Bir zamanlar geleneksel medyanın kralı Okan Bayülgen, dijital medyanın emeklisi oldu

1 Ekim 2021

Ekran deneyimi benim yaşımdan fazla olan bir değerin önünü arkasını hiç düşünmeden konuşmasına şaşırdım bugün. 'Bir değer' diyorum, çünkü yıllarına ve toplumda edindiği konuma saygım var. Okan Bayülgen'den bahsediyorum. Bir kesimin güçlü bir entelektüel olduğuna ve iyi mizah yaptığına inandığı için sevdiği, ekranda gözlerinin aradığı sunucu, aktör, komedyen bir yandan da fotoğrafçı kişilik.

Dün akşam, henüz izleyemediğim bir programda kendisine yöneltilen "Fenomenlik de yeni bir meslek oldu ya..." ibaresini balla keserek, "Onların hepsini çöpe atıyorum. Hepsi çöp. Para kazanmaya çalışan zavallılar hepsi. Hiçbir şey olmaz onlardan. Onlar bazı mobil uygulamalar geçerliliğini koruduğu sürece bir şeyler yapabilen, bu yolla da üç beş kuruş paza kazanabilen insanlar. Tanıdığımız, sevdiğimiz sanatçıların bu işlere girmesi bende utanç duygusu uyandırıyor" dediği video düştü sosyal medyanın tam da ortasına.

Bu bölüm cımbızlanarak paylaşıldığı için konu nereden buraya geldi bilmiyorum. Lakin sadece bu bölümü kendi içinde değerlendirdiğimde iki fikrim oluştu. Öncelikle influencer ve fenomen arasında fark vardır. Global adıyla influencerlar artık yeni medya anlayışıyla doğan mesleğin işçileri. Kelime anlamıyla 'etkileyen kişi' demek. Platform olarak sosyal medyada boy gösterdikleri paylaşımlarla takipçilerini etkileyebilen, bazen ilham olan, geçenlerde Simla Canpolat gibi akım yaratan, satın alma kararlarını etkileyen kişiler demek.

Bu işi icra edenlerin para kazanma kaynağı da markalarla yaptıkları işbirlikleri. Yani geleneksel medyaya dönecek olursak televizyondaki bir ünlünün şampuan reklamında oynaması, bir şefin mutfak ürünü markasıyla anlaşıp billboardlarda yüzünün görünmesi gibi. Sosyal medyadakinin bundan farkı ne? Küçük-orta-büyük kitle ölçekli içerik üreticiler ilgi alanlarına göre markaların kadrajına giriyor. İşbirliği ya da PR anlaşması yapılıyor. İşbirliği karşısında kazanç sağlanırken devlete vergiler de ödeniyor. Üstelik herkesin influencer olma potansiyeli varken bu işi başarıyla yapabilen de az.

Peki fenomen nedir? Geniş bir kitleye ulaşmış, hayatı ilgili takip edilen, magazinlere konu olabilen bir nevi sosyal medya ünlüsü; Duygu Özaslan gibi. Ne her fenomen içerik üreticidir, ne her içerik üretici fenomen. Hem fenomen hem içerik üretici olan profiller de vardır. Bu tıpkı her denk küme eşit değildir, ama her eşit küme aynı zamanda denktir gibi bir mantık.

Şimdi geliyorum ikinci yorumuma. Sadece fenomen kişiliğiyle öne çıkanların, hiçbir vasfı olmadan ve altı doldurulamaz nedenlerle ünlenip her yerde gözükmesini ben de, hatta bu yazıyı okuyan herkes de sorguluyor. İyi akademik eğitim alanların ve yüksek pozisyonlarda çalışanların çoğu zaman bu kişilerden az kazandığını da duyuyoruz. İsyanlar ve hiçbir merciye dayandırmaya hakkımız olmayan yargılama burada başlıyor. İyi de zamanında TV ünlüleri ve figürleri de iyi eğitimli ve üst düzey yönetici olarak çalışanlardan kat be kat fazla paralar kazandı. Okan Bayülgen de bunlardan biri. O zaman bunlara da yargı dağıtmak mı lazım? Karşılığında alacağı ücret için çamaşır suyu reklamında seslendirme yapan Okan Bayülgen dün akşam nasıl diğer ünlüler adına utanç duyabiliyor? Sosyal medyada hiç düşünmeden binlerce insan nasıl haklı diyerek bu insanları bir kalemde küçümseyebiliyor. Para kazanmak ne zaman zavallılık olmuş? Gençler bu ülkede bir şekilde tutunmaya çalışıyor. Bütün dünya artık böyle para kazanıyor. Hepsi yerine 'bu işe bulaşan bir grup insan' deseydi, 'her meslek dalında olduğu gibi bu işin de soytarıları var' deyip geçerdim, lakin bu döngüdeki herkesi mesnetsiz olarak damgalayan bir yoruma saygım olamaz!

Bir müzisyen şarkısını, bir yazar kitabını, bir modacı tasarımını, bir dijital içerik üretici de içeriğini ortaya koyuyor. Sonuç olarak hepsi birer üretim. Ve üretimin sağlandığı bir sahanın emekçilerine 'çöp ve zavallı' demeyi iyi niyetli görmüyorum. Bu bir dönem işi. Zamanın ruhu diye bir kavram var. Bir zamanlar geleneksel medyanın kralı olan Okan Bayülgen, bu açıklamalarıyla dijital devrin emeklisi oldu.

Yazının devamı...

BU YIL, HANDE YENER'İN SEZEN AKSU'NUN SÖZÜNÜ DİNLEDİĞİ YIL

24 Eylül 2021

Sezen Aksu'nun sahnelere vedasını yaptığı Amsterdam konserinde Hande Yener de vardı. Hatta Hande, Sezen Aksu'nun fotoğrafının olduğu bir tişört giyip gelmişti.

O konserde Sezen Hanım tarafından sahneye de davet edilip "Bu kız da benim öğrencilerden, fazla bilinmese de" demiş ve "Sen sadece sahnede dur ve güzel şarkılar söyle. Çünkü şarkı söylediğin zaman söylemiyorsun, öttürüyorsun" diye de eklemişti. Aslında sürekli bir tarz değişikliğinde olan Hande'ye atıfta bulunmuştu. Üzerine de Hande, Sezen Aksu'nun klasiklerinden 'Yeter'i öyle bir söylemişti ki, seyirci de her kıta arasında alkışlarıyla desteklemişti.

Hande'nin kendini keşfetme süreci bitmedi
Hande'nin kafasını onu uzun yıllardır takip eden bir dinleyicisi olarak iyi anlıyorum. Ona göre Sezen Aksu'nun dedikleri doğruydu ama zamanı vardı. Çünkü Hande Yener keşif dönemini henüz bitirmemişti. Daha yapacakları vardı. O konserden bugüne beş yıl daha geçti. Hande üzerine üç albüm daha yaptı ve seneye bir sonraki geliyor. Araya da birçok single (tekli) sığdırdı. Çıkardığı her şarkının birbirinden alakasız olması dinleyicinin kulağında karmaşa yaratsa da unutulmaması gereken bir şey vardı; Z kuşağı arkadan geliyordu ve Hande'nin kraliçelikten divalık koltuğuna geçmesi için o kitleyi de yakalaması gerekiyordu.

Hande'nin asıl kitlesi Y kuşağı
Gençler de Hande'yi seviyor. Ama şu an trendler Z kuşağını, bizim zamanımızdaki pop müzikle yakalamak için yeterli değil. İki sene önce kustururcasına rap dinlenirken, bu sene rap bir şarkı hit olmadı. Yani zamanın ruhunun değişme hızı, bizim beynimizin çalışma hızından daha fazla.

21'nci yılın içerisinde Hande'yi daha farklı gözlemliyorum; tam da 2016'daki o konserinde Sezen Aksu'nun söylediği gibi. Daha güzel şarkılar seçiyor, sahneyi bireysel olarak daha çok dolduruyor. Repertuvarına 'Firuze', 'Ya Sonra', 'Gidenlerden' gibi esaslı coverlar da ekleyerek sesinin tamamen ön plana çıktığı konserler veriyor. Fakat yüce gönüllülüğünü biraz köşeye koyup daha çok şarkı yazarı ve besteciyle yeniden çalışmasını isterim. 'Hepsi Hit Vol1' albümünün bu kadar güzel olmasının nedenlerinden biri, çok sesli bir koro gibi ekip çalışmasının ürünü olmasıydı.

Bu yıl vokal performansı ilk yıllarından çok daha iyi

Yazının devamı...

BERFU YENENLER ESPRİ YAPTI, O KADAR!

10 Eylül 2021

Gerekli gereksiz her konuda duyar kasmak ata sporu mu oldu? Linç edileceğim korkusundan yakında kendimi dört duvara kapatan ve herkesle iletişimini koparmış yalnız bir birey olarak devam edeceğim yaşamıma.

Geçen akşam bir yarışmada eşi Eser Yenenler ile sunuculuk yapan Berfu Yenenler 'ben kendimi ne zaman sana bıraksam bizim çocuğumuz oluyor' diye espri yaptı. Allah Allah, linç linç linç! Ahlaksızlıkla yargılayan mı dersiniz, patavatsızlığıyla sıfatlayan mı, kadınlığıyla vuran mı, ailesine dil uzatan mı?

Konu da şuradan gelmiş; Berfu Hanım ilk kez sunuculuk yaptığı için fazla heyecanlanıyor. Eşi Eser Bey de 'rahat ol' dercesine 'sen kendini bana bırak' diyor. Onun üzerine malum cümle. Muhabbet bu kadar yani.

Ödül gecelerinde böyle espriler hep olur. Mehmet Ali Erbil de yapıyordu, Cem Davran da, Okan Bayülgen de ekran önünde mizah yaparlar. Aslında Berfu Hanım'ın Instagram'da yaptığı açıklama gelen her tepkiye kapak gibi cevaptı: "... burası özgür bir ülke. Eminim bu şakayı bir erkek yapsa bu kadar üstünde durulmazdı, kadın olarak bu şakayı yaptığım için kendimi hiç rahatsız hissetmiyorum ve bana bu alanı açtığım için kocama teşekkür ediyorum."

Dediği doğru, bu espriyi yaptığı için değil, bu espriyi özellikle bir kadın yapıyor diyeydi tepkiler. Ahlak kavramı altında argo jargonları erkek egemen kılmaya çalışmak zavallıca. Kabul edilebilir gibi değil! Kadını erkeği yok, bu esprinin de bir espri olmaktan öte misyonu yok. Altında başka bir şey arayanın bilinci kirliyse demek, orada benim de yapabileceğim bir şey yok.

GONCA VUSLATERİ'Nİ KIZDIRAN ŞEYİN SEBEBİ AŞIRI HAYVAN SEVGİSİ Mİ, YOKSA YANLIŞ ÜSLUP MU?

Gonca Vuslateri'nin evine televizyon kurulumuna gelen teknik ekibi, evdeki hayvanı başka odaya kapatmalarını istediği için kapıdan geri döndürdüğü konusunu okudum geçen gün.

Gonca Hanım, bizim de akita (japon kurdu) cinsi bir kızımız var. Evladımız gibi, her şeyimiz. Sizi çok iyi anlıyorum. Lakin ben eve kurye gibi -kapıdan teslim yapıp gidecek- biri bile geldiği zaman, kapıyı hafif aralayarak ona hayvan korkusu olup olmadığını soruyorum. Herkes hayvanlara karşı bizim gibi yaklaşmak durumunda değil. Çünkü alerjisi veya korkusu olanlar var. Hayvanlara herhangi bir saygısızlık etmemeleri koşuluyla biz de onlara saygı duymak durumundayız. Korkusu olanlar bunu zamanla yine bir hayvanın sevgisiyle aşabiliyor. Yine de küçük dostlarımızı çok sevdiğimiz için, diğerlerine bunu dayatamayız. Ne yapabiliriz? Bu konuda hassasiyet oluşturabilir, özendirebilir ve örnek teşkil edebiliriz.

Yazının devamı...

TUĞBA YURT'A DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ: HARBİYE AÇIKHAVA KONSERİ

3 Eylül 2021

Müzik her koşulda insanların ortak dili. Özellikle olumsuzlukların yoğun olduğu bu dönemde hala konser afişleri görmek o kadar iyi geliyor ki... Harbiye Açıkhava, Kuruçeşme Açıkhava, Vadi Açıkhava ve niceleri derken her gün bir yerlerde etkinlik var.

Dün akşam ben de Tuğba Yurt'un Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'ndaki ilk konserindeydim. Bu konseri merakla beklememin sebepleri vardı. Ne kadar kıdemli sayılabilir olsalar da yeni isimlerin artık büyük maçlarda boy göstermesi gerekiyordu. Son yıllarda konser programlarının hepsinde aynı isimleri görmek kabak tadı veriyordu. Geçen yıldan beri kayda değer değişiklikler oluyor. Aleyna Tilki, Simge, Tuğba Yurt, Edis, Merve Özbey (hatta önümüzdeki haftalarda İrem Derici) büyük konserler yapmaya cesaret ediyor.

Bu konserlerde doluluk oranlarını fazla önemsemiyorum. Ya da sosyal medyada takipçi sayıları yüksek diye konserde izdiham çıkmasını beklemiyorum. Konser sanatçısı olmak ayrı bir kulvar. Örnek vermem gerekirse; nitekim dijitaldeki rakamları nispeten daha az olan Funda Arar'ın ezelden beri tüm büyük konserlerinde tek boş koltuk bulamazsınız.

Sosyal mesafe kuralları nedeniyle konser mekanlarının en fazla yarı kapasitesi kadar bilet satışı yapılabiliyor. Dün Tuğba'nın konserinde doluluk oranı göz kararımla yarının çok üzerindeydi. Mantıken yüzde 100 doluluk olarak kabul etmemiz lazım. İşin ticari kalemlerini düşününce sınıfı geçiyor. Yani bir konser daha yapabilir.

Performans olarak şahane vokal şovları vardı Tuğba'nın. Dün oraya gelen herkese bu ispatlandı. Şarkı söylemek için yaratıldığına inandığım özel bir yetenek var onda. Yani evrileceği yol 'konser sanatçılığı'. Bu yüzden sadece açıkhavalarda konser veriyor. Bir bar ya da plaj ortamında sahne yaptığına hiç tanık olmadım. Gittiği yol onun için en iyi yol.

Arabesk, türkü, yavaşlar, hareketliler, 90'lar ve kendi şarkılarıyla rengarenk bir repertuvarı vardı. İkinci bölüm seyircinin nabzını tutmak noktasında çok başarılıydı. Özellikle son yarım saat kimse yerine oturmadı. Bu oraya gelenleri evine mutlu göndermek için önemli.

Tuğba'nın son hiti 'Benim O'yu şarkının söz&müzik sahibi Ersay Üner'le düet söyleyeceğini konser öncesinde tahmin etmiştim. Şarkının kaydında da geri vokallerde Ersay Bey'in sesini duyuyorduk. 'Benim O'yu ortalarda söylemek çok yerinde bir stratejiydi. Bir sanatçının konserine genellikle yeni şarkısını dinlemek için gidersin; o yüzden bu önemli bir silahtır ve atışı doğru yerde yapmak gerekir. İlk şarkıda söyleyip kurşunu harcarsan, seyircinin çoğu sonuna kalmadan konserden gider.

Repertuvar konusunda şaşırdığım detaylar da var. Sevgili Tuğba, sen janrındaki diğer isimlerin yapamadığı kadar 12 şarkılık sağlam bir pop albümü yaptın. Hatta geçen senelerde kendimce bu albümü 'yılın albümü' seçerek yazmıştım. Neredeydi 'Vur Kaç', 'Taş Yürek', 'Geliyo Geliyo' gibi şarkıların? Tamam 'Adı Aşk' ve 'Cennetim Olsun' gibi güzel iki şarkına yer vermişsin ama bana yetmedi, sonraki konserler için lütfen bu önerimi dikkate al. Hatta açılışı 'İnceden İnceden' yerine 'Vur Kaç'la bir dans şovu eşliğinde yapabilirsin. Ya da konserin sonlarına doğru disko ortamı yaratıp bir dj performansla sonlandırabilirsin. Açıkhava konserleri başında ve sonunda bazı şovlar ister. Mesela öyle bir 'Yorgun Yıllarım' söyledin ki tüylerim hala havada. Neden arkasından bir arabesk daha patlatmadın? Şarkılar arası geçişlerde bunlara dikkat edilmeli.

Yazının devamı...

SEDA SAYAN BOŞUNA DEMEMİŞ: HERKES KALBİNİN EKMEĞİNİ YER

2 Haziran 2021

Yemekteyiz'i Onur Büyüktopçu'nun sunduğu zaman bir sunucu değişikliği yaşanmıştı hatırlarsanız...

Ve o dönemde 'Seda Sayan'ın, Onur Büyüktopçu'yu ekmeğinden ettiği' şeklinde iddialar ortaya atılmıştı. Böyle bir şey olmadığını her ne kadar iki taraf deklare etse de yeterince ikna edilememişti izleyici.

Doğru, böyle bir şey söz konusu değildi...

Yemekteyiz'i sunduğunda sevgili Onur Büyüktopçu ile iletişimdeydik. İkinci sezonun sonunda programdaki görevinden ayrılıp yeni projelerde yer almak istiyordu. Asıl mesleği oyunculuk olan biri için haklı sebepti.

Nihayetinde Onur Büyüktopçu programdan ayrılmış, programın devamında yeni sunucusu Seda Sayan olmuştu. Süreçler tamamen profesyonellik çerçevesinde ilerlemişti.

Sonrasında Onur Büyüktopçu yaz sezonu boyunca 'Çarkıfelek'i sundu. Ardından yine Kanal D'de öğle kuşağında yayınlanan 'Gelinim Mutfakta'yı Fatih Ürek'ten sonra sunmaya devam etti.

Aslında soru işaretleri buradan sonra çoğalmıştı. Çünkü programı sunarken mutlu olduğu gözlemlenen Onur Büyüktopçu'nun yeni sezonda da devam etmesi bekleniyordu. Fakat öyle olmadı. Programı sunma görevi verilen yeni isim Seda Sayan olduğu için Yemekteyiz dönemindeki iddialar tekrarladı.

Açıkçası buradaki devir teslim sürecinin nasıl geliştiğine dair bilgim yok. Ama Seda Sayan'ın, Onur Büyüktopçu'yu ekmeğinden etme iddiaları bir şehir efsanesine dönüşmüştü bile. Üstelik izleyicinin olayların perde arkasını hiçbir şekilde bilmemesine rağmen.

Yazının devamı...