Antalya’da festival zamanı

26 Eylül 2021

2 Ekim’de başlayacak Antalya Altın Portakal Film Festivali, özellikle ulusal yarışmasında yer alan, dünya prömiyerlerini önemli uluslararası festivallerde yapmış yapımlarla merak uyandırıyor.

Geçen yıl özellikle ulusal yarışmasıyla Türkiye sinemasının  gündeminde yer alan Antalya Film Festivali, 29 Ekim’de 58. kez sinemaseverlerle buluşuyor. Bu yıl da programda ulusal yarışma heyecanı öne çıkıyor.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenecek festivalin ulusal yarışmasında bu yıl 10 film var. Bu 10 film arasında uluslararası festivallerden ödülle dönen yapımlara bir göz atalım. Ferit Karahan’ın yönettiği “Okul Tıraşı”, bu yılki Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde gösterildiğinden beri kendisinden söz ettiren bir yapım. Bir yatılı okulda hastalanan bir çocuğun hikâyesini ona yardım etmeye çalışan arkadaşı üzerinden anlatan film, disiplin ve baskı mekanizmalarını insani bakışını kaybetmeden işliyor. Film, Berlin’den FIPRESCI Ödülü ile döndüğünden beri birçok uluslararası festivalden ödüller kazanmaya devam etti ve Altın Portakal’da Türkiye galasını yapacak. Geçen hafta Toronto Film Festivali’nden FIPRESCI Ödülü ile dönen Emre Kayış’ın yönettiği “Anadolu Leoparı” da Türkiye’de ilk kez Altın Portakal’da gösterilecek. Başrolünde Uğur Polat’ın yer aldığı film, kapanan bir hayvanat bahçesinden bir Anadolu leoparı kurtarmaya çalışan bir hayvanat bahçesi müdürünün hikâyesini konu alıyor.

Selman Nacar’ın yönettiği “İki Şafak Arasında” da dünya prömiyerini Avrupa’nın önemli festivallerinden San Sebastian’da yapan bir ilk film. Film, bir aile şirketinde yaşanan iş kazası ve aile ferdi Kadir üzerinde yarattığı etkiyi merkeze alıyor.

Bağlılık üçlemesinin “Aslı”dan sonraki ikinci halkası “Bağlılık Hasan”ı Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yapan Semih Kaplanoğlu, bu filmi Türkiye’de Altın Portakal’da izleyiciyle buluşturacak. Film, çiftçilik yapan Hasan’ın ikilemlerini konu alıyor.

En son “Gözümün Nuru” adlı filme imza atan Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu’nun yeni filmi “Birlikte Öleceğiz” de yarışmanın merakla beklenen filmlerinden bir diğeri. Yarışmada Türkiye sinemasının usta yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu’nun kendi alegorik romanından uyarladığı “Kerr” de festivalin ulusal yarışmasında öne çıkan diğer bir film.

Festivalde ayrıca Necip Çağhan Özdemir’in “Bembeyaz”, Ali Tansu Turhan’ın “Diyalog”, Cemil Ağacıkoğlu’nun “Kafes”i de yarışacak.

Yazının devamı...

Çocuk dünyasında kayıp ve yas

27 Ağustos 2021

Celine Sciamma’nın bu yılki Berlin Film Festivali’nde yarışan ve dokuz yaşında bir kız çocuğunu merkeze alan “Küçük Anne”, yas ve aile dinamikleri üzerine bir cevher

Fransız sinemacı Celine Sciamma, 2019 tarihli “Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi”yle o yılın sinema olaylarından birine imza atmıştı. İki kadın arasında yeşeren bir aşkı konu alan “Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi”nin ardından bir sonraki projesinin ne olacağı merak konusuydu. Pandemi döneminde iki küçük kızın Sciamma’nın yeni filmi için seçildiği haberi, bir çocuk filmi çekeceğine işaret oldu. Filmini pandemi süresinde tamamlayan Sciamma, bu yılki Berlin Film Festivali’nde yarışan ve haksız bir şekilde Berlin’den ödülsüz dönen “Petite Maman / Küçük Anne”de, çocuklar üzerinden yas ve aile dinamiklerine dair bir cevher sunuyor.

Minimalist bir dünya

Filmde, anneannesini kaybeden dokuz yaşındaki Nelly, babasıyla anneannesinin bir ormanın içindeki evini boşaltmaya gidiyor. Annesi Marion ortadan kaybolan Nelly, ormanda kendi yaşında ve kendisine çok benzeyen Marion adlı bir kız çocuğuyla arkadaş oluyor.

Sciamma, çocukların dünyasına naif bir yerden yaklaşan, minimalist bir sinema örneği sunuyor. Film, ne kadar basit ve anlatım araçlarını sınırlı kullanıyor gözükse de yas ve kayıp üzerine gitgide derinleşen bir yapıt. İzleyicide bıraktığı his, uzun süre akılda kalan “Küçük Anne”, Sciamma’nın masalsı bir yönü de olan bu yas filminden bir önce çektiği dönem filmine ne kadar hünerli bir anlatıcı olduğuna işaret ediyor. Filmde Nelly ve küçük Marion’u canlandıran kız kardeşler Joséphine Sanz ve Gabrielle Sanz’da Sciamma’nın yakaladığı çocuk oyuncu performansı ise son yılların en iyilerinden.

Siyahlara yönelik şiddetin tarihi

Yazının devamı...

Cannes’ın 10 yıldız filmi

13 Haziran 2021

Cannes Film Festivali seçkisi, yılın sanat sineması takviminin habercisi. Hem salonlara dönme ümidini somutlaştıran hem de gelecek sezonun hazırlığı olan festivalin programından 10 filmi mercek altına aldık

Pandemi nedeniyle çevrimiçi göste-rimlere dönmek zorunda kalan festivaller, fırsat buldukça fiziksel gösterimler yapsalar da, sinemada salonlara dönme ümidinin meşalesi bu yıl 6 - 17 Temmuz’da fiziksel olarak düzenlenecek Cannes Film Festivali olacak. Yıl boyunca sanat sinemasının takviminin ne olacağına dair önemli bir fikir veren Cannes, pandemiden beri ertelenen bazı filmleri de seçkisinde barındırıyor. Heyecanla beklenen festivalden, 10 filmi mercek altına aldık.

“The French Dispatch”

ABD’li yönetmen Wes Anderson, “The Royal Tenenbaums” (2001), “Moonrise Kingdom” (2012) ve “The Grand Budapest Hotel” (2014) gibi filmlerde kurduğu plastik ve oyuncaklı dünyalara bir yenisi “The French Dispatch” ile ekliyor. Altın Palmiye adayı film, hayali bir Fransız şehrinde bir Amerikan gazetesi çıkaran bir grup gazeteciye yazılan bir “aşk mektubu” olarak tanımlanıyor.

“Drive My Car”

Japon sinemasının Eric Rohmer’i olarak tanımlanabilecek Ryusuke Hamaguchi, diyalog ağırlıklı sinemanın son on yıllarda gördüğü en hünerli yönetmenlerden. Berlin’in yıldızlarından “Wheel of Fortune and Fantasy”i mart ayında sunan yönetmen takipçilerini fazla bekletmedi: Birkaç ay sonra yeni filmi “Drive My Car”ı Cannes’da açacak. Haruki Murakami’nin aynı adlı öyküsünden uyarlanan film, oyun yazarı eşi aniden ortadan kaybolan bir aktörü merkeze alıyor.

“Annette”

“Annette”, sanat dünyasının üç şahsına münhasır yaratıcısı arasında yıllardır beklenen bir işbirliği. Benzersiz filmografisiyle Leos Carax ile ABD’li kült pop grubu Sparks’ın birlikte ürettiği bir film. Müzikal türündeki film, bir soprano ile bir stand-up komedyenin gizemli çocukları Annette üzerine...

Yazının devamı...

“Kadın sinemacılar olarak her yerdeyiz”

6 Haziran 2021

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nden Onur Ödülü alan Nur Sürer, sinemacı kadınların ağırlığının sektörde artmasına şahit olduğunu ve bunun sevindirici olduğunu söyledi

Kadın sinemacılarının temsili tüm dünyada son yıllarda olduğu kadar tartışılmıyorken başlayan ve bu yıl 24. yılını kutlayan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, çevrimiçi gösterimlerin ardından Cer Modern ve Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde fiziksel gösterimlere başladı. Önceki gün Cer Modern’in bahçesinde düzenlenen açılış töreni, az sayıda konukla açık havada yapıldı. Yetkin Dikinciler ve Şenay Gürler’in sunduğu törende hem 11 Haziran’a kadar sürecek fiziksel gösterimlerin başlangıcı kutlandı hem de festivalin onur ve başarı ödülleri sunuldu. Açılışta Onur Ödülleri oyuncu Nur Sürer ve oyuncu-şarkıcı Zuhal Olcay’a, Bilge Olgaç Başarı Ödülleri oyuncu-şarkıcı Ayta Sözeri, oyuncu Demet Evgar, müzisyen Ekin Fil ile Köprüde Buluşmalar Yöneticisi Gülin Üstün’e, Genç Cadı Ödülü ise oyuncu Ahsen Eroğlu’na verildi. Açılış boyunca kadın dayanışmasının güçlükleri aşmadaki önemi vurgulandı. “İstanbul Sözleşmesi Bizim” yazılı maskelerin işaret ettiği hak mücadelesi de konuşmalarda sıklıkla dile getirildi. Gecede, Batman’da intihar eden İpek Er’e cinsel saldırı suçundan tutuksuz yargılanan eski uzman çavuş Musa Orhan’a hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılan oyuncu Ezgi Mola’ya da “Yalnız değilsin” mesajıyla destek verildi.

“Gökkuşağından korkmayın”

Festivalin 30 yaş altı isimlere verdiği Genç Cadı Ödülü’nü alan oyuncu Ahsen Eroğlu, ödülünü sektördeki güçlü kadınlara teşekkür ederek aldı ve eşitlik için birlikte ses çıkarmanın önemini vurguladı. Bilge Olgaç Başarı Ödülü’nü alan isimlerden müzisyen Ekin Fil, görmezden gelinen sahne emekçilerini gündeme getirdi. Oyuncu ve şarkıcı Ayta Sözeri, Onur Haftası olduğunu belirtti “Gökkuşağından korkmayın, onu sevin” dedi. Onur Ödülü alan Zuhal Olcay, gönderdiği videoda kadın sinemacılara selam yollarken, bu yılki diğer Onur Ödülü sunulan Nur Sürer, konuşmasında sektördeki değişimden bahsetti. Sürer, mesleğe başladığı dönemle şu an arasında setlerdeki kadınların ağırlığının artmasının sevindirici olduğunu söyledi: “Kadın sinemacı olarak Uçan Süpürge gibi bir festivale sırtımı yaslamak bana kendimi çok iyi hissettiriyor. Kadın sinemacılar olarak her yerde varız.”

Yarının programı

Bugün sokağa çıkma yasağı nedeniyle gösterimlere ara verecek Uçan Süpürge’de yarın Josephine Decker imzalı “Shirley”, gösterilecek filmler arasında yer alıyor. Korku türünde yazan Shirley Jackson’ın hayatından kurmaca bir kesit sunan film, iki kadın arasında gelişen özel bir bağa odaklanıyor. Yarın gösterilecek diğer bir dikkat çekici film, şubat ayında Berlinale’nin Panorama bölümünde gösterilen “As I Want”. Samaher Alqadi, belgesel filminde Arap Baharı sırasında kadınların hem devlete hem erkeklere karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor.

Yazının devamı...

Cannes’dan etkileyici seçki

4 Haziran 2021

Geçen yıl pandemi nedeniyle düzenlenemeyen Cannes Film Festivali’nin 2021 programında Sean Penn, Asghar Farhadi, Mia Hansen-Love ve François Ozon’un yeni filmleri yer alıyor. Semih Kaplanoğlu’nun “Bağlılık Hasan”ı ise festivalin Belirli Bir Bakış seçkisinde bulunuyor

Geçen yıl uzun bir bekleme ve erteleme sürecinin sonunda pandemi nedeniyle yapılamayan ve Cannes 2020 etiketli filmler seçen Cannes Film Festivali, dün açıklanan bu yılki resmi seçkisinde aralarında Wes Anderson, Apichatpong Weerasethakul, Asghar Farhadi, Mia Hansen-Love ve François Ozon’un olduğu birçok yaratıcı sinemacının prömiyerlerine ev sahipliği yapacak ve festivalsiz geçen bir yılı telafi etmeye çalışacak. 6 - 17 Temmuz tarihinde düzenlenecek festivalin artistik direktörü Thierry Frémaux, “Sinema ölmedi ve dünyanın dört yanında izleyicilerin salonlara dönmesi ilk iyi haberdi. İkinci iyi haber de şu: Festival yapılacak” dedi.

Dört kadın yönetmen

Üçüncü bir iyi haber eklersek, “erkekler kulübü” festivallerin başında gelen Cannes’ın yarışmasında bu yıl rekor sayıda, dört kadın yönetmen yer alıyor. Fransız yönetmen Mia Hansen-Løve’ın heyecanla beklenen ve Bergman’ın yaşadığı Faro adasına giden bir çifti konu alan filmi “Bergman Island”, Altın Palmiye için yarışacak. “Raw”un yönetmeni Julia Ducournau’nun yeni filmi “Titane”, bir önceki filmi “Body and Soul” ile Berlin’den Altın Ayı kazanan Macar yönetmen ldikó Enyedi’nin yeni filmi “The Story of My Wife” ve Catherine Corsini’nin sosyal dramı “La fracture” de 24 Altın Palmiye adayı arasında bulunuyor.

Üretken sinemacılar

Normalden çok sayıda, 24 filmin yarışacağı ve başkanlığını Spike Lee’nin üstleneceği yarışmada Sean Penn, “Flag Day” adlı yeni filmiyle yer alacak. İtalyan usta sinemacı Nanni Moretti (“Tre Piani”), Fransız sinemasının yaratıcı ve üretken yönetmenlerinden François Ozon (“Everything Went Fine”) da listede dikkat çeken sinemacılar arasında. “Bir Ayrılık”la birlikte İran sinemasının yıldız yönetmenine dönüşen Asghar Farhadi de “A Hero” adlı yeni filmiyle Cannes’da yarışacak.

‘Palmiye’ adayı

Yazının devamı...

Sinema endüstrisini altüst eden anlaşma

30 Mayıs 2021

Amazon’un Hollywood’un neredeyse bir asırlık stüdyosu MGM’i yaklaşık 8.5 milyar dolara satın alması, bir satışın çok ötesinde anlam taşıyor. Dijital platformların stüdyoları satın almaya başlaması, sinemanın geleceği açısından bir dönüm noktası olabilir

Amazon’un 26 Mayıs’ta Hollywood’un kükreyen aslan logolu büyük stüdyosu Metro-Goldwyn-Mayer’i (MGM) 8.45 milyar dolara alması, sinema endüstrisinin yakın zamandaki en büyük haberlerinden biri. Hollywood’da her stüdyonun kendi sinema salonunun olmasının (Paramount, MGM, Warner Bros.) dijital bir versiyonunu andıran haber şu anlama geliyor: MGM filmlerini izlemek isteyenlerin yolu dijital platform olarak Amazon Prime’a düşecek.

1986 sonrası için

Anlaşmanın kulis haberi birkaç hafta önce ilk duyulduğunda MGM klasiklerinin de Amazon’a geçeceği yazılıp çizilmişti. Ancak satışın MGM’in arşivinden 1986 sonrası filmler için geçerli olduğu öğrenildi. Bunun nedeni de 1986’da yapılan bir anlaşmayla aralarında “The Wizard of Oz / Oz Büyücüsü”, “Singin’ in the Rain” ve “Gone With the Wind / Rüzgâr Gibi Geçti”nin de aralarında olduğu klasik filmlerin WarnerMedia’ya satılmış olması. O dönemde Ted Turner, yaptığı bir dizi anlaşmayla kablolu televizyon kanalının koleksiyonu için film satın almıştı.

175 milyon abone

Aralık ayında MGM’e “satılık” levhası asıldığında, kataloğundaki filmlerin zenginliği tartışma kabul etmese de Apple ve Sky’ın sahibi Comcast, fiyat etiketini pahalı bulmuştu. Amazon’un ödediği 8.45 milyar doların beklenen fiyatın çok üzerinde olması, ünlü televizyon yorumcusu Stephen Colbert’in Amazon CEO’su Jeff Bezoz’u “görmemiş milyarder” tarzında tiye almasına da neden oldu. Özetle, 1986 sonrasını kapsasa da dört bin film ve yedi bin televizyon programının Amazon’a geçtiği bu anlaşma, Amazon’un rekabet halinde olduğu Netflix, Disney+ ve HBO Max’in yanında dijital dünyada çok önemli bir aktöre dönüştüğüne işaret ediyor. Amazon Prime’ın şu anda dünyada 175 milyon abonesi var. Bu anlaşmayla Netlflix ve Disney’in ardından üçüncü sırayı garantilemiş gibi gözüküyor.

Stüdyolar sıkıntıda

Yazının devamı...

Kolektif sansürü kaldıran belgesel

29 Mayıs 2021

Türk solunun önemli şairlerden Arkadaş Z. Özger’in hikâyesi “Merhaba Canım”la gündemde. Yönetmen Ulaş Tosun, “Onunla ilgili tatmin edici bir çalışma yapılmamasının nedeni kolektif sansür. 50 yıl önce onu ötekileştiren devrimci ve entelektüellerin de dahil olduğu toplumumuzda bugün de onu görmezden gelmeye meyilli bir damar var” diyor.

Ulaş Tosun’un imzasını taşıyan ve İstanbul Film Festivali’nin belgesel yarışmasında yer alan “Merhaba Canım” bugün çevrimiçi olarak gösterime açılıyor. “Merhaba Canım”, Türkiye solundan çıkan en yaratıcı şairlerden, 25 yaşındayken hayatını kaybeden Arkadaş Z. Özger hakkında bir portre belgeseli. Devrimci çevreler içinde heteronormatif bakış nedeniyle dışlanan ve çok erken başta beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybeden Özger’in az bilinen hikâyesinin peşine düşen ve arkadaşları ile ailesinin tanıklıklarıyla onu anlatan Ulaş Tosun ile filmini konuştuk.

Arkadaş Z. Özger hakkında bir belgesel çekmeye nasıl karar verdiniz?

Arkadaş Z. Özger çocukluk yıllarımdan bestelenen şiirlerinden bildiğim bir isimdi. Bunlardan yola çıkarak kafamda canlandırdığım genel ‘68’li tipolojisinde bir insan vardı fakat 2000’lerde onun “Merhaba Canım” şiirine rastladığımda çok şaşırmıştım. Son 30 yıl içinde yayınlanan edebiyat dergilerinin en az bir tane Arkadaş Z. Özger özel sayısı olmasına rağmen kendisiyle ilgili çok az bilgi yer almaktaydı. O anlatılanlar müzik bestelerine konu olan şiirlerin şairine dair ipuçları vermekteydi ancak aynı zamanda “Merhaba Canım”, “Hüzün Mevsimi” gibi şiirleri yazmış kişiye dair bilgi vermiyordu.  Daha fazla tanımak istedim.

Hayatından ölümüne sol içinde bu kadar konuşulan ve hakkında şehir efsaneleri üretilen Özger hakkında bir belgesel çekmenin nasıl zorlukları vardı?

Başladığımız noktada kulaktan kulağa fısıldanan eksik, yanlış bilgiler ve sadece birkaç fotoğrafı olan flu bir portre vardı. Bu konunun üç temel zorluğu var. Birincisi ölümünün üzerinden 50 yıl geçmiş. O tanıyanlar bugün çok az şey hatırlıyorlar. Aynı zamanda ‘70’li yıllardan bugüne çok az belge ve görüntü ulaşmış durumda. Ancak Arkadaş Z. Özger biyografisiyle ilgili bugüne kadar tatmin edici bir çalışma yapılmamasının nedeni bence kolektif sansür.  Yani şair yarım asır önce “Merhaba Canım” adlı şiiri yayınlattığında onu ötekileştiren devrimci ve entelektüellerin de dahil olduğu toplumumuzda bugün de “Merhaba Canım”ı görmezden gelmeye meyilli bir damar var.  Diğer taraftan geçen zaman içinde farklılara karşı olan yaklaşımda yol almış bir kültür ve bireyler de söz konusu. Başta şairin kardeşi Şükran Tekin Hanım’ın arşivi olmak üzere çeşitli kaynaklardan hatıralar, fotoğraflar ve belgeler bulabildik. Yeni isimlere ulaşmamızda başta Sina Akyol ve belgesele katılan her anlatıcının yanı sıra, yayıncılarının ve mülkiye mezunu akademisyenlerin desteğini gördük. Son zorluk ise bugünün değerleri ile geçmişi yargılama hatasına düşmekti. Biz olabildiğince yargıdan uzak bir dil kullanmaya çalıştık.

Yazının devamı...

Kadınlar araftan çıkıyor

27 Mayıs 2021

Bugün başlayan 24. Uçan Süpürge Uluslararası Film Festivali’nin direktörü Azize Tan, seçtikleri filmlerle izleyicileri hem pandemi psikolojisinden kurtarmayı hem de kadın mücadelesini, araftan çıkarmayı hedeflediklerini söylüyor.

24 yıldır kadın yönetmenlerin filmlerini izleyiciyle buluşturan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bugün çevrimiçi gösterimlerle başlıyor. 4 Haziran’dan itibaren ise Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ve CerModern’deki açık hava sinemasında yapılacak fiziksel gösterimlerle 11 Haziran’a dek izleyicilerle buluşacak. İlk kez festivalin direktörlüğünü üstlenen Azize Tan’a göre bu yıl için belirledikleri ‘araftan çıkmak’ teması hem pandemi dönemine hem kadın hareketine atıfta bulunuyor: “Pandemi sayesinde uzun bir düşünce süreci geçirdik. İki arada bir derede hayat yaşadığımızı, ezberden ve hızlı hareket ettiğimizi gördük. Tema, bunun sadece bir kayıp olarak görülmemesini, kendimizi anlayacağımız bir süreç olmasına bir göndermeydi.” Tan, kadın hareketin araf sürecini ise farkındalık ve ilerleme arasında kalmak olarak tanımlıyor ve “Toplumsal cinsiyet eşitliği destekleniyor ama bunların hiçbiri bizim kazanılmış haklarımızın böyle devam edeceğinin garantisi değil. İnsanlar kazanılmış hakları geriye döndürmek için adım atıyorlar. Mücadelemizin belli bir yere geldiği noktada belki de hiç olmadığı kadar tekrar tehlikedeyiz” diyor. Tan’a göre bu tehlikeden çıkış yolu farklı söylemlere ihtiyaç duyulan global bir mücadele.

Bu yıl programda bu konuda rehber kabul edebileceğimiz filmler var. Azize Tan’ın ilk örneği Rintu Thomas ve Sushmit Ghosh’un Hindistan yapımı belgeseli “Ateşle Yazmak”: “Hindistan’ın en alt kastındaki kadınların; kadın muhabir ağıyla kazandıkları başarıyı anlatıyor. Gazetenin etkisiyle Hindistan’daki bazı davalarla ilgili kararların değişebildiğini görmek çok umut verici.” Diğer bir örnek ise Icíar Bollaín imzalı “Rosa’nın Düğünü”. Tan, filmi kişisel bir ‘araftan çıkma’ hikâyesi olarak tanımlıyor: “Rosa, 45 yaşında dul bir kadın ve bütün ailenin kölesi gibi. Bir noktada, ‘Annemin kasabasına yerleşip terzi dükkânını tekrar açacağım ve kendi kendimle evleneceğim’ diyor.” Kanada yapımı Madeline Ivalu ‘nun “Asi Nehir”i ise yerli halk İnuklara mensup Elsa’nın hem Kanada ve ABD kültürünün hem de kendi geleneklerinin kendisini hapsettiği yerde “var olma ve olmaması”nı anlatıyor ve Tan’a göre temayı derinleştiren diğer bir film.

Sanatın iyileştirici gücü var!

Atlantik’in karşı yakasında “Nomadland”in Oscar zaferi gündemdeyken Uçan Süpürge, “Kadınların Amerikası” bölümüyle günceli yakalıyor. Tan, #metoo hareketinden sonra kadın yönetmenlerin hem görünürlüğünün hem de başarılarının arttığını belirtiyor: “Kitty Green imzalı ‘The Assitant’ geçen yılın en başarılı filmlerinden biri ve film sektöründeki kadınların çalışma koşullarını anlatıyor.” Bölümde yer alan ve geçen yılın çok konuşulan filmlerinden yazar öyküsü ‘Shirley’i de izleyiciler festivalde görebilecekler.

Türkiye’ye geçersek Tan, Nisan Dağ imzalı “Bir Nefes Daha” ve Azra Deniz Okyay’ın “Hayaletler” gibi uluslararası başarılarıyla dikkat çeken iki kadın yönetmen filmini göstermenin sevindirici olduğunu söylüyor. Tan, iki haftaya yayılan festivali düzenlemeyi, pandemi şartları nedeniyle “roller coaster’a binmeye” benzetiyor: “Sabah kalkıp ‘Yapıyoruz’ dedik akşam oldu ertelemeyi sorguladık. Sürekli soru işaretleriyle ilerlediğimiz bir dönemdi. Pandemiye ve üretimin azaldığı bir yıl olmasına rağmen içimize sinen bir program yaptık.” Tan, fiziksel gösterim programına söyleşiler, paneller ve yönetmenlerle soru cevap bölümlerinin de eşlik edeceğini söylüyor: “Kapanma sonrasında insanların bir araya gelmeye ihtiyacı var. Ben sanatın iyileştirici gücüne de inanıyorum. Bu filmlerin iyi geleceğini düşünüyorum. Dünyanın her tarafından kadınlar neler yaşıyor birlikte seyredeceğiz. Sosyal mesafe ve maskelerimizle bir araya gelip konuşacağız.”

Yazının devamı...