Yıldız yönetmen denince ilk akla gelen isimlerden biri, şüphesiz Quentin Tarantino. Filmlerindeki şiddet kullanımı, lineer bir çizgiyi takip etmeyen kurguları ve tabii ki herkesin bildiği gibi bir video dükkanında çalıştığı yıllardan kalma sinefil haliyle her filmiyle olay yaratan bir isim. Son birkaç filminde sadık izleyici kitlesini genişlettiğinden söz edilemese de, 1992 yılında yönettiği ‘Rezervuar Köpekleri/Reservoir Dogs’dan beri hep göz önünde. Kölelerin efendilerinden intikam aldığı bir olay örgüsüne sahip ‘Zincirsiz/Django Unchained’ gösterime girerken, Tarantino filmlerine bakalım istedik.

‘Ucuz Roman / Pulp Fiction’ (1994)

Hem prestij hem gişe başarısı olarak adını duyurdu. Katıldığı Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’ye uzandı. Ayrıca ABD gişesinde 100 milyon doları geçen ilk bağımsız film oldu ve sektörü değiştirdi. Bu filmin ardından stüdyolar bağımsız filmlerin de gişe başarısı getirebileceğini fark ettiler ve her stüdyo kendi Tarantino’sunu aramaya başladı. Film ayrıca başroldeki John Travolta’nın bitik kariyerini yeniden canlandırdı ve Tarantino’nun gözde oyuncularından Samuel L. Jackson ve Uma Thurman’a övgü ve ün kazandırdı. Mafya patronu Marcellus için çalışan Jules ve Vincent’ın işlerini ellerine yüzlerine bulaştırması üzerinden yürüyen hikayede, boksör Butch Collidge ve Marcellus’un karısı Mia da kritik rollerde yer alıyordu. Film, lineer akışı takip etmeyen kurgusu ve diyaloglarındaki başarıyla Tarantino’nun filmografisinin tepe noktalarından biri haline geldi.

‘Rezervuar Köpekleri/ Reservoir Dogs’ (1992)

Harvey Keitel, Steve Buscemi, Tim Roth, Michael Madsen, Chris Penn ve Lawrence Tierne’den oluşan iddialı bir oyuncu kadrosuna sahip film, Quentin Tarantino’nun ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu yapımdı. Bazılarına göreyse en iyi filmi... Karakterlerin adlarının renklerden oluşmasıyla ünlü filmde, kötü giden soygun izlediği takip ediliyordu. Film, karakterlerin kendi aralarındaki konuşmalarındaki popüler kültür referansları ve şimdi Tarantino’nun imzası olarak görülebilecek mizah anlayışıyla öne çıkıyordu. Sundance Film Festivali’nde başladığı yolculukla Tarantino’yu spot ışıklarının altına taşıdı.

‘Jackie Brown’ (1997)

Orijinal senaryolarla çalışmayı adet edinen Tarantino için bu film bir istisna. Çünkü Elmore Leonard’ın romanı ‘Rum Punch’ın bir uyarlaması... Pam Grier’ın başrolde suça bulaşan bir hostesi canlandırdığı film, siyah istismar filmlerine bir saygı duruşuydu. Robert De Niro, Samuel L. Jackson, Bridget Fonda ve Michael Keaton’ın yan rollerde dikkat çektiği film, hem Tarantino filmlerinin özelliklerini sergilemesi hem de izleyiciyle kurduğu duygusal bağla yönetmenin ilk anda akla gelmeyen ama en etkileyici işlerinden biri. Yazar Leonard da bu durumun farkında olmalı ki pek çok kez sinemaya uyarlanan çalışmalarının en iyisinin ‘Jackie Brown’ olduğunu ifade etmişti.

‘Kill Bill 1-2’ (2003-2004)

Tek bir film olarak izleyici karşısına çıkması planlanan ancak sonradan birer yıl arayla iki film olarak gösterime giren ‘Kill Bill’, Uma Thurman’ın başrolde parladığı bir yapımdı. Filmde Thurman’ın canlandırdığı gelinin düğünü eski sevgilisi Bill’in (David Carradine) emriyle basılıyor, kanlı bir katliam gerçekleştiriliyordu. Ancak uzun süre komada kaldıktan sonra iyileşen, eski kiralık katil gelin, bu işte parmağı olan herkesten intikam alarak, Bill’e doğru ilerliyordu. Dövüş filmlerinin pek çok alt türüne uğrayan yapım, kan seviyesi yüksek ama izleyiciyi memnun eden bir film oldu.