Gerekli gereksiz her konuda duyar kasmak ata sporu mu oldu? Linç edileceğim korkusundan yakında kendimi dört duvara kapatan ve herkesle iletişimini koparmış yalnız bir birey olarak devam edeceğim yaşamıma.

Geçen akşam bir yarışmada eşi Eser Yenenler ile sunuculuk yapan Berfu Yenenler 'ben kendimi ne zaman sana bıraksam bizim çocuğumuz oluyor' diye espri yaptı. Allah Allah, linç linç linç! Ahlaksızlıkla yargılayan mı dersiniz, patavatsızlığıyla sıfatlayan mı, kadınlığıyla vuran mı, ailesine dil uzatan mı?

Konu da şuradan gelmiş; Berfu Hanım ilk kez sunuculuk yaptığı için fazla heyecanlanıyor. Eşi Eser Bey de 'rahat ol' dercesine 'sen kendini bana bırak' diyor. Onun üzerine malum cümle. Muhabbet bu kadar yani.

Ödül gecelerinde böyle espriler hep olur. Mehmet Ali Erbil de yapıyordu, Cem Davran da, Okan Bayülgen de ekran önünde mizah yaparlar. Aslında Berfu Hanım'ın Instagram'da yaptığı açıklama gelen her tepkiye kapak gibi cevaptı: "... burası özgür bir ülke. Eminim bu şakayı bir erkek yapsa bu kadar üstünde durulmazdı, kadın olarak bu şakayı yaptığım için kendimi hiç rahatsız hissetmiyorum ve bana bu alanı açtığım için kocama teşekkür ediyorum."

Dediği doğru, bu espriyi yaptığı için değil, bu espriyi özellikle bir kadın yapıyor diyeydi tepkiler. Ahlak kavramı altında argo jargonları erkek egemen kılmaya çalışmak zavallıca. Kabul edilebilir gibi değil! Kadını erkeği yok, bu esprinin de bir espri olmaktan öte misyonu yok. Altında başka bir şey arayanın bilinci kirliyse demek, orada benim de yapabileceğim bir şey yok.

GONCA VUSLATERİ'Nİ KIZDIRAN ŞEYİN SEBEBİ AŞIRI HAYVAN SEVGİSİ Mİ, YOKSA YANLIŞ ÜSLUP MU?

Gonca Vuslateri'nin evine televizyon kurulumuna gelen teknik ekibi, evdeki hayvanı başka odaya kapatmalarını istediği için kapıdan geri döndürdüğü konusunu okudum geçen gün.

Gonca Hanım, bizim de akita (japon kurdu) cinsi bir kızımız var. Evladımız gibi, her şeyimiz. Sizi çok iyi anlıyorum. Lakin ben eve kurye gibi -kapıdan teslim yapıp gidecek- biri bile geldiği zaman, kapıyı hafif aralayarak ona hayvan korkusu olup olmadığını soruyorum. Herkes hayvanlara karşı bizim gibi yaklaşmak durumunda değil. Çünkü alerjisi veya korkusu olanlar var. Hayvanlara herhangi bir saygısızlık etmemeleri koşuluyla biz de onlara saygı duymak durumundayız. Korkusu olanlar bunu zamanla yine bir hayvanın sevgisiyle aşabiliyor. Yine de küçük dostlarımızı çok sevdiğimiz için, diğerlerine bunu dayatamayız. Ne yapabiliriz? Bu konuda hassasiyet oluşturabilir, özendirebilir ve örnek teşkil edebiliriz.

Konunun teknik ekibin üslubuna dayandırılmış olduğunu da okudum. Eve gelen bir ekibin açıkçası emir kipiyle ev sahibinden bir şey talep edeceğine inanasım gelmiyor. Ya da bugüne kadar benim evime gelen ekipler mi çok nezaketliydi? Tavrınız sadece üslup kaynaklıysa konuya sonuna kadar hak veririm. Hatta olay mahreminiz içinde kaldığı sürece ne şekilde olursa olsun kimseyi ilgilendirmez. Fakat bunu takipçi kitlesi olan sosyal medya hesabınızda paylaştığınız zaman, takipçilerinize hiç tanık olmadıkları bir olay için birisi/birileri üzerinde peşin hükümlü olma hatta yargısız infaz yapma hakkı veriyorsunuz. Sizin gibi etkileşimi yüksek olan isimlerin paylaşım yaparken olaylara bu yönüyle bakması da gerek.

NEYİZ BİZ? ÇIKMA TEKLİFİ GERİ GELSİN

Bu yeni dönemde aklımın mantığımın almadığı bir durum var. Görüşüyorsun, yazışıyorsun, birlikte zaman geçiriyorsun, duygusal olarak bir yoğunluk var ama ne olduğunuzu bilmiyorsun; sevgili misiniz, flört müsünüz, arkadaş mısınız yoksa partner misiniz nesiniz yani... İşin sonu 'dünya ahiret bacımsın'a kadar geliyor, az kaldı!

Bu ne olduğu belirsiz ikili ilişkilerde birisi bir anda sıkılıyor, çekip gidiyor. Diğeri de ağlayıp zırlıyor, sonra tüm arkadaşlarının kafasını aşk acısıyla ütülüyor. İki hafta sonra tekrar bir araya geliyor bu ikililer. Bari eşin dostun kafasını ağrıttığına değse.

Çıkma teklifi geri mi gelse? Ya da eski adetler.

'İlişkinin adını koymak' günümüzde demode algılansa da ben hala bunun arkasındayım. Tanımı olmayan bir iletişim varsa ya geride yedekler vardır ya da günü kotarıp ilk fırsatta tüyecek olan bir partner. Kimse bana tepki göstermesin, yaşanan sonsuz örneği var!

Ve daha da kötüsü bunu 'anı yaşamak' ya da 'rahatlık' ya da 'takılıyoruz' gibi süslü kelimelerle iknaya çalışmak. Öyle bir dünya yok.

Bir yerlerde belirsizlik varsa ve onu çözemiyorsanız aksiyonlarınızı erkenden alın. Yoksa sonu derin yaşayan için bunalımdır, depresifliktir hatta acıdan zevk alanlar için depresyondur. Peki diğeri için nedir biliyor musunuz? 'Gelsin sıradaki!'