Her şeyi olduğu gibi anlatacağım; ne bir eksik, ne bir fazla... İki ay önce şehir dışında bir grup insan ile tanıştım. İçlerinden biri bana “Sen iyisin de enerjin kötü, tıkalısın” türünden bir şeyler söyledi.
İstanbul’a döndüğümüzde buluşalım dedik, ancak o buluşma bir türlü olmadı.
Birkaç hafta önce Kapadokya’da yine kalabalık bir grup otururken grubun içinden bir hanım, “Ben enerji işleri ile ilgiliyim, sende bir tıkanıklık var, İstanbul’a döndüğümüzde seni birileriyle tanıştırmak isterim” dedi, o tanışma da olmadı.
Çünkü ben ‘nefes terapisi’ dışında; tüm enerjiymiş, şifaymış, taşmış, reikiymiş, alternatif tıpmış, olumlamaymış, yogaymış, aklınıza ne gelirse hiçbirini ciddiye alan biri değildim, he he der geçer giderdim.
Ama önceki hafta öyle bir şey yaşadım ki gidemedim.
Benim de yer aldığım televizyon programına, Belgin Dal isimli bioenerji uzmanı davet edilmiş. Önünde çeşitli doğal taşlarla yanımda oturuyor. Mecburen katıldım sohbete. Elime farklı taşlardan oluşan bir bileklik koydu, taşların renk ve şekil değiştirmesine göre bendeki rahatsızlıkları söyleyecekmiş.
Zerrre kadar inancım olmadan dinliyorum Belgin Hanım’ı...
Önce, güneşe alerjim olduğunu söyledi. Doğru ama gıcığım ya, yok dedim. Ardından tansiyon var dedi ama yine yok dedim. Ne zaman ki taşikardi dedi, hafiften ciddiye almaya başladım.
Nodül deyip bir de gece uykusuzluk sorunu deyince beşte beş bilen Belgin Hanım’a şaşkınlıkla baktım. Ardından bana “Sizde bir enerji tıkanıklığı var hadi açalım” dedi. İçimden “Kızım İpek bak bu kez canlı yayındasın, kaçışın yok, neyse şu herkesin bildiği senin anlamadığın tıkanıklık, açtır gitsin artık” dedim.

KORKUDAN FIRLATTIM
Bana uygun olduğunu söylediği ve benim tipini hayatımda ilk kez gördüğüm, adını da ilk kez duyduğum ‘unakit’ adlı taşı bir zincirin ucuna geçirerek bana verdi. Bir elimle zincirinden tutarak diğer elimin avuç içinin yaklaşık 5 cm. üzerinde duran taş ile konuşuyorum.
Dön diyorum dönüyor, dur diyorum duruyor, ileri geri git diyorum vallahi de billahi de gidiyor!
Korkudan titreyerek attım taşı elimden, “Hiç sevmem böyle şeyleri” diye..
Gülümsedi Belgin Hanım, aynı anda cep telefonuma annem ve teyzemden mesaj geldi. Annem sertti “Ayağına gelen fırsatı kaçırıyorsun işte, sen hep böylesin zaten” diye. Teyzem ise nazik; “İpekçiğim bir deneseydin keşke.”
Yayın bitince tıpış tıpış gittim Belgin Hanım’ın yanına. Onca rezilliğime rağmen hala gülümsüyor...
Dedi ki, “Bu taşı size hediye ediyorum, üzerinizde taşıyın, gece uykusuzluğu da dahil pek çok sorununuz bitecek. Taş dediğin mineral, biz de öyleyiz. Bu taşlar bizi dengeliyor. Sanmayın ki taştan medet umuyoruz. Kainat bir eczane ve biz Allah’ın yarattıklarından faydalanıyoruz. Bu arada sakın ‘burca göre taş’ safsatalarına da inanmayın, ki siz hiçbir şeye pek inanmıyorsunuz zaten...”

MIŞIL MIŞIL UYUYORUM
Bütün bu hikeyeden tam iki gün sonra ablam, bir arkadaşının bana yurtdışından bir hediye getirdiğini söyleyerek, “Hediyen bende gel al” dedi.
Ablamın arkadaşını hayatımda iki kez görmüşüm, aylar önce bir sohbet sırasında ona “Buda koleksiyonum var” demişim ve o da ‘içinden gelerek’ bana bir Buda almış. Paketi bir açtım, aklımı kaybediyordum: Unakit taşından yapılmış bir Buda...
Ve ben bu yazıyı yazmak için 10 gün bekledim. Belki psikolojiktir, belki şudur belki budur diye...
Ancak son birkaç yıldır uykuya dalmakta çok zorlanan, geceleri 8 kere uyanan ve her seferinde mutfağa gidip ne bulursa saldıran ben, 10 gündür yastığa kafamı koyduğum an mışıl mışıl uyuyorum. Sabahları hem erken, hem de son derece enerjik uyanıyorum.
Belgin Hanım’ın Sapanca’da bir dükkanı var. Önceki gün oraya gittim ve taş taş üstünde bırakmayacak şekilde alışveriş yaptım. Ve ben bu ‘Kainatın Eczanesi’ işine gerçekten inandım.