ŞARKIYI TEKRAR TEKRAR DİNLETMENİN SIRRI

Ece Mumay'ın yeni teklisi 'Peri'de şahane bir formül var.

Şarkıyı bir özgüvenle açıyorsun.

İlk birkaç sözü anladıktan sonra muazzam bir enerjiyle yükleniyorsun. 

Nakarata doğru gaza gelip tam şaha kalkacaksın ki 'Latince mi, Hintçe mi, Türkçe mi buralar?' diye devreler yanmaya başlıyor.

Sonra yorumlara bırakıyorsun kendini.

Bakıyorsun da bakıyorsun...

Tek tek okuyorsun. Ama net tek bir yanıt bile bulamıyorsun.

Sonra şarkıyı başa sarıp bir daha dinliyorsun.

Bir iki sözü daha çıkarmaya başladıkça bir hışımla ve hırsla eksik kalanları tamamlamaya çalışıyorsun.

Derken şarkıyı defalarca dinliyorsun.

Artık sözlerin tamamını anlamaya başlağında şarkının hastası oluyorsun.

Bir 'geri geri geri' bir 'peri peri peri' diye şarkı beyninde kira vermeden kalmaya başlıyor.

Galaksi'den Sonra Riskti

Ece'nin geçen yıl çıkardığı ve hala listeleri zorlayan şarkısı 'Galaksi'yi dinlerken tam da bu fikirdeydim. Hatta ilk dinlediğimde 'bu ne biçim şarkı be' demişliğim var.

Sonra her yerde duyar oldum. Serdar Ortaç şarkısı gibi. Vücudum istemsizce galaksinin ritmini tutmak istiyordu.

Ben de koyverdim kendimi. Açtım galaksiyi, verdim coşkuyu.

'Yılın şarkısı budurrrrr' diye bir alnıma yazmadığım kaldı.

Yepyeni bir tarzdı. O kadar sıradan şarkılar tekrarlıyordu ki, can suyu gibi gelmişti.

Peki Ece bu galaksiden sonra ne yapacaktı?

Başarıyı uzun soluklu sürdürmek için tarzını oturtması lazımdı.

Geçen yazdan bugüne hem tekli çıkardı, hem Youtube'a akustikler çekti hem de proje albümünde yer aldı.

Ama yaz geliyordu. Açılmanın ayak sesleri duyuluyordu. Yeni bir enerjiye ihtiyaç vardı.

İşte 'Peri' geldi. Orijinali Özbekçe olan 'Sevgi Faslı' parçasının Türkçe uyarlaması.

Gerekli izinler alındıktan sonra bu bestenin üzerine Ece, 'Özbekçe'de güzel duyulan kelimelerin Türkçe'de hangi kelimeyle kulaklara aynı şekilde hitap edebileceğini düşünerek hareket ettim' fikriyle sözleri yazmış. Mesela 'faslı' duyduğu yere 'kastı' yazmış.

Adaptasyon şarkılar fonetik olarak orijinaline ne kadar yakın olursa o kadar iyi oluyor.

ZOR SINAV ÇALIŞANLA ÇALIŞMAYAN ARASINDA TURNUSOLDUR

Dün Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavı vardı. Son üç dönemi uzaktan eğitimle geçen bu sürecin ilk resmi sınavıydı.

Şartların herkes için aynı olmadığı bir coğrafyada söz konusu 'Eğitim ve Öğretim' olunca eşitlik ne kadar sağlanabilirdi, bu uzun yıllardır cevap bulamayan başka bir konu.

Nihayetinde bir sınav var. Bu sınavda sistem de sorular da herkes için aynı. Dolayısıyla ortak paydada değerlendirmeye açık.

Twitter'da #lgs2021 etiketiyle gündem olan başlıkta en çok değinilen konu matematik sorularının gereğinden fazla zor olmasıydı.

Seferoğulları ve Tellioğulları arasındaki 'Yeşil Vadi kimde kalacak?' mücadelesi gibi bir grup 'matematik soruları zordu' diyor, kalanlar 'zor değildi' diyor. Eminim 'zordu' diyenler 'zor değildi' diyenlerden daha çok net yapacak. Sınavım kötü geçti deyip 99 alan öğrenci misali.

Abbas Güçlü'nün Twitter'da yazdığına denk geldim.

Diyor ki sayın Güçlü;
"LGS’de günün yorumu:
“Matematik sorularını sanki NASA'ya astronot seçercesine zor soran yetkilileri biraz empatiye davet ediyorum. Bu çocuklar 1.5 yıldır pandemi altında eğitim aldılar. Azıcık insaf!..”

Sınavların zorluğu / kolaylığı her yıl tartışılan ama hem velilerin hem öğrencilerin mantığına asla tam oturmayan bir gündem.

Aslında mantık çok basit:
Sınav zorsa herkese zordur, kolaysa herkese kolaydır. Bu sadece okulların taban ve tavan puan aralıklarını belirler.

Bu gibi sınavlarda yerleştirmeler için sıralama baz alınır. Puan sadece sıralamayı belirlemek için vardır.

Sınavın sonucunda yapılan net sayısının çokluğundan ziyade, sıralamada üstte gelenlerin yerleşme tercihi öncelikli değerlendirilir.

Sınav sonucunda ilk yerleşme hakkı Türkiye birincisi olan öğrencinindir. Sonra ikincinin, üçüncünün...yüzüncünün...binincinin...on binincinin... okullarda açık kontenjan kaldıysa iki yüz binincinin.

Sınavın zor olması nasıl bir avantaj sağlar?

Sınavın zor olması çalışan öğrenci için müthiş bir avantajdır. Çalışmayanla arasında turnusol gibidir.

Böylece hem mental olarak hem de emeği fazla veren öğrenciler bir tarafa ayrılır ve sıralamalarda daha üstlerde yer alır.

Sınav çok kolay olduğu zaman yaşananlar ortadadır. Geçmiş yıllarda bir sınavda tüm soruları doğru yaparak birinci çıktığını sanan binlerce öğrenci vardı.

Varsayalım ki bu sene yine benzer bir sonuç ortaya çıkacak ve hepsi de kontenjanı 204 olan İstanbul Atatürk Fen Lisesi'ni ilk tercihine yazacak. Bu durumda hepsi bu okula yerleşebilecek mi? Hayır! Sıralamada üstte gelen ilk 204 hangileri ise onlar yerleşecek. Diğerleri de kontenjan yeterliliğine göre ikinci, üçüncü veya sonraki tercihlerine yerleşecek.

Bir Umuttur Yaşatan İnsanı

Yunanistan'a tur yapacak cruise gemisinin direktörü bir abimiz var. İstisnasız her hafta 'coming soon' (yakında geliyor) notuyla Instagram'da paylaşımlar yapıyor. 15 ay geçti... Geminin daha Yunanistan'a ayak basmışlığı yok.

Bir gün olsun ne en ufak bir umutsuzluğuna, ne de en küçük bir isyanına şahit olmadım.

Ben böylesine bir inanmışlığı en son, sınavda sadece tavana baktığı halde sınavdan son dakikasına kadar çıkmayan bir öğrenci gördüm...