EvdeKal için iki Netflix dizisi

Alias Grace

Alias Grace, Margaret Atwood’un (son yılların en iyi dizilerinden The Handmaid Tales’ın yazarı) aynı isimli romanından uyarlanmış ve gerçekten yaşanmış olaylara dayanan mini bir dizi. Başrolde Grace Marks’ı canlandıran Sarah Gadon’ın yanı sıra, David Cronenberg, Anna Paquin ve Zachary Levi gibi ünlü isimler de kadroda yer alıyor. Toplumsal cinsiyet ve psikolojiye dair birçok detay barındıran başarılı senaryosunun yanında, oyuncuların performansları övgüye değer... Özellikle, Sarah Gadon’un Grace’i canlandırmasına hayran kalmamak elde değil. Duygu geçişlerini iliklerinizde hissedebildiğiniz, abartıdan uzak ve ilk sahneden itibaren etkileyiciliğini koruyan mimikleriyle büyük bir oyunculuk.
Kâhya olarak çalıştığı evin sahibi Thomas Kinnear ve o evin başkâhyası Nancy Montgomery’i öldürmekten yargılanan Grace Marks’ın, hapishanede geçirdiği 15 yılın ardından, Simon Jordan isimli bir psikiyatrla seansları ve flashback’lerle Grace’in cinayetlerden önceki hayatına eşlik ediyoruz.
Hikâye ilerledikçe, Dr. Jordon ile Grace’in arasındaki ilişkinin gelişim ve değişimi ortaya çıkıyor. Hapishanedeki gardiyanların tutumlarından, akıl hastanesindeki doktorların şimdilerde etik dışı, ilkel olarak tanımlayabileceğimiz uygulamalarına kadar, kendi öz babası dahil olmak üzere Grace Marks, erkeklerden hep kötü muamele görmüş bir kadın. Ancak, Dr. Jordan’la seanslarda kurdukları ilişki, en başından beri güvene dayalı olarak ilerliyor ve Grace’in zamanla Jordan’a karşı daha da açık olmaya başladığını görüyoruz. Jordan’ın güvene dayalı bir ilişkinin psikiyatr ile danışan arasındaki ilişkide önemli olduğunu savunan, dönemine göre farklı düşünen bir doktor... Dizi ilerledikçe güvenin hızlı biçimde sağlanmasının nedeni daha iyi ortaya çıkıyor.
The Crown (4. sezon)

2016’da başlayan The Crown, dördüncü sezonuyla son günlerin en çok ilgi gören dizisi. Daha ilk sezonundan itibaren İngiliz Kraliyet Sarayı içinde yaşananları, son kraliçe Elizabeth’in 1952’de tahta çıktığı dönemden başlayarak anlatan senaryo, mekânları ve oyunculuk kalitesiyle seyirciyi yakaladı. Her yönüyle sinema filmlerinin kalitesini aratmayan, büyüleyici bir dizi oldu. Senarist ve dramaturg Peter Morgan, sinemada Helen Mirren’e Oscar kazandıran The Queen (2006) filminin de senaryosunu kaleme almıştı. Monarşinin gücünü ve bunun insan ruhunda neleri değiştirdiğini, hikâyelerin arasına yerleştirdiği sıradan yaşam özlemleri ve hayal kırıklıkları açılımlarıyla mükemmel harmanlayan senaryolar yazıyor. Dönemin politik olaylarına, İngiltere tarihinin önemli politik karakterlerine, en güzel saray içinde kraliçe huzurunda gerçekleşen ikili konuşmalarla tanık oluyoruz. Çoğu kurmaca olsa da çok etkileyici... Dördüncü sezonda Elizabeth karşısında Margaret Thatcher ve Prenses Diana sahne alıyor. Yakın tarihin bu önemli kadın figürleri arasındaki ilişkilerde, yer yer gerilim ve akıl oyunları var. Yeni sezonda Elizabeth’i Olivia Colman tekrar canlandırıyor, Thatcher’da Gillian Anderson, Diana’da ise Emma Corrin var.