Klavyenin başına geçtim ve hiç düşünmeden başlığı yazıverdim. Nereden geldi aklıma şimdi bu başlık diyordum ki, beynim normal işleyişine döndü, gülmeye başladım. Yolda dinlediğim Nilüfer’in albümünden etkilenen bilinçaltımın kısa bir süreliğine de olsa parmaklarımın kontrolünü ele geçirmeyi başarmasının sonucuydu bu haftaki başlık.

Hadi beni yine sev
Beni deli deli sev
Beni yine yeni yeni
Yine yeni yeniden sev

‘Yeniden Sev’ şarkısının nakaratındaki ‘Yine Yeni Yeniden’ cümlesi aynı zamanda sevgili Nilüfer’in 1992 yılında çıkardığı albümünün de adı. Nilüfer, yıllardır severek dinlediğim ve saygı duyduğum sanatçılar arasında. Umarım bir gün beraberce Şehr-i Konstantiniye’yi adımlar, dar ve loş sokak aralarında saklanan eski İstanbul’u ve onun ruhumu kâh şenlendiren kâh hüzünlendiren müziğini konuşuruz.

Yeni bir albüm, duru ve dinlendirici

Albümü hatırlamamın bir diğer nedeni de İstanbul Erkek Lisesi’nden arkadaşım, bir başka değerli müzisyen Hakan Kurşun. Sevgili Hakan da Nilüfer’in bu albümünde, yanılmıyorsam ‘Aman’ şarkısında, basgitar ve elektrogitar çalıyordu. Başarılı bir müzisyen bizim Hakan. EMI Türkiye Genel Müdürlüğü de yaptı, İTÜ ve Bilgi Üniversitelerinde hocalık da... TRT 3’de ‘Havada Müzik Var’ programını tavsiye ederim. Bir yandan da üretmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde, ‘Worte in in meiner Hand’ yani ‘Elimdeki Kelimeler’ isimli sekiz parçalık yeni bir albümü çıktı Hakan’ın. İlk üç şarkının sözleri, ‘Holzkoffer’ ve ‘Die Reise zur Totenmesse’ adlarında iki Almanca şiir kitabı olan babası Kubilay Kurşun’a ait. Dinlemesi kolay, dinlendirici albüme YouTube, Apple ya da Spotify üzerinden ücretsiz ulaşmak mümkün. Bu arada unutmadan Kubilay Amca’nın ‘Holzkoffer’ adlı şiir kitabı, ‘Tahta Bavul’ adı ile Türkiye’de de yayınlanmıştı yıllar önce...

İstanbul yine yeni yenidenYeniden İstanbul

İstanbul yürüyüş turları, yeni rotalar ve yeni konularla başlıyor gibi. Yeni etkinlikler, sergiler ve programlar birer birer arzı endam etmeye başladılar. İstanbul turlarında uzmanlaşmış dostlar, yavaş yavaş sanal turlardan gerçek turlara geçmeye başladılar. Yepyeni tur programları hazırlıyorlar İstanbul’u adımlamayı sevenler için. Bu arada henüz olgunlaştıramadığım, birkaç yeni rota çalışması bende de var. Eğer istediğim gibi olurlarsa, sizlerle de paylaşıp fikrinizi soracağım.
Ama bugün paylaşmak istediğim Beykoz’daki eski Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası’ndaki bir sergi. Esasında bir sergiden de fazlası olan ‘Kundura’nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya’
Tarihi 1800’lerin başına uzanan, 2018’den beri de İstanbul’un önemli kültür ve sanat merkezlerinden birine dönüşen Beykoz Kundura, Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet’i kapsayan zengin bir geçmişe sahip. Osmanlı döneminde deri ve kağıt imalathanelerinin bulunduğu bu alan Cumhuriyet’ten sonra Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası olarak faaliyetine devam etti. 1999 yılında üretime son verilen, ama kısa zaman içinde yaratılan film ve dizi platolarıyla yeni bir kimliğe kavuşan Beykoz’daki Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası kısaca sanayileşme tarihimizin en önemli yapılarından biri.

İşte bu mekanda 18 Haziran’da kapılarını önce Sümerbank emektarları ve ailelerine açan sergi, 1 Temmuz itibarı ile ise artık tüm İstanbullulara açık. Kundura Hafıza Kültürel Mirası Koruma Derneği’nin bu ilk sergisinde fabrikadan kalan makineler, belgeler, eski çalışanlar ve ailelerinin bağışladığı nesnelerin yanı sıra, 2015’ten beri sürdürülen sözlü tarih görüşmeleri var. Kaçırılmaması gereken bu sergiyi www.beykozkundura.com adresinden randevu alarak gezmek mümkün. Unutmadan, aynı mekanda bu yaz ‘Bir Yaz Gecesi Festivali’ kapsamında açık hava film gösterimleri, konserler ile temmuz sonunda başlayacak çocuklara özel atölyeler de var. Yapılacaklar listenize eklemeyi unutmayın.