ANADOLU’NUN TURİZM KAPLANLARI

18 Ekim 2020

Geçtiğimiz hafta bizim gazetede ‘Anadolu Kaplanları 2020’ isimli yeni bir yazı dizisi başladı. Aynı isimli yazı dizisinin ilk sürümünü bundan tam 24 yıl önce, turizmde kariyer planları yapan genç bir yönetici olarak heyecanla okumuş, sonrasında da o yıl toplam 24 milyar dolar civarı ihracat gelirimiz varken, tek başına bunun dörtte biri kadar, yani 6 milyara yakın, gelir getiren turizmden neden hiç bahsedilmediğini merak etmiştim. 24 yıl sonra Milliyet, Anadolu Kaplanları’nı bir kez daha konuk eylerken, o yıllarda eksik kaldığını düşündüğüm turizmle ilgili yazmamak olmazdı.

Turizmin Kaplanları

1996’da ele aldığımız illere şöyle bir bakarsanız, pek çoğunun aynı zamanda ülkemizin önemli turizm merkezleri de olduğunu, yani Turizmin Kaplanları da olduklarını göreceksiniz. Hepsini bu sınırlı alana konuk etmek mümkün değil. Ama birkaç tanesi var ki gerçekten inanılmaz başarılara imza atmış durumdalar. Bunlardan biri de özel sektör, devlet ve yerel yönetimlerin yaptığı turizm yatırımlarının gerçekten herkesi kıskandıracak kadar başarılı ve güzel olduğu Konya.

Hich Otel mucizesi

Konya’da Mevlana Müzesi’nin karşısında aynı bahçenin içindeki 200-240 yaşlarındaki üç binadan iki tanesinin üç yıl süren restorasyonuyla 10 yıl önce başlayan başarı hikayesinde gelinen nokta, sadece 13 oda ile 130 ülkeden ağırlanan binlerce misafir, TripAdvisor’ın her yıl dünya çapında konaklayan misafirlerin de değerlendirmeleri dikkate alınarak yaptığı derecelendirmelerde ‘En Romantik Oteller’, ‘En İyi Hizmet Sunan Oteller’, ‘Verdiği Hizmet Karşılığında Uygulanan Fiyat Politikası’ gibi kategorilerde; Türkiye birinciliği, Avrupa dördüncülüğü, Dünya dokuzunculuğu dahil ulusal ve uluslararası toplam 49 ödül...

Ve Kelebekler...

Yazının devamı...

ARABA KULLANMANIN EN KEYİFLİ OLDUĞU MEVSİM

11 Ekim 2020

Sonbahar özellikle araba kullanmayı seven ve aynı zamanda tarihe meraklı olanlar için yılın en güzel zamanı. Hafta sonları hem şehir içinde keyfini çıkaramadığınız otomobilinizle zaman geçirebilir hem de tarih kokan antik kentleri keşfedebilirsiniz. Yurdum toprakları tarih konusunda o kadar zengin ki neredeyse adım başı ya bir antik kent ya da muhteşem bir müze var.
Hafta sonu programınızı yapmaya rotanızı belirleyerek başlayın. Bir gün için toplam sürüş 300 km.’yi/ 4-5 saati geçmesin ve teker en geç sabah 07.00 gibi dönsün. Hiçbir yere yetişmeye çalışmıyoruz, dolayısıyla mutlaka 1.5-2 saatte bir kısa bir mola verin. Bir antik kent için ortalama iki saat, müzeler için ise iki saat ayırın derim.

Gezmeyi bitirir bitirmez araca atmayın kendinizi. Eğer varsa çıkışta bir mekan, çekin bir iskemle altınıza bir de kahve söyleyin, yoksa kendiniz yapın bir kahve, bulun bir taş çökün üzerine, ödüllendirin kendinizi.

Unutmamanız gerekenler

Unutmadan bir ufak araç içi buzdolabı, bir araç içi su ısıtıcı, bir termos ve battaniye olmaz ise olmazları arasında bu gezilerin. Bu listeye en az 2-3 tane litrelik su, telefon için yedek batarya, araç içi şarj kablosu, çok fonksiyonlu bir çakı, ufak bir el feneri, hava durumuna göre şapka ya da yağmurluk ve bir de ufak bir sırt çantası ekleyin. Kablo, pil düşmanı navigasyon için; yedek batarya, fotoğraf çekerken yarı yolda kalmamak için, el feneri ise karanlık mekanlar, mağaralar için... Malum nedenden dolayı liste de maske, kolonyayla temizlik için ıslak mendil ve kağıt havlu da olmalı. Aracınız için ise yedek far ve stop ampulleriyle sigortaları unutmayın.

Rotayı belirleyerek başlayın

Planlamaya hedef ve rotayı belirleyerek başlayın, gezilecek yerleri araştırın, mutlaka görülmesi gerekenleri not alın. İki günlük programlarda biraz daha uzaklara gitmek, dolayısıyla da arabanızın, tarihin ve doğanın keyfini doya doya çıkarmak mümkün.

Yazının devamı...

Güzel şeyler de oluyor hayatta

4 Ekim 2020

Aylardır Covid-19 ve hayatımıza etkilerini konuşuyor, pek çok yeni kavramla uygulamaya alışmaya, her şeye rağmen normal bir yaşam sürmeye çalışıyoruz. Her ne kadar tüm sektörler bir şekilde etkilendiyse de, en büyük kayıp turizmde... Mesela İstanbul otellerinin yüzde 80’i kapalı. Dünyanın önde gelen veri ve analiz şirketlerinden STR’ın hazırladığı raporlara bakıldığında ise ülkemiz otellerinin doluluk oranı yüzde 34.7’de kalırken, İstanbul’da bu oran yüzde 29.5.
Sektör temsilcilerine göre kaybın yüzde 99’u bulduğu seyahat acentelerinin durumu ise çok daha vahim. En köklü ve kurumsal olanları dahil yaklaşık 10 bin acente hiçbir destek alamadan ayakta kalma savaşında. Merak edenlerin, sevgili Abbas Güçlü’nün 12 Temmuz’da ‘Acentalar zora girerse turizm de zora girer’ başlıklı yazısını okumasını tavsiye ederim.
Tam içimi karartan verileri inceliyordum ki, üyesi olduğum turizm STK’larından SITE Türkiye grubuna birbiri ardına düşen iki mesaj her şeye rağmen geleceğe umutla bakmak ve güzel ülkemin sahip olduklarıyla bu krizi de atlatacağına inanmak gerektiğini gösterdi.

Antakya’da bir yıldız...

İlk haber Antakya’dandı ve yapımı geçtiğimiz yıl tamamlanan, The Museum Hotel Antakya’nın AHEAD (Konuk Ağırlama, Deneyim ve Tasarım) Ödülleri’nde hem ‘Yeni Oteller’ hem de ‘SPA&Wellness’ dallarında finale kaldığını bildirmekteydi. AHEAD Ödülü konaklama sektörünün önemli dergilerinden Sleepers tarafından her yıl dört bölgede, Asya, Avrupa, Orta Doğu ve Amerika’da ve her iki yılda bir küresel olarak verilen prestijli bir ödül. Dünyanın farklı ülkelerinden seçilmiş otel sahipleri, operatörler, mimarlar ve tasarımcılardan oluşan bir jüri, 15 kategoride aday gösterilen otelleri farklı kriterlerde değerlendirdikten sonra en iyilerini seçiyor.MÖ 300’den bugüne kalan bir duvara, 30 bin tarihi esere; dünyanın en büyük tek parça zemin mozaiğine, Roma hamamlarına ve 2’nci yüzyıldan kalan nefes kesici Pegasus tasvirine; şehrin en büyük sağlık merkezine, ilk balo salonuna ve dünya ölçeğinde beş seçkin restorana ev sahipliği yapan The Museum Hotel Antakya, işte bu yarışmada iki daldabirden finalde...

Gurur kaynağı Eskişehir!

Dünyaca ünlü Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates’in imzasını taşıyan ve kısa sürede Eskişehir’de çağdaş sanatın buluşma noktası haline gelen Odunpazarı Modern Müze (OMM) birinci yaşını ödülle kutladı. OMM, müze ve kültürel miras alanlarında dünya çapında önemli girişimleri öne çıkarmak ve onurlandırmak amacıyla İngiltere’de 15 kategoride düzenlenen 18’inci Müze ve Kültürel Miras Ödülleri yarışmasında 1 milyon pound’un üzerinde yatırım yapılan ‘Uluslararası Proje Ödülü’ne layık görüldü. OMM yeni sanat sezonuna da kısa bir süre önce ‘Günün Sonunda’ sergisiyle “Merhaba” dedi.

Yazının devamı...

SONBAHARDA İSTANBUL’DA SANAT

27 Eylül 2020

Bu hafta yurdun her köşesinde birbirinden çekici programlar ve aktiviteler sanatseverleri beklemekte. Gerekli önlemler alındığında ve kurallara uyulduğunda, küresel salgına rağmen, güven içinde yapılacak birbirinden farklı pek çok güzel program sizleri çağırmakta. Tüm bunlara bir de çevrim içi program ve gezileri eklersek, esasında seçenekler eskiye göre çok daha fazla. Sadece yeni şekil ve şartlara uyum sağlamak gerekiyor. Geçtiğimiz hafta başladığımız İstanbul ve sanat konusuna bu hafta İstanbul Modern’den iki yeni proje ve muhteşem bir filmle devam ediyoruz.

Perşembeleri ücretsiz

Bildiğiniz gibi Galataport inşaatı nedeniyle İstanbul Modern, Beyoğlu’ndaki geçici mekanında. Ve bu muhteşem müze 22 Eylül’den bu yana perşembeleri
11.00-17.00 saatleri arasında tüm sanatseverlere, salıları ise 14.00-17.00 saatleri arasında 18-25 yaş arası gençlere ücretsiz. Bu projenin arkasında ise Borsa İstanbul var.
Sanatseverler İstanbul Modern’deki tüm sergileri ücretsiz gezip ayda bir kez gerçekleştirilecek etkinlik, sanatçı atölyeleri ve film gösterimlerine katılabilecekler. Salı günleri ise gençleri sanat ve sanatçıyla buluşturan özel programlar beklemekte.

Çocuklar ve sanat

Çocukları da unutmayan İstanbul Modern’in 4-12 yaş arası için hazırladığı çevrim içi Modern ve Çağdaş Sanat Programı, dün başladı. Mesafeleri ortadan kaldıran program, yurdumun her köşesinden çocukların müze uzmanlarıyla çevrim içi bir araya gelerek modern ve çağdaş sanatı tanımasına, İstanbul Modern’in koleksiyonunda yer alan yapıtlar üzerinden, sanat tarihinden örneklere değinerek sanat akımlarını, teknikleri, üretim biçimlerini ve günümüz sanat çalışmalarını öğrenmesini sağlıyor. Sekiz farklı atölyeden birini ya da dilediklerini seçmek mümkün.

Yazının devamı...

İSTANBUL-KUŞADASI HATTI

6 Eylül 2020

Aylar sonra zorunlu birkaç işi halletmek için yine Şehr-i İstanbul’daydım ve muhtemelen sizler bu satırları okurken, ben kasabama dönüş yolunda olacağım. Yıllardır haftanın yarısını İstanbul, yarısını Kuşadası’nda geçirirken, mart ayında pandemi nedeniyle önce şehirlerarası seyahat yasağı, sonrasında üniversitedeki derslerimin çevrim içi olmasıyla, bu gidiş-gelişler yerini ‘Kuşadası’nda yaşam’a bırakmıştı.
Marttan beri bu İstanbul’a ikinci gelişim ama gelmemi zorunlu kılacak bir şey çıkmazsa, bu yıl üçüncüsü olmayacak kesinlikle. İstanbul’da kurumsal yapıya sahip şirketler ve işletmeler dışında kimsenin pandemi önemlerine uyduğu yok, trafik her zaman olduğu gibi çıldırtıcı ve hayat çok pahalı.

Güzel ama bahtsız

Şimdi dostlar soracak, ‘Kuşadası daha mı iyi?’ diye... Seyahat yasağı kalkmadan önce pek bir rahattık. Hastalık burayı teğet geçti derken, bayramla birlikte yurdumun her köşesinden kopup gelen yüz binlerle nüfusu bir anda 7-8 katına çıkınca, doğal olarak hasta sayısı da artmaya başladı.
Ek olarak bir de Aydın Büyükşehir ve Kuşadası Belediyeleri’nin el ele verip, yaptıkları mantık dışı uygulamalarla bizim kasabanın şehir içi trafiğini İstanbul’a benzetmeye çalışmaları var. Esasında bu saç baş yolduran yanlış uygulamaları benim işime yaradı, yıllardır dersler için örnek vaka arıyordum, sayelerinde buldum. Yerel yönetimler açısından bahtsız bir şehir Kuşadası...
Ama tüm bunlara rağmen İstanbul ile karşılaştırıldığında, yaşam hâlâ rahat, sebze-meyve taze, fiyatlar makul, hava temiz. Her ne kadar şehir içinde denize girmek sorunluysa da yakın çevrede seçenek çok.

Yazının devamı...