengarenk süslenen develeri izleyicilere gösterirler. Ve sonunda cazgırın urgancılar, salıverin develeri komutuyla güreşler ayak, orta, başaltı, baş olmak üzere dört kategoride başlar. Her deve günde bir kez o da 10-15 dakika olmak üzere güreşir.
Güreşleri duyuran kişiye ‘cazgır’, güreşen develere ise ‘pehlivan’ denmekte ve güreşten galip ayrılabilmesi için ya rakibini kaçırtması ya çaresizce bağırtması ya da yere yıkması gerekmekte.