YENİ ‘YENİ NORMAL’

6 Ocak 2021

Söz konusu Covid-19’sa, nispeten daha iyi bir yıl bekliyor bizi. Neticede tüm dünya yavaştan ‘aşılanmaya’ başladı. Muhtemelen biz de bu ay içerisinde bu furyaya gireceğiz. Kısa sürede her şey eskisi gibi olacak beklentisi hakim! Yeni normal bitiyor ama bizi bekleyen yeni bir ‘yeni normal’.

Financial Times’ta Emma Jacobs IK araştırmalarında kafa karıştırıcı olarak yorumlamış. Araştırmasında olumlu eğilimli, edindiğimiz iyi alışkanlıklar üzerinden bir yeni yeni normal gözlemlemiş. Aslına bakarsanız bu olumlu eğilim denilen şey, masa başı çalışanların çoğunun kalıcı ofisleri salondaki kitaplıklarının önü oldu diyebiliriz.

Zoomagedon!

Bunun olumlu etkileri olduğu kadar bi’nevi mecburi devamlılıkları da olacak. Ofis maliyetlerinden sıyrılan patronlar bu dönemde yoğun iş seyahatlerine de gerek olmadığını gördü. Yüksek uçuş sınıflı, transferli, konaklamalara gerek kalmadığı gibi seyahat edecek kişiyi zaman olarakta daha efektif kullanabileceği görüldü. Siz bir de buna şehir içindeki 2-3 saatleri bulan trafiği de ekleyince ortaya fazladan zamanlı beyaz yakalar ortaya çıkıyor.

Beyaz yakalar ileride yeni bir kriz geldiğinde bu zaman tasarrufundan kendilerinin de tasarruf edilebileceğinin farkında! O sebepten yeni ‘yeni normal’de Zoom toplantıları daha da uzun olacak. Birbirleriyle çalışan iki farklı şirketin profesyonelleri netice odaklı olduğu kadar zaman tasarufunu da zoom üzerinden dolduracak. Yani o bildiğiniz 20’şer dakikalık iki dilimli verimli toplantı öğretilerini çöpe atın. Yaşasın 10 kişi katılımlı üç saatlik ‘Zoomagedon’ toplantılar.

Park köşelerinde toplantılar

Beyaz yakalılar Zoom’dayken, patronlar ya da küçük girişimciler nasıl toplantı yapıyor dersiniz? Yürüyerek! Bebek sahilinde gezen ya da park köşelerinde ellerinde karton kahveyle söyleşen kelli/felli, sakallı bir kalabalığı gözlemleyebilirsiniz. Keşke otellerle ilgili verilen açık tutma kararının kapsamı genişlese, 2021’de de boş kalması muhtemel toplantı odaları bu şartlara göre dönüştürülebilse!

Yazının devamı...

TANIMLI İSKANDİNAV MUTLULUĞU!

30 Aralık 2020

Evlere kapanınca tekrar tartışılır oldu mutluluğun ev içindeki formülü! Konu mutluluksa eski feng-shui’cilerin felsefesini unutun.Tabii ki bunun en iyisini İskandinavlar bilecekti! Düşünsenize; üniversitelerinde mutluluk enstitüleri dahi kurup, felsefelerini tüm dünyaya kitaplaştırıp yaydılar. Ne vereyim ablama? Azla yetinenlerdenseniz Lagom, rahatlığa adapte bir mutluluk peşindeyseniz Hygge verebiliriz.

O tanımlı mutluluğun peşine ilk takılanlardan biri olup Hygge’yi çevirisini beklemeden orijinali çıkar çıkmaz edinmiştim. Farklı detaylar anlatsa da olayın hep şömineye bağlanması bekarlığa geçiş evimin durumunda sebep pek bana uymadı.

Yine de uzun yıllar süren evliliğini bitirmiş biri olarak flörtleşmedi pasımı alan küçük sohbetlerde çok işe yaradığını gördüm. 80’lerde doğmuş Türk kadının mutluluk arayışını ilk o dönem gözlemledim.

Carrie’nin izinden

Aslında bu arayışı sadece bizde değil, tüm dünyada bu şekilde evriliyor. Bu tip kitapların bestseller olmasının sebebi de bu arayışlar. Eskinin doğru partner arayışı şimdinin doğruya partner arayışına dönüşüyor. Hep ‘Issız Adam’ konuşulurken bellki de metropol kadını erkeklerden de ıssızlaşmaya başladı. Aslında bu evrilmenin etkisi 20 yıl önce bir televizyon dizisiyle başladı. Kült sıfatını hakeden ‘Sex&the City’de Carrie’nin hatta Samantha’nın etkisi yadsınamaz 80-90 arası doğanlarda! New York’un çatılarında Cosmopolitan içip sosyalleşmeleri, özel hayatlarındaki fırtınlarda çoğu kendini buluyor.

Sisifos’un trajedisi sonlar

Tanımlanmış mutluluğu İskandinav’dan ithal etsekte genler Akdenizli! Düzenli, programlı yaşam da bir yere kadar. Mum ışığı ve kadeh silüetinde dizi ralilerindeki gibi bu felsefeler aslında sadece ortamlarda küçük sohbetlerde kullanılıyor. Kapitalizmin yaptığı gibi sizi bağımlı hale getirip, dizi çukuruna düşürüp tanımlı bir mutluluk hatta partner beklentisine sokuyor.

Metropol kadının yaşadığı değişimi karşı cinsi yaşayamayınca, iş biraz Sisifos’un trajedisine dönüyor. Akdeniz-Orta Doğu harmanına istediğin kadar dizi yükle, tanımlanmış mutlulukta taşınan o taş hep başladığı yere geri yuvarlanıyor.

Yazının devamı...

ÇAĞDAŞ ‘SANAL’ HAFTA SONU

23 Aralık 2020

Son ana kadar yapılacağı umudunu verse de, malum şartlardan fiziki olarak ertelenip dijital versiyonuyla başladı Contemporary İstanbul! İki hafta önce apar topar yapılan açıklama sonrası zorlama bir iş beklentisinin altından profesyonel olarak kalktı fuarın yönetimi. Tabii ki fiziki tadı vermedi ama olabilecek en kusursuz haliyle gezginlere açıldı diyebilirim.

İlk karantina döneminde Google, arts&Culture uygulamasıyla dünyaca ünlü müzeleri ücretsiz gösterime açmıştı. Müzeleri daha önce görenler için hiçbir anı canlanmazken, henüz ziyaret etmeyenler için yüksek çözünürlüklü görsellerden farksızdı. Fuarı biraz daha heyecanlı kılan belki de isminden de sebep görmediğimiz eserleri üç boyutlu salonlarda görmek oldu.

Covid-19’un mutasyona uğrama riskiyle tekrar kendini eve kapatmaya hazır dünyada böyle bir dijital fuar beklenilenden de fazla konuşulabilir. Yabancı katılımcı galeriler de bunun farkında. Opera Gallery, dünyadaki 13 farklı merkezindeki üyelerine Contemporary İstanbul’daki dijital odasını açacak.

Nisandan bu yana hazırlık

Tabii ki VIP ön gösterimdeki gör-görül sosyalliği, sanatçıların koleksiyonere gösterdiği statü sanal galerilerde yok. Fuarları gezerken protest, sadece bazı isimleri takip edenlerdenseniz, oldukça başarılı bir indeksleme yapılmış. 13’ü yabancı 37 galeri, 560 sanatçının bin 354 eserinin yüklendiği bu sanal ortam, sanıldığı gibi iki haftada değil; nisan ayından bu yana hazırlanıyormuş.

Sadece 10 kişi izledi!

Yazının devamı...

IŞILDAYAN KARANTİNA MEYDANLARI

16 Aralık 2020

Dijitalleşen dünyada sanat ne kadar dijitalleşecek? Pandemiyle dijitaldeki hızlı dönüşüm etkisi sanata ne kadar yansıdı? Bu sürecin gözlemini tam da ilk karantinanın olduğu dönemde bu köşede, LED ekranlardaki sanat eğilimine yönelik yazmıştım. Karantinaların tüm dünyada tekrar başladığı şu günlerde şehrin boş sokakları Istanbul the Lights kapsamında aydınlanıyor. Taksim’de, Beşiktaş’ta Maçka’da, Bağdat Caddesi’nde yerli sanatçıların eserleri ilham veriyor.

Belki de sanatın biz iyileştirmesine en ihtiyaç duyduğumuz dönemde o boş karantina meydanlarından tüm dünyaya pozitif mesajlar yayılıyor. Projenin direktörü Ayça Okay ve İstanbul Plugin’in küratörü Esra Özkan’ın seçkisinde ışık ve dijital heykel enstelasyonlarının yanı sıra platform, artırılmış gerçeklik tekniğiyle üretilmiş eserler de İstanbullular’a akıllı telefonlarında deneyimleme fırsatı sunuyor.

En dikkatimi çeken Hakan Yılmaz’ın ‘The Borders’ isimli eseriydi. Son dönemlerde rengi eksik olan meydanda, en görünür yerde enstale olması tüm meydanı duran halinden çıkarıyor. Sanatçının bir diğer büyük eseri ‘The One’, İstanbul Havalimanı’nda sergileniyor. Bu eser aynı zamanda geçtiğimiz yıl Contemporary’de çok konuşulan eserinin devamı niteliğinde... Yılmaz’ın medya sanatçılığını heykel sanatıyla birleştirme tekniği, kendisinin eserlerini dünyada eşsiz bir duruma sokuyor.

Bağdat Caddesi’ne karanlık düştüğü zaman Şaşkınbakkal’da Ouchhh’ın Ai Datamonolith dev ekranı gerçek anlamda sizi içerisine alıyor! Taksim Meydanı’nda bir diğer ışıltılı eser multidisipliner Emre Namyeter’in The Marmara girişinde konumlanan ‘Untitled’ı...

En son 2019’da; Amsterdam’daki Light Festival’de şehirde olma fırsatı bulmuştum. Kapsamı çok daha geniş olsa da bu pandemide sanat yorumu olarak çok iyi iş çıkardığımızı söyleyebilirim. Maalesef ki sanatın, medya ve koleksiyoner tarafındaki desteği, belli isimler arasına sıkışmış. Dönüşen dünyada dijital eserlerin dünyadaki yükselişi koleksiyoner seviyesinde ne durumda derseniz; biraz daha yolu var diyebilirim...

KİM HAKLI?

Ligin zirvesinde, son haftaların en flaş takımını yeniyorsun; hem de o takımın geçtiğimiz yıl yardımcı antrenörüyken! Finali şampiyonluk olsa, Amerika’da ESPN belgeselini çeker.

Yazının devamı...

MAGAZİN TADINDA AŞI KONUSU

9 Aralık 2020

Belki de pandemi yıpranmasından bilimsel verileri fazla magazinel yorumlar olduk. Komplo teorileriyle günümüz gerçekliğinden kopacak kadar hepimizin psikolojisi bozuldu!

Tüm ülkelerde olduğu gibi bizde de en büyük sorun ‘aşılanma’ gibi duruyor. Bu kadar komplo teorileriyle zihni kirlenmiş kitleleri aşıya ikna etmek için yeteri kadar çalışıyor muyuz? Tabii ki her yönüyle bu durumu tartışmalıyız.

Ama pandemi bu noktaya gelmişken aşıyla alakalı genel bir olumsuz tepki vermek tam anlamıyla ahmaklık!

Dünyadaki aşı karşıtlığı hiç de az değil. Gelişmiş ülkelerde zorunluluk olmasa da aşı yaptırmayan kişilerin sosyal ortamlardaki durumu, seyahat etme özgürlükleri haklı olarak kısıtlanacak. Sürü bağışıklığı fikriyle yola çıkan İngiltere, aşıyı herkesten önce uygulayan ülke olacakken, teşvik mesajlarını sağlık personeline değil; fenomenlere verdiriyor.

Görünen o ki bu durumu halka anlatırken siyasilerin, profesörlerin mesajlarından fazlasına; yazının başında belirttiğim gibi biraz ‘magazinleşmesine’ ihtiyaç var! Malum bizdeki fenomenler ‘yukarı kaydır’ odaklı olduğundan dizi oyuncuları pandemi döneminin başındaki gibi efektif kullanılmalı.

Karantinaya özel paket
Sınırlı karantinanın ikinci dönemi ilkine pek benzemeyecek gibi. Değme şeflerin elinden çıkan reçeteleri mutfakta yapıp sosyal medyada paylaşanların yerini sevdiği restorandan sipariş verenler aldı.

Evde yemek yapmayıp, lezzetli ev yemeği isteyenlerin saysı da hiç az değil. 7 catering’in sahibi Ebru Erberdi özellikle bekarların ilgileneceği özel bir konsept oluşturmuş. Kısırı, bulgur pilavı, patlıcanı olan da zeytinyağlı ve et protein olan yedi günlük paketlerle işini karantina döneminde evirmiş.

Yazının devamı...

KAHVEDE PAYIMIZA DÜŞEN

2 Aralık 2020

Bakmayın lezzet kültürünü marka yapan İtalyanlar’a! Tüm dünyaya pazarladıkları enternasyonel pizzaları dahi Kral Umberto döneminden; en fazla 150 yıl geçmişi var! Hatta her restoranda ‘geleneksel’ diye yediğiniz tramisunun geçmişinin, bizim bir fincan kahvenin hatrı kadar olduğunu muhtemelen bilmiyorsunuz. Böyle bir algıyla müthiş bir ekonomi elde edilirken, yıllık 100 milyar dolar’ın üzerinde bir ekonomisi olan kahveden biz payımıza ne kadarını alıyoruz?

Çekirdek üreticileri bu ekonominin sadece yüzde 20’sini alırken, büyük payı markalaşan ülkeler paylaşıyor. Petrol ve doğal gaz savaşı verilirken, kahveden gelebilecek ekonomiyi hiç azımsamayın.

Telve lobisi!

Kahve çekirdeğinin içime dönüştürülmesi bir yana, servis olarak ilk halidir Türk kahvesi. Sadece içimiyle değil; fincanları, sunumu kültürün parçasıdır. Padişahın özel ikramları için kahvecibaşı konukların kıdemine göre raflı fincanlarla servisi yönetirdi. İmparatorluk geçmişinden dolayı baklava ve yoğurt gibi birçok üründe başta Yunan olmak üzere Ermeni, Arap ve İsrailliler’le sahiplenme kavgasını kahvede de yaşıyoruz.

Neyse ki telveli ilk sunum hali 5 Aralık 2013’te Türk kahvesi ismiyle UNESCO nezdinde tescillendi. Bu günün de yedi yıldır Dünya Türk Kahvesi Günü olarak kutlandığını ilk kez Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Murat Kolbastı’dan işittim. Kolbastı gibi önemli bir sanayicinin yanı sıra Osman Serim başkanlığında, Merve Serim, Nuri Çolakoğlu, Ahmet Örs, John Sitmen gibi önemli isimler bu lobi faaliyetlerinde çalışmalar yapıyor.

Evden restoranlara

Tabii bu lobi faaliyetlerinde çeşitli engellerle de karşılaşılıyor. Mesela Kaliforniya’daki Starbucks’larda yapılan kahve etkinliği, Amerika vatandaşı Ermeniler tarafından engellenmiş. Kolbastı, yurt dışı seyahatlerinde Türk kahvesini anlatırken, en şaşırtıcı deneyimin ‘fal’ olarak yaşandığını söylüyor.

Yazının devamı...

KARA KIŞ KAPIDA

11 Kasım 2020

Neredeyse 10 gün oldu sosyalliğin final saatinin 22.00 olmasının... Mekancıların tepkileri yüksek! Aslına bakarsanız haklı tarafları da oldukça fazla. Peki kendileri yeni normale yeterli dönüşümü sağladı mı?

Geniş çaplı aşı araştırmalarının olumlu sonuçlandığı haberi bile bu kışın kara geçeceğini engelleyecek gibi durmuyor. Dünya yavaş yavaş kapanmaya hazırlanıyor. Ama bu kapanma Türkiye’nin virüsün ilk döneminde uygulayıp, başarılı olduğu ‘kısmi’ olacağa benziyor. Saatlerin kısıtlanasının belli bir yığılma ya da işletme zararlarına sebep olacağı bir gerçek. Peki yıllardır eğitilemeyen müşteri yeni normal fırsatıyla eğitilemez mi? Dünyadaki her iyi restoran gibi müşteri seans rezervasyon sistemine mecbur tutulamaz mı?

Covid-19 obsesifleri umursamazlardan korkuyor!

Yeni normalin kalıcı etkilerinden biri de ‘Türk tipi sosyalliğin’ tarih olacağı. Basık tavan, sıkış tıkış mekanlarda, eski Şamdan-vari ambiyansların salgın geçtikten sonra dahi var olması imkansız. ‘Bir şey olmazcı’ müşteriler olduğu kadar, Covid-19’un obsesif yaptığı en büyük güvensizliğin mekanların önlemlerinden çok bu umursamaz tipler yüzünden sosyal mesafenin tartışmalı olduğu mekanları hayatından çıkartacak nitelikli güruh var.

TURYİD kendini anlatamıyor mu?

Maalesef ki sorun restoranların önlemleri değil, müşterilerin dikkatsizliği. Restoran içi kurallar da keskin olmadığı için müşterisine velinimet gözüyle bakan personel uyarı dahi yapmaya çekiniyor. Nasıl ki havacılık sektörü kendi güvenlik bariyerlerini Sağlık Bakanlığı tavsiyeleri altında uygulayabiliyorsa, restoranlar bunu çok daha kolay yaşatabilir.

TURYİD’in bu konuda kendini anlatamadığını ya da yeterince dinlenmediğini tahmin ediyorum. Kaya Demirer başkanlığında, Cem Mirap, Gamze Cizreli ve Barış Tansever gibi deneyimli isimlerin olduğu bu yönetim kurulundan müşterilere yeni normal adabı muaşeretine dair bir fikir çıkmadığına inanmak istemiyorum.

Yazının devamı...