Gönüllü ‘aynı’lık

Çağın en büyük nimeti bilgiye kolayca erişim. Hele ki haber alma hızı; dünyanın neresesinde bir olay gerçekleşirse anında sosyal medyanızda takip edebiliyorsunuz, değil mi? Televizyonların yayın akışından kurtulduğumuz dijital platformlarda binlerce içeriği seçme özgürlüğümüz... İnsanlık, belki de seçme konusunda en büyük özgürlüğü yaşadığı dönemde diyebilir miyiz? Ya da en büyük tekelleşmenin altında yaşanan bir simülasyonda mı?

Gönüllü ‘aynı’lık

Kolay erişimin hepimizi tembelleştirdiği aşikâr. Çocukluğumuzda en vasat insanın bile Louresse’ların içerisinde haftada en az 3-4 saat kaybolduğu, o ‘kuşe’ kokusunda aramadığımız bilgilerin de gözümüze çarptığı yıllardı. Çağın nimeti olan kolaylık nasıl bizi gönüllü köleliğe ilerletiyor dersiniz?
Kendimizi tanımladığımız en önemli mecralar sosyal medya. Farklılıklarımızı göstermek varken aynılaştığımız yerler oldu aslında. Sadece görüntümüzle değil fikirlerimizle de aynılaştığımız ‘echo chamber’ denilen ‘Ben de böyleyim’ denecek cümlelerle tek tipleşiyoruz.

Gönüllü ‘aynı’lıkZappingten sıkılan, televizyonda hep aynı içerikler olduğunu söyleyenler? Bir oturuşta tek sezon diziyi sabahlayıp bitirip, üstüne içerik yorumlarını üşenmeden sosyal medyalarından bağrıyorlar. Binlerce içeriğin olduğu bu mecralarda herkesin aynı anda aynı içeriği izlemesi tesadüf mü dersiniz? O harika şarkıyı dinleyip moda girdiğinizde hemen ‘Bunu da seversiniz’ diyen akıllı uygulamalar. Çok dinlenen şarkıların bizim seçimimizle mi ‘çok dinlendiğini’ ne kadar sorguluyoruz?

Vatandaş haberciliğine ne demeli! Haber almak için sokaktaki herkesin haber kaynağı olma fikri aslında çok özgür değil mi? Okuyan için de bu çok daha önemli. Mesela bizde haberin hızını doğruluğa tercih ettiğimizi büyük bir eminlikle söyleyebilirim. Haberin önemi de beğenilme ve paylaşılma rakamlarıyla ölçümleniyor. Çok büyük medya kuruluşlarının internet siteleri dahi ‘tıklanma’ esiri olup, sistemin vasatına teslim olmuyor mu?
Herkes Metaverse gelecekten endişelenirken, bugün içinde bulunduğumuz durumdan bi’haber aslında! Soru yine aynı noktaya geliyor. Bilgiye ve içeriğe kolay erişim bizi özgürleştiriyor mu yoksa gönüllü ‘aynı’laştırıyor mu?

Şehrin füzyon Asyalısı

Eskinin tutmaz algısındaki ‘otel içi’ restoranlar şu an şehrin en popüler noktaları oldu. Özellikle son dönem ardı arkasına açılan beach party kalabalığının sürüklediği canlı müzikli mekanların ardından daha da kıymeti aranır oldu düzgün tedarikli servis edilen yemeği. Otel içi deneyim restoranları arasında müdavim sayısı hiç az olmayan ama hakkı yeterince verilmeyen restoranlardan biri İsokyo! Belki de şehrin en iddialı pan-Asian restoranı diyebilirim. Arola’nın olduğu yerde, Raffles’ın birinci katındaki mekanın alametifarikası ‘umami’ arayışındaki tatların arkasında şef Gökhan Özkul var. Bangkok gibi çok zor bir lokasyonda kendini kanıtlayan şef, Asya füzyon mutfağı tarzını yansıtan muazzam tabaklar çıkarmış. Özellikle ‘date’ mekanı arayanlar için şiddetle tavsiye edilir...