Hep iş hayatı için kullanılsada aslında Türk insanının sosyalliğinde de büyük etkisi vardır FOMO’nun. O sebepten popüler kültürün beşiği Amerika’dan hemen sonra yakalarız tüm trendleri! Şimdilerde Türk sosyalliğinin bayrağını elektronik müzik konseptleri taşıyor. Yabancı DJ’lerin Türkiye’de verdiği konserlerde ambiyans Ibiza’yı Tulum’u aratmıyor. Pek biz ne ara bu kadar sevdik elektronik müziği! İşte orada o FOMO, yani trend bir şeyi kaçırma korkusu devreye giriyor. Organizasyonlar ne kadar kusursuz olursa olsun bir anda 10 binlere hitap edecek kalabalığın oluşması bambaşka bir kültür. Bu konseptlerde liderliği Z kuşağı üstlensede kalabalığın çoğunluğunu 35 yaş üstü oluşturuyor. Bu kitle Burning Man Festivali’nden bile daha apokaliptik? Kostümlerle bulunduğu konseptle bütünleşiyor. Belki 3-4 yıl önce daha alaturka konseptlerde gördüğümüz beyler bu partilerin en sıkı takipçileri.

Konseptle bütünleşiyorlar

Geniş beyaz bir tişört üstüne uzun bir kolyeyle Alaçatı sahillerinde de, Kapadokya’daki festivallerde de sırıtmıyorsunuz. İşi biraz daha öteye götürenler kaftanlarla Tulum tarzlarını üstlerine taşıyorlar.

İşin olumlu tarafına bakınca katılımın fazlalığı dünyadan da ilgiyi çekmek için etkili oluyor. İyi DJ peşinde gezen bu konuda da iyi para harcayan büyük bir kitle var. Ibiza’dan Tulum’a sadece partilemek para harcamak için gezen bir topluluk bu. Özellikle geçen haftaki Echoes from Agartha’daki ambiyans görüntüleri müzik turizmi konusunda da ülkeye büyük değer katacaktır. Neticede organizasyon ve ağırlama tecrübemiz dünya standartlarının ötesinde. Yurt dışında da birçok örneği olduğu gibi direkt ülkelere katkı yapan festivalleri düşününce çok yakında bizde de böyle bir iş geleceğine eminim.

ELEKTRONİK FOMO

Londra’da daha fazla marka

Türk gastronomisi belki de altın çağını yaşıyor. Şefler vizyonuyla başlayan bu yolculukla birçok markamızı dünyaya ihraç ediyoruz. Özellikle de Londra’daki Türk markalarının sayısı gün geçtikçe artıyor. Eskisi gibi kebap, dönerin çok ötesinde ‘fine-dine’ Türk/Akdeniz konseptleri başarıyı kolay yakalıyor. Uzun yıllardır burada yaşayan, 30 yıldır sektörle alakalı birçok marka operasyonunda yer alan Cemal Polat’la geçtiğimiz hafta rastlaştım. Herkes Dubai’yi konuşuyor ama Türk markalarına Londra’daki ilgi bambaşka diyor. Kendi analizine göre de Türk mutfağı konseptlerinin önünün çok açık olduğunu söylüyor. Londra’daki başarılı markalar kebap, döner algımızı yıkmış durumda. 

Geri ‘dönüşen’ dokunuşlar

Sanatın dikkat çeken hatta ‘rahatsız eden’ tarafında son yıllarda çevre ve atık ana rollerde. Sanat eseri tasarlarken de özellikle plastik atıkların materyal kullanıldığı işler geri dönüşümden sanat devşirmeyle de ayrı bir? İç mimar Eylem Pala Uluğ kullanılmış poşetlerden oluşturduğu koleksiyonunu Vadi İstanbul Kelebek’te sergilemeye başladı. Uluğ’un kullandığı poşetlerin doğada en zor çözülenlerden olması da ayrı bir hoş detay. Satışa sunulmayacak bu eserler 15 Temmuz’a kadar burada olacak.