EKO SİSTEM ÇÖKÜYOR MU?

Norveç meclisinin geçen yıl tasarılaştırdığı ‘filtreli fenomen’ düzenlemesiyle aslına ilk kez gündeme geldi bu konu. Kimine göre bu ‘nitelikli dolandırıcılık’ kimine göre de kişilik bozukluğu ve yanlış örnek teşkil etme. Büyük markalar, itibarlı PR kuruluşları da dijital dönüşümde fenomen olgusunu negatif yönde değerlendirmeye başladığına dair haberleri her gün okuyoruz.

Aslında reklam sektörünün içerik konusunda sıkıştığı bir dönemde vaha gibi ortaya çıktı sosyal medya. Eskinin reklam müdürlerinin etik yayıncıları habere ikna etme çabaları yerine ‘ver bütçesini ya da hediyesini’ diyerekten tüm çalışmaları buraya kaydırdı. Markaların bütçeyi tüketirken yaptıkları raporlamaları da beğenilme ve takipçi sayılarıyla makyajladılar. Ölçümlemelerin rakamlara tabii olduğu bu dünyada beğenilerin, takipçilerin 10 saniyede 100 bin arttığı bu dünya bize modayı öğreten, hobilerinin aşığı, şefim diyene tarif veren, muhteşem ebeveynliklerini paylaşan bir yığın sahte kahraman verdi. Marka yöneticisinden, aracı iletişim kuruluşuna, daveti düzenleyenden kendini göstermeye gelen influencer kitlesi bu ekosistemin bir parçası. Dolayısıyla da sistemde kimse ‘kral çıplak’ diyemiyor.

Beğeniler gizliyse

Post uğruna dost olma dönemi de bitti aslına bakarsanız. Kimsenin gerçek bir etkileşimi olmadığından herkes sosyal medyacısının becerisi kadar konuşuyor. Kiminin ki biraz acemi olunca uzun süre beğeniler gizleniyor. Story izlenmeleri photoshoplanıp markalara gönderiliyor. Markalar da bunu gayet iyi bilmesine rağmen ‘gerçeği’ bulamayacakları için buna razı oluyorlar.

WEB 3.0 bitirecek mi?

Gerçek ünlülerin de sektörün paydaşı olmaya başlaması belli bir duruş sergilemek isteyen markalar için alternatif oluyor. Henüz ayak seslerini bile duysak Web 3.0’nin bu sahte dünyayı yok edeceğini söylemek mümkün. Etkileşimin farklılaşıp herkesin kendi medyasına sahip olduğu WEB 2.0 dönemindeki tüm samimiyetsizliğin karşısında bu yeni dünya. WEB 3.0 toplulukları markalara bakış açısı da samimiyeti, gerçekçiliği hatta en önemlisi faydası kadar değer verilecek. Bir vakıfa bağışı değil direkt faydanın yanında eylemde görmek isteyecek.

SEMTİN YENİSİ

Nişantaşı sosyalliğinin en güzel halini Nişantaşı’nda oturanlar çıkarıyor desek yanlış olmaz. Burada bir arkadaşınız varsa ya da iş yapıyorsanız buluşmalar semt civarında olduğu için hep kendinizi kötü hisseden tarafta olursunuz. Benim gibi Nişantaşı’nda oturmayanlar içinse mutlaka tüm günü dolduracak bir program yaparlar. Semtin de kendine has mahalleyle özdeşleşen harika mekanları var. Bunlar arasında son gidişte keşfettiğim The Bono özellikle farklı gastronomisiyle tavsiye edilesi. Kağıtta somon, İzmir enginar dolması ve muhammara menüde benim dikkatimi çekenler.