27 Mayıs Diyarbakır’ın İslam ordularınca fethinin 1382’nci yılıydı. Mezopotamya’nın kaderini değiştiren oldukça önemli bir tarihtir 27 Mayıs 638, amma velakin ne hikmetse pek bilinmez.
Esasında Diyarbakır’ın ya da yedinci yüzyılda Arapların kullandığı ismi ile Amid’in fethi konusunda bildiklerimiz de gerçeklerden çok rivayete dayanmakta... Mezopotamya ya da Arap coğrafyacılarının verdiği isimle Cezire’nin fethini anlatan kaynaklarda nedense Amid’in adı hiç geçmiyor. Yılı, kimin ve nasıl fethettiği konuları ise muğlak.

El-Vakidi anlatıyor

Bu konuyu anlatan kaynaklar arasında en bilinen üçü, El-Vakidi, Belazuri ve İbn Asem el-Kufı. Bunlardan El-Vakidi’nin altı bölümlük kitabının üçüncü bölümü ‘Diyar-ı Bekir’in Fethi’ adını taşımakta. El Vakidi kitabında, Arap ordusu komutanı Iyaz bin Ganem, Amid önlerine geldiğinde, “Hicretin 17’nci senesinin 7 Cemadi’I-Ula Cuma günüydü” demekte. Bu da 27 Mayıs 638 gününe denk gelmekte, amma velakin cuma değil de perşembeye.
El-Vakidi, şehrin fetihten önce Butros ve Yuhanna adındaki iki kardeş tarafından yönetildiğini, Yuhanna’nın, Dara meliki Mirtavs’ın kızı Meryem ile evlendiğini anlatır. Bir süre sonra, nedendir bilinmez, iki kardeşin arası açılır. Bunu fırsat bilen Meryem ise türlü entrikalar ile şehri ele geçirir ve Melike olur. Meryem’in 12 sene süren yönetiminde şehir büyür, huzur, refah ve adalet gelir.
Takvimler 638’i gösterirken, Iyaz bin Ganem komutasındaki Arab orduları Palu, Hani, Silvan, Bingöl ve Süveyda’yı aldıktan sonra şehri kuşatır. El-Vakidi’nin anlattığına göre Meryem şehrin ileri gelenleri ile yaptığı toplantı sonrası teslim olmayıp, savaşmaya karar verir ve herkesi şehirlerini savunmaya çağırır. Savunma hazırlıklarını gören Iyaz bin Ganem, adamlarıyla ne yapılması gerektiği konusunda istişare eder. Sonrasında da Amid Melikesi Meryem’e elçi göndererek, teslim olmasını ister. Ama Melike’den, “Küçük düşmektense savaşmak daha iyidir” cevabı gelir.

DİYARBAKIR’IN FETHİŞehrin Fethi

Bab’u’l-Ma’ yani bugünkü Yenikapı tarafını tutan komutanlarından Halid bin Velid’in kölesi, surlarda, şehirden dışarıya su akıtan bir menfez görür ve hemen Halid bin Velid’e haber verir. O da adamları arasından seçtiği 100 kişiyle, Iyaz bin Ganem’in de onayını alarak, içeri sızar. 30’a kadar sahabi ile şehre girmeyi başaran Halid bin Velid, dışarıda bekleyen Iyaz bin Ganem ve adamlarına kapıları açar ve İslam ordusu şehre girer. Melike Meryem ise savaşı kazanamayacağını anlayınca, hazineyi de alarak, Roma İmparatorluğu’na kaçar.

Konstantiniyye yoksa Diyarbakır mı?

Diyarbakır’ın o tarihteki konumu ve önemi, İslam’ın Anadolu’ya yayılmasında oynadığı kilit rol, ayrıca barındırdığı peygamber kabirleri göz önüne alındığında, bu olasılık İstanbul’dan daha mantıklı esasında...
Dördüncü yüzyılda Büyük Konstantin, İstanbul ve Diyarbakır surlarını yaptırır. İkisi de Konstantiniyye ismini hemen hemen eş zamanlı alır. Hz. Muhammed önce Konstantiniyye’nin sonra Roma’nın fethedileceğini söylemekte. Roma şehrinin hiçbir zaman fethedilmediğinden yola çıkıldığında, Roma ile Roma İmparatorluğu’nu kastetmiş olmalı. Yani önce Konstantiniyye, bugünkü adı ile Diyarbakır fethedilecek, sonra da kalan Roma toprakları...
Zaten Halid bin Velid de Diyarbakır’ın fethi esnasında, “Şunu biliniz ki, biz maddi güç ve sayımızın çokluğuyla değil; belki de Allah’ın yardımı ve peygamberi Hz. Muhammed’in bereketi sayesinde bir yere hakim olmuşuz. Nitekim peygamberimizin bu konuda vaadi vardır” demekte. Buradaki vaat Konstantiniyye’nin yani Diyarbakır’ın fethi olsa gerek.
Yine Hz. Muhammed, Heraklius’un da Roma’dan önce fethedileceğini söylemekte ki bugün Ulu Camii’nin bulunduğu yerde kilise yaptıran İmparator Heraklius’tur.
“Konstantiniyye muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden emîr ne güzel emirdir. Onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” Adı geçen Hadis-i Şerif bu bilgiler ışığında yorumlandığında, o günkü şartlarda gündemde olan Konstantiniyye şehrinin bugünkü Diyarbakır olma olasılığı bin 500 km. ötedeki İstanbul’dan çok daha yüksek görünmekte...