Gerçek Philadelphia Anadolu'da!

15 Ekim 2019

Sonbahar, gezmek ve Anadolu’yu keşfetmek için en ideal zaman... Dolayısıyla Mahşerin Yedi Kilisesi rotasında yer alan son iki şehri de sonbahar bitmeden yazalım ki, isteyenler programlarını yapabilsinler dedim.
Bu hafta Aziz Yuhanna’nın yedi mektubundan altıncısının adresi Philadelphia’yı ya da bugünkü adıyla Alaşehir’i, haftaya da sonuncusu Laodikya’yı konuk edeceğiz bu satırlara... Böylece yedi kiliseler diye bilinen programda yer alan tüm antik yerleşimler tamamlanmış olacak.

İsim anlamı nedir?

Philadelphia, Türkçe’ye çevrildiğinde ‘kardeş sevgisi’ demek... “Neden bu isim verilmiş?” derseniz, hikayesi 2’nci yüzyılda hüküm sürmüş olan Bergama Kralı II. Attalos’a kadar gidiyor. Denir ki bu Attalos kendisinden önceki kral ağabeyi Eumenes’e derin sevgisinden dolayı, kardeşini seven anlamına gelen ‘Philadelphus’ lakabıyla bilinirmiş.
Rivayete göre Bergama Kralı Eumenes II, Roma’dan dönerken konvoy saldırıya uğrar ve öldüğü haberi gelir. Attalos II ağabeyinin yerine tahta çıkar ve onun eşi Stratonice ile evlenir. Amma velakin bir süre sonra ağabey Eumenes geri döner, hem de sapasağlam! Bunun üzerine Attalos II, Stratonice ve tahtı Eumenes’e geri verir. İki kardeş krallığı beraberce yönetmeye başlar. Üç vakit sonra Roma, Attalos’u kardeşine ihanet edip, Roma’yı desteklemesi için ikna etmeye çalışır. Attolos reddeder doğal olarak ve kardeşine olan sadakati, sevgisi de kulaktan kulağa yayılır. Aradan iki sene geçer Eumenes II bu kez gerçekten ölür. Attalos II bir kez daha Stratonice ile evlenir ve tekrar Bergama Kralı olur.
Daha sonra Lidya’da kurduğu şehre ağabeyine olan sevgisine istinaden Philadelphia adını verir.
Hikayesi kısaca böyle...

Philadelphia’ya Mektup

Yazının devamı...

Rüya gibi rotalar

8 Ekim 2019

Gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi sevenler için, sonbahar bir başka güzel... Avrupa’da bağbozumu zamanı, Kuzey Amerika Ormanları göz kamaştırıcı renkleriyle kışa hazırlanırken, güney yarımküre ilkbahara göz kırpmaya başladı.
Kanada ve ABD’nin kuzeyi artık serinken, Arjantin ve Brezilya’da havalar gezmek için ideal. Avrupa’da ise sonbahar kendini iyice hissettirmeye başladı. Kuzeyde yağışlar artarken, güney hâlâ ılık. Asya’da ama özellikle de Tibet bölgesinde ise havalar pek bir sert. Güneye tropik bölgelere inersek, muson yağmurlarına daha bir ay var.

Ve yurt içi

Antik dünyanın en önemli yerleşimlerine ve Hristiyanlığın ilk yedi cemaatine ev sahipliği yapan İzmir, Bergama, Akhisar, Salihli, Alaşehir, Laodikya ve Efes’i gezmek için ekim ayı ideal...
Dört gün ayırmanız yeterli olacaktır. ‘Mahşerin Yedi Kilisesi’ diye anılan bu yedi yerleşim, Türkiye’nin en çok ziyaret edilen yerleri...
Diyarbakır’ı da ekim ayı listenize ekleyin. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Surları ve Hevsel Bahçeleri, 5. Harem-i Şerif kabul edilen Ulu Camii, Dört Ayaklı Minaresi, Ongözlü Köprüsü, Zerzevan Kalesi, Çayönü, Hilar Mağaraları ve mutfağıyla şehir, mutlaka görülmesi gereken şehirlerimiz arasında ilk sıralarda yer almakta... Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinin geçiş bölgesi Diyarbakır için en az üç gün ayırmanız yeterli.

Kültür durakları

Buenos Aires; Kültür ve eğlencenin iç içe geçtiği Güney Amerika’daki Avrupalı kent. Gündüz şehri keşfederken, gün batımıyla birlikte şehrin eğlence hayatını keşfe çıkın. Tango olmazsa olmazlar listesinde... Gitmişken Rio de Janeiro ve Iguassu’yu da programınıza ekleyebilirsiniz.

Yazının devamı...

Sonbahar, İstanbul'u adımlama zamanı

1 Ekim 2019

Şehr-i Konstantiniye her daim çekici, her daim güzel... Bahar ayları ise şehri adımlamak için ideal. Yaz sıcakları ve nem terk-i diyar etmiş, soğuklar yola çıkma hazırlığında, güneş pırıl pırıl aydınlatırken, yapraklar altın rengine bürünmekte...
Gezmekle bitmeyen bir şehir İstanbul! Yıllardır gezip, araştırıyor ve yazıyorum ama hâlâ bilmediğim görmediğim ve büyük bir ihtimalle bir kısmını hiç keşfedemeyeceğim daha nice güzellikler, hazineler saklamakta bağrında...
Dolayısıyla durmak yok, şehri adımlamaya devam.
Geçtiğimiz pazar günü Fest Travel’in değerli misafirleriyle Boğaziçi’nin Anadolu Yakası’nı Üsküdar’dan Anadolu Hisarı’na doğru adımladık beraberce. Osmanlı ve Müslüman kimliği öne çıkan Üsküdar’dan başlayan gezimizin ikinci durağı, bir zamanların Musevi Köyü Kuzguncuk oldu. Sonrasında Beylerbeyi’nde saraya konuk olduk, Çengelköy’de bir nefeslendik ve Anadolu Hisarı’nda günü tamamladık.

Üsküdar’dan çıktık yola..

Her dönem özel ve güzeldir Üsküdar... Adı bile iddialıdır baştan beri, ‘Hrisopolis’ yani ‘Altın Şehir’. Fenikeliler, Akalar, Persler, Atinalılar, Büyük İskender, Romalılar ve Osmanlılar, hepsi uğramışlar bu güzel köşeye ve not düşmüşler tarihine... Kâbe toprağı sayılmış örneğin, Kâbe’ye gidemeyenler için, hac yolculuğunun ilk durağı olmuş her dönem, Sürre Alayları buradan çıkmış yola, Koca Fatih’i Üsküdar kadısı yargılamış, Osmanlı’da ilk posta yolu Üsküdar’dan Kartal’a açılmış, ilk araba vapuru yine Üsküdar’dan demir almış, İstanbul’a gelen kervanların son durağı olmuş ve en güzel gün batımı buradan seyredilmiş.
Ve Osmanlı 91 cami ve mescit, 51 tekke, 12 hamam,

Yazının devamı...

Mahşerin Beşinci Kilisesi: Sardes

24 Eylül 2019

Poktolos Çayı kenarında Meles tarafından kurulan ve muhtemelen de hiç kimsenin bu kadar ünlü ve bu kadar güçlü olacağını düşünmediği Sardes şehri, mahşerin yedi kilisesinin yollarının kesiştiği noktada yer alır yüzyıllar sonra...
Hermos havzasında Tmolos’un eteklerindeki bu şehir, yani Sardes. Yüzyıllar boyunca zenginliğin, gücün ve ihtişamın merkezi olur, namı dünyaya yayılır. Yüzyıllar içinde Hermos, Tmolos ve Poktolos unutulur gider, ama Karun’un şehri
Sardes hariç!

Para, para, para

Ve para bulunur, Karun kadar zengin olunur... Tmolos eteklerinden doğup, kentin ortasından geçen Poktolos Çayı’nın getirdiği altın tozlarıyla zenginleşir, güçlenir şehir. Koyun postlarıyla çayın getirdiği altın tozlarını toplayan Sardesliler, bunları sahile kurdukları atölyelerde işler. Kralları Alyattes, tarihe ilk madeni parayı basan kişi olarak geçer. Ardından tahta çıkan oğlu Kroisos ise muhteşem zenginliği ve ilk altın parayı basan kişi olmasıyla anılacaktır. Dilden dile aktarılarak günümüze kadar ulaşan ‘Karun kadar zengin’ deyimindeki Karun’un zenginliği ve cömertliğiyle meşhur Kroisos olduğuna inanılır.
Ancak Persler’e karşı duramaz Kroisos ve şehir Anadolu’yu ele geçiren Persler’in en önemli başkentlerinden biri olur. Onları Büyük İskender, Selevkoslar ve Roma İmparatorluğu takip eder.

Sardes’e mektup

Aziz Yuhanna’nın Patmos’ta sürgündeyken gördüğü vizyonları takiben yazdığı mektuplardan beşincisinin adresi Sardes’tir. Mektubun yazıldığı dönemde yani 1’inci yüzyılda şehir zengin ama bir o kadar da yozlaşmış, daha yolun başındaki Hıristiyan cemaat ise heyecan ve umudunu yitirmiştir. İşte tam da bu noktada Yuhanna’nın mektubu ulaşır cemaate Patmos’tan...

Yazının devamı...

Akhisar sizi bekliyor

17 Eylül 2019

Eğer rota Ege ise, Akhisar’da mola vermek, artık neredeyse tüm yolculukların olmazsa olmazı oldu. Özellikle de son yıllarda çıkardığı Ramiz ve Keskinoğlu gibi ulusal markalarla başlayıp, Akhisarspor’la taçlanan yükseliş, zengin tarihine rağmen pek de tanınmayan ilçeyi, yurt
çapında bilinir hale getirdi. Getirdi getirmesine ama
sahip olduğu tüm tarihi, kültürel ve doğal zenginliğe rağmen hâlâ hak ettiği noktada değil Akhisar...
Haydi gelin, bir sonraki yolculukta bir moladan fazla zaman ayırın Akhisar’a, kaybolup tozlu sokaklarında keşfedin sakladıklarını... İnanın pişman olmayacaksınız.
Yıllar boyu Akhisar dendi mi, akla ilk gelenler, tütün, zeytin, zeytinyağı ve üzüm oldu. Ama bu ağırbaşlı ilçe, yolu Anadolu’ya düşen neredeyse tüm medeniyetleri, dinleri ve iz bırakmış isimleri ağırlamış tarih boyunca... Listede yok yok! Hititler, Akadlar, Frigler, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Saruhanlılar ve Osmanlılar hüküm sürmüş, Hıristiyanlığın ilk yedi cemaatinden birinin kurulduğu, İncil’de adı geçen yerlerden biri olmuş, Büyük İskender’den, Bergama Kralı Attalos’a, Roma İmparatorları Hadrian ve Trajan’dan Evliya Çelebi’ye pek çok bilinen ismi ağırlamış. Konumu, zenginliği, verimli toprakları ve iklimiyle stratejik değerini, kurulduğu günden bu yana bir an bile yitirmeyen bir yerleşim Akhisar.
İlginç olan MÖ 3’üncü yüzyılda Makedonyalılar’a ait bir koloni kenti olan Akhisar ya da eski adıyla Thyateira’nın yüzyıllar sonra 20’nci yüzyıldaki göç dalgasıyla Makedonya’dan gelenler tarafından yine yurt seçilmesi...

İlçe merkezli kurulan ilk banka

1920’li yıllarda Türkiye ihracatının yüzde 35 ‘lik kısmını tütün oluşturmakta ve Akhisar’da yetiştirdiği ‘Şark Tipi’ tütünle adını dünyaya duyurmaktaydı. Tütün üreticisine finansal destek sağlamak için ilçede Akhisar Tütüncüler Bankası adıyla 250 ortaklı bir banka kurulur. Daha sonra Türkiye Tütüncüler Bankası adını alacak banka, 1996’da sahip ve isim değiştirerek Yaşar Bank olur, sonra sırasıyla Sümerbank, Oyak Bank ve bugün ise ING Bank adlarını alır.

Yazının devamı...

Sonbaharda gidilesi yerler

10 Eylül 2019

Geçtiğimiz hafta üniversitedeki bölüm başkanım telefonu kapatırken, “Hocam unutmayın, dersler
23 Eylül’de başlıyor” diye hatırlatınca, yazın bittiğini fark ediverdim bir anda... Bizim Kuşadası hâlâ yazı yaşıyor... Güneş pırıl pırıl, sıcaklık 30 derecenin üzerinde... Dün, deniz suyu bile 26 dereceydi. Dedim ya, söylemeseler sonbaharın geldiğini anlamak mümkün değil.
Sonbaharı bırakın, kışın bile geldiğini anlamak pek mümkün olmuyor buralarda... Yazlıkçıların ve turistlerin kaybolmasıyla sakinleşen sokaklar ve erken kapanmaya başlayan dükkanlardan anlıyorum şehrin biz gerçek sahiplerine kaldığını... Bir de Lozan Meydanı’na bakan gecekondu kılıklı apartmandaki iki gece kulübünün yarattığı gürültü kirliliğinden... Nedendir bilinmez Kuşadası Belediyesi bu ikisi ve benzerlerine sebep oldukları görüntü ve gürültü kirliliğine rağmen gözünü kulağını tıkıyor. Ömer Günel başkan seçildiğinde bir nebze umutlanmıştım ama anlaşılan, o da hiç rahatsız değil bu tip gürültü kirliliği yaratan yerlerden... Ne diyeyim, yıllardır huzur içinde uyuyabileceğimiz günleri umutla bekliyoruz.
Esasında bugün Akhisar’ı yazmaya devam edecektim. Neredeyse de tamamlamıştım. Ama sonbaharın geldiğini bu kez de okurlar e-postalarıyla hatırlatıp, eylülde gidilesi yerleri sorunca, bu haftanın konusu da kendiliğinden değişiverdi bir anda... Akhisar‘ı önümüzdeki günlere bırakıp, eylül ayı için seçtiğim yerlere göz atalım...

ISPARTA

Eylül ayında tatile çıkacaklar, yemekleri, muhteşem doğası, gül ve lavanta tarlalarının ev sahibi Isparta’yı not edebilirler. Hristiyanlar için kutsal sayılan Aziz Paul Yolu’nun bir kısmının da geçtiği, Toroslar’dan gelen çam havası eşliğinde Yazılı Kanyon’da yürüyüş için en ideal zaman sonbahar... Eğirdir ve Kovada göllerini, Pisidia Antiokheia ve Adada Antik Kentleri’ni, Gelendost Elma Bahçeleri’nde hasadı, Zindan Mağarası’nı ve tabii ki meşhur güllacını da unutmayın!

KUŞADASI

Kum, deniz ve güneşe doyamayanlar ya da “Bunlar olsun ama kültür dünyamızı da genişletelim” diyorsanız, eylülde İzmir ve Kuşadası bir başka güzel... İstanbul’dan neredeyse saat başı kalkan uçaklar, sizi 50 dakikada İzmir’e ulaştırıyor. İndikten

Yazının devamı...

Efsaneler diyarı Girit

3 Eylül 2019

Girit demek, mitler ve efsaneler demek... Bu efsanelerin merkezindeyse her daim Zeus ve Kral Minos yer alıyor. Kral Minos Europa ile Zeus’un oğlu... Çapkın Zeus, gönlünü Fenikeli Prenses Europa’ya kaptırır ve tanınmadan yanına gidebilmek için beyaz bir boğa kılığına bürünür. Boğayı sevimli bulan Europa, onu sevmeye başlar. Tam bu sırada boğa kılığındaki Zeus Prensesi sırtına atar ve onu Girit Adası’na kaçırır. Bu ilişkiden Minos, Rhadamanthys ve Sarpedon adlarında üç çocukları olur. Bunlardan Minos daha sonra Girit Adası’nda doğacak büyük Minos Uygarlığı’nın kralı olarak Zeus’un da desteğiyle güçlü bir donanma oluşturur ve rakip şehir Atina’yı alt eder.

Minos ile Pasiphae

Minos, Helios ve Crete’in kızı Pasiphae ile evlenir. Dördü erkek, dördü kız sekiz çocuğu olur. Günlerden bir gün, Poseidon’a kurban etmesi için kendisine gönderilen beyaz boğaya kıyamaz ve onun yerine başka bir boğayı kurban eder. Ancak bu Poseidon’un hiç hoşuna gitmez ve Minos’u cezalandırmak için Kraliçe Pasiphae’yi boğaya aşık eder.
Pasiphae aşık olduğu boğayla olabilmek için Knossos Sarayı’nın mühendisi Daidalos’tan yardım ister. Daidalos da Kraliçe’nin içine girebileceği üzeri deriyle kaplanmış ahşap bir inek yapar. Kraliçe’yle boğanın birlikteğinden boğa başlı insan vücutlu bir yaratık yani ‘Minotor’ doğar…
Başlarda diğer çocuklarla beraber büyütülen Minotor, zaman içinde vahşileşmeye ve insanlara saldırmaya başlayınca, Kral Minos, saray mimarı Daidalos’a içinden çıkılması imkansıza yakın olan labirenti inşa ettirir ve Minotor, orada yaşamaya başlar.
Bir müddet sonra Kral Minos’un oğlu Androgeos, Atina’da Panathenaia oyunlarına katılır ve hepsini kazanır. Bu başarısını çekemeyen Atinalılar Androgeos’u öldürür. Bunun üzerine Kral Minos, Atina’ya savaş açar, kazanır ve haraç olarak da her yıl Minotor’a kurban edilmek üzere yedi erkek ve yedi kız çocuğu ister.

Theseus ve Minotor

Yazının devamı...