iSTANBUL’UN EN BAKiR YERi; AKVARYUM

Ünlü gurmeler der ki; “İyi bir yemek için dünyanın bir ucuna giderim.” Dünyanın bir ucuna gitmeye gerek yok. İstanbul’da çok az kişinin bildiği, en bakir yeri, Akvaryum’u buldum

Tatile gidemedik diye hiç hayıflanmayın. İstanbul’da günü birlik en ucuz tatili keşfettim. Hem de burnumuzun dibindeki minicik bir koyda. Ulaşım, yemek, içecek dahil 30 TL. Bu işin ekonomik tarafı. Asıl heyecanlı olanıysa, bugüne kadar hiç fark edilmeyen bir yer olması. Doğal mı doğal, salaş mı salaş. Tam bir tepenin yamacında, tahta iskelesi ha yıkıldı, yıkılacak gibi dursa da yıllardır ayakta kalmayı başarmış. “Eee hadi lafı uzatma artık neresiymiş söyle” dediğinizi duyar gibiyim.

iSTANBUL’UN EN BAKiR YERi; AKVARYUM

Heybeliada’nın açıklarında önce balık tutmaca

Sabahın köründe arkadaşlarla balığa çıktık. Takım teçhizat tamam, ama bizde iş yok, Heybeliada açıklarındayız. Denizi temiz görünce atlayıverdik. Su çivi gibi olunca uyanmamak mümkün değil. Fakat tekneye bir türlü çıkamıyoruz. Etrafta birkaç balıkçıdan başka bir hayat belirtisi yok. Onlar da zaten denize girdik diye ters ters bakıyor. Neyse 15 dakika sonra güç bela bünyeyi tekneye atmayı başardık. Acemi denizciler olarak bu kez demir atmayı becerememişiz. Bir türlü sabit duramıyoruz. Balık tutma kısmına hiç girmeyeyim, elimizde ne kadar yem varsa denize attıp Heybeliada’ya yanaştık. Kahvaltı biraz güneşlenme derken öğlen oldu. Ada’ya gelinir de hiç midye yenmez mi diye düşünürken, işi bilene sorduk; “Akvaryum” dedi.

Sakın karadan gitmeyin
Denizden daha yakın ama karadan da gidiliyor deyince, en fazla ne kadar yürüyebiliriz diye düşünerek yola koyulduk. Yürü yürü bitmiyor. Yanımdakiler, “İki midye için yürüdüğümüz mesafe bak” diye homurdanmaya başlamışken, Akvuryum’un tahtadan yapılmış minicik tabelasını gördüm.

Akvaryum; Aile yeri
Yani biraz dikkatsiz olsam ‘Akvaryum Aile Yeridir’ yazısını görmek mümkün değil. Dik bir patikadan aşağı doğru salınıyoruz. Düşenler, ayağı kayanların iyiniyetli dileklerini duymamaz- lıktan gele gele Akvaryum’un girişine geldik. Dik mi dik bir tahta merdiven. Ama koy şahane, hiç bozulmamış.

Girişi 7,5 TL
Orta yaşlı bir adam; “Giriş 7,5 TL ona göre” diyor. 75 TL olsa ne yazar. Bu kadar yürüdükten sonra “Midye var mı?” diye soruyorum. Hiç oralı bile olmuyor. Aşağı iniyoruz. İlk benzetme “Kelebekler Vadisine mi geldik” oluyor. Yok yok “Acun görse Survivor’u kesin burada çeker” sözcükleriyle devam ediyor. Koca kayaların arasında, midye kabuklarıyla dolu bir koy.

Şanslı 50 kişiden biri oldum
Toplam 10 masası var ya da yok. Aksi adam yanımıza geliyor. Homurdana homurdana masa ve sandalye toparlıyor etraftan. “Abi midye yemeğe geldik diyoruz”, “Biraz bekleyeceksiniz” diyor. Masamızdaki bir densiz arkadaşım, “Midyelerin güzel mi ben çok sevmem” diye söylendi. Yahu adam zaten aksi “Sen ye de sonra konuşuruz” diye söylenerek gidiyor. Bu arada herkesin keyfi yerinde, iskelede güneşlenenler, denize girenler tam bir tatil havasında ama çıt yok.

Salaş mı salaş
Derme çatma bir soyunma kabini. Servimizi veriyor. Dedim ya tam salaş çatalları görmeniz lazım. Normalde “Bu ne böyle” diyecek kadar var. Ama ne mümkün midyeleri bekliyoruz. Nihayet midyeler geliyor. “Abi tarator yok mu?” diyoruz. İnanın cevap bile vermiyor. Meğer sossuz servis ediyormuş.

Kocaman midye tabağını soluksuz yedik
Herkes koca midye dolu tabağın kıyısında midyeleri yemeğe başladık. Abartmıyorum, hiç konuşmadan o koca tabağı nasıl bitirdik bilmiyoruz. Ben hayatım boyunca bu kadar lezzetli bir midye yemedim. Eee artık aksi adamla tanışma zamanı. Adı İsmail. İsmail Ağabey’e “Biz yine midye istiyoruz” diyorum. “Zaten habersiz geldiniz, buraya gelenler telefon açarlar ona göre midye hazırlarım. Midye filan yok bitti” diyor.

Nam-ı diğer İsmail Ağabey
İsmail Ağabey kendi dalıp çıkarıyormuş midyeleri. Buraya gelenler bir gün önceden İsmail Ağabey’i arıyormuş. O da sabahtan dalıp midyelerini topluyor ve denizde bekletiyormuş. Koyun elektriği yok, suyu da yok. O yüzden bozulmasın diye fazla toplamıyor. İsmail Ağabey’in telefonunu istedim, cep telefonunu verdi. Bugüne kadar yemediğiniz kadar lezzetli midye yemek ve İstanbul’un en bakir koyunda kısa bir tatil yapmak istiyorsanız doğru Heybeliada’ya. Hesap yaptım. Deniz otobüsü, 7,5 TL, giriş 7,5 TL, bir porsiyon midye 8 TL, yanında içecek bir şey 30 TL’ye İstanbul’da şahane bir tatil yapabilirsiniz. Ama sabahtan gidin. İsmail Ağabey’in önce gönlünü kazanın. Sakın diklenmeyin yoksa aç dönersiniz.