EVRENSEL İŞ BÖYLE OLUR!

Türk müzik dünyasının kodları! Son dönemde o kadar fazla duyuyorum ki bu tanımlamayı. Bir şarkıya ulaşmanın; hatta sevdiğiniz şarkıya benzeşmesiyle keşfettiğiniz günümüz dünyasında bu kodları çözmüş ‘hit’ kafasından nedense evrensel bir isim çıkaramamışızdır. Bizim müziğin evrensel olmasıyla ilgili maalesef ki hep bir sorun olmuştur. Yıllarca gelen her ünlüye ‘Do you know Tarkan?’ sorusuna vereceği olumlu cevaba medet umarken, Tarkan da 50’li yaşlara merdiven dayadı!

Belki de dikkatimizi farklı yerlere veriyoruz. Biz popstar arıyoruz ama çok değerli müzik işleri çıkaran muhteşem Türkler’in ayak sesleri kuvvetlice geliyor. Jazz manyaklarının en sevdiği yayınlardan Downbeat’in en acımasız eleştirmenlerinden Bill Milkowski’nin tabiriyle ‘iflah olmaz bir aşık’ Fahir Atakoğlu, bunların başında geliyor. Muhtemelen sizin için kült olmuş dizi ve filmlerin müzisyeni Atakoğlu, dünyaca ünlü 42 müzisyeni bir telefonuyla stüdyosuna aldığı ‘For Love’ albümüyle Amerika’da ortalığı yıkıyor.

Buika’nın sesinden

Atakoğlu; Ahmet Ertegün’den, Arif Mardin’den sonra Amerika’daki müzik dünyasının muhteşem Türk’ü olmuş durumda diyebilirim. Albümün bence en vurucu şarkısı Buika’nın buğulu sesiyle yeniden yorumladığı Por Amor! Sertab Erener’in ‘Lal’ şarkısını çok beğenip, üzerine kendi dilinde söz yazmış İspanyol şarkıcı. Buika’nın o melankolik havasından mıdır bilmem ama aşk acınız varsa şarkı deşiyor; hayatınız rutin gidiyorsa da dert verip vazoyu duvara fırlatma (!) moduna sokuyor.

 

HİNT MUTFAĞININ UZMANI

Siz bakmayın koronavirüsten dolayı Türkiye’ye seyahatle alakalı verilen siyasi odaklı ‘karantina’ kararlarına. Daha önce ülkemize gelip algısını oturtanlar gelmeye devam ediyor! Şu an İstanbul’da hiç azımsanmayacak kadar İngiliz ve Amerikalı var.
Mesela geçtiğimiz hafta Buckingham Sarayı davetlerinin catering’lerini yapan, başarılarından dolayı Kraliçe Elizabeth tarafından MBE Nişanı’na layık görülen Sanjay Anand, dostu Uğur Talayhan’ın davetlisi olarak Türkiye’deydi. Tabii söz konusu isim Londra’nın en ünlü Hint restoranlarından Madhu’s’un kurucusu olunca, mutfakta baharat kokuları da sürpriz olmadı.
Talayhan ve Anand’ın Londra anılarının canlandığı; Ali Ronay liderliğindeki Swissotel Bosphorus mutfak ekibiyle yaptığı Hint öğle yemeğine ‘Tanrı misafiri’ kontenjanından katıldım. Muazzam lezzetlerden sonra şu soruyu sordum Talayhan’a: İstanbul gibi bir metropolde neden iyi bir Hint restoranı yok? Bu arada; otelden çıkış yaparken NBA oyuncusu Travor Ariza’ya da rastladım. Ayrıca dün Ömer Karahan’ın köşesinden Robert Downey JR.’ın Türkiye’de mavi turda olduğunu okudum. Geçtiğimiz ay Amber Heard, James Goldenstein gibi ‘celebrity’ isimler ülkemizdeydi. Acaba bu isimlerin Türkiye ziyaretinin PR’ını doğru yapabiliyor muyuz? Deneyimi anlatırken, deneyimleyen kişilerin haberleriyle algı oluşturma fırsatını ne kadar değerlendiriyoruz?

EVRENSEL  İŞ BÖYLE OLUR

Bıktıklarımız...

- Yabancı futbolcuların kendisi kadar sevgili/eşlerini gösteren ‘yengeci’ haberler!
- Şuh fotoğraflarıyla Instagram’a reklam veren diyetisyenler...
- Doğum gününde fotoğraf ekleyen kral, kirve, bro’cular!
- Her manzaraya ‘I Love You Baby’ şarkısının uyuşuk (!) söylenmiş versiyonunu ekleyenler,
- Havaya ayakkabı atıp, kıyafetlerini değiştiren içeriksiz fenomenler.