LUCCA’NIN 10 YILLIK SERÜVENi

Bir bölgenin değerine değer katan, o bölgenin sosyal hayatıdır. Mekanlar semtlere can verir; taksicisinden büfecisine kadar tüm esnaf iş yapar. Bunun geçmişteki en iyi örneği; Türkbükü’ndeki Ship A Hoy’dur. Türkbükü’nün adı şimdi bu kadar biliniyorsa, Ship A Hoy’un sayesinde oldu.
Tıpkı 2000’li yılların başında Nişantaşı’nda açılan Brasseire gibi. Brasseire’le birlikte Nişantaşı’nda sosyal hayat başladı. O yıla kadar, geceleri karanlığa bürünen Nişantaşı, bugün Türkiye’nin en gözde mekanlarının hizmet verdiği bir semt oldu.
Bebek de 10 yıl öncesine kadar kendi halinde bir semtti. Pazar gezmelerinin olmazsa olmazı olan Bebek’te en popüler mekan Bebek Kahve’ydi. Fakat Lucca açıldıktan kısa bir süre sonra, semtin çehresi bir anda değişti. Lucca’nın hizmet vermeye başladığı yıllarda sadece balıkçıların olduğu Bebek’te, bugün İstanbul’un en ünlü kafe zincirlerinin şubeleri yer alıyor.
Amerika’da eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşen Cem Mirap’ın, mahallelinin buluşma noktası olsun diye açtığı Lucca, Türkiye’de adı çok bilinen mekan oldu; Bebek’in ününe ün kattı. Geçen hafta verdiği özel bir davetle 10’uncu yılını kutlayan mekanın, popülerliğini yitirmeden bu kadar zaman zirvede kalması mucize gibi bir şey.
İstanbul’da bir yer popüler olmaya görsün, sahipleri bir şekilde batırmayı başarıyor. Bu yüzden Lucca’yı her daim zirvede tutmayı başaran Cem Mirap’ı tebrik etmek lazım.

‘ZIPKIN BALIK’ FARKI...

Zıpkın Balık, geleneksel balık restoranlarıyla hiç ilgisi olmayan bir yer. Bu yüzden İstanbullular’ın alışması biraz zaman aldı...
Geçen akşam, erken saatlerde Zıpkın’a gittik...
Mekan sadece dekorasyonuyla fark yaratmıyor, aynı zamanda yemekleriyle de insanı müdavimi yapıyor.
Diğer bir güzel özelliği de mezeye boğulmamanız. Öyle onlarca mezenin bulunduğu tabağı gözünüzü sokmuyorlar. Topu topu 10 çeşit mezeleri var; onları da gidip siz seçiyorsunuz.
İstanbul’da Ege’de yediğiniz balığı bulma şansınız hiç yok. Özellikle tekir ve barbunun lezzeti burada asla tutmuyor. Zıpkın’ın sahibi Erhan Görücüoğlu, işi çözmüş ve özel olarak Ege’den balık getirmiş. Herşeyi bir tarafa bırakın, sadece bu balıklar için bile Zıpkın’a gidilir. Zaten şu sıralar ünlüler de gelmeye başladığından, dışarıda magazincilerin olduğu ender balıkçılardan biri olmuş durumda.

EĞLENCEDE REKOR DENEMESİ

İstanbul’dan uzunca bir süre ayrı kalınca döner dönmez acısını çıkarıp, aynı gece yedi ayrı mekanı dolaştık. Siz siz olun, sakın böyle bir şeyi denemeye kalkmayın; fena yorucu oluyor. İşte notlarım...
* Yemek sonrası soluğu Kav Butik’te aldık. Mâlum, mekan Nişantaşı ahalisinin buluşma noktası. Kav Butik, kış sezonuna tepeden tırnağa yenilenerek girmişti. Resmen, o salaş halinden sıyrılıp lüks bir butik olmuş, enerjisine enerji katmış.
Kav’ın işletmecisi Cenk Çöteli, yenilenmiş mekanında pek bir mutluydu.
* Kav sonrası, Nişantaşı’nın merdiven altı barlarından Abdi’ye uğradık. Abdi, Nişantaşı’nın en rahat mekanı; hiç kasmıyor. Pınar ve Gökhan Oskay çiftinin sahibi olduğu Abdi, gerçekten tam bir mahalle barı.
Evde canınız sıkıldığında, süslenip püslenmeye gerek kalmadan gideceğiniz tek yer.
* Bu yaz Cahide’ye hiç ayak basmamıştım. O gece, Şamdan Plus dergisinin tüm ekibi 10’uncu yıllarını kutluyordu.
Hiç durur muyum? Geç de olsa hemen aralarına karıştım.
Cahide’de o gece, gençliğime geri döndüm. Mekanın ruhu geri gelmiş.
* Cahide sonrası, Sess’e uğramadan olur mu hiç? Şöyle bir selam vereyim diye girdim neredeyse kapanışı yapıyorduk.
* Gecenin finalini Etiler Şamdan’da yaptık.
İtiraf ediyorum; eğlenecekhalimizin kalmadığını fark ettik ve kendimizi kahve içerken bulduk. Bu esnada, Şamdan’ın müdürü Erdinç Bey elinde bir montla bize doğru geldi. Geçen kış, orada unuttuğum montumu bir yıl saklamışlar. Demek ki boşuna Şamdan olunmuyor.
* Gecenin finalini ise Şayan’da yaptık. Şayan, eski havasında olmasa da ızgara kokoreçi ile hâlâ çok lezzetli.