Z KUŞAĞI MÜZİĞE MEYDAN OKUYOR!

İki ay boyunca mesleki ‘duayenlerin’ gelecek güzellemelerini okuduk/dinledik çeşitli mecralarda... Kitaplıklarını fon yapıp, okuma gözlükleriyle sektörlerinin kâhinliğini yaptılar. Çoğu eski Unkapanı Plakçılar Çarşısı geleneğinden gelen bu isimler, bugünün gerçekliğini kavrayamamışken çizdikleri gelecek nasıl?

Müzik dünyasının devrimi Napster’la başlamıştı. Sonrasında Facebook’un da kuruluşunu fonlayan Sean Parker, ‘albüm satış’ kafasını bitirip tüm müzik sektörünü kendine uydurmaya, bugünlerdeki stream dünyasına geçişi hazırladı. Eskiden bir albüm için 2-3 yıl beklenir, klibi çekilen şarkının modası 6 ay geçmezken şimdi bu süre bırakın ayı, günlere inmiş durumda. Z kuşağının hızlı tüketimi karşısında müzik dünyasında ikinci bir devrim çok yakın. Z kuşağının müzikte sürükleyen iki unsur; rap ve dans! Sosyal medyada verilen o ‘genç kızların sevgilisi’ isimleri yine X ve Y kuşağı yoğunlukta izliyor. Bu kuşağın en sevdiği şey challenge yani meydan okumalara katılmak! Bunu da Tik Tok üzerinden dans ederek yapıyorlar. Şarkılardaki ritmler meydan okumalara uyumlu kurgulanıyor. Anahtar kelimeler hatta sesler şarkıyı bir anda popüler hale getiriyor. 

Hormonlu izleme yok kurgu var

Bir dönem YouTube üzerinden hormonlu izlemeler Z kuşağının pek ilgisini çekmiyor. 50 milyon izlenmeli klip şarkıcıları Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde 2 bin kişiyi zor bulurken hemen aşağısındaki Küçükçiftlik Park’ta isimsiz rapçiler 10 bin kişiyi zıplatıyor. Yapımcılar bu popstarların albümleri için iki yıl beklerken, rapçi çocuklar stüdyo yolundaki trafiğe bile şarkı yazıyor, yapımcıya her gün eser getiriyordu. Aslında bu durum yapımcıları mutlu etmiyor, yatırım yaptıkları, kolay yönettikleri isimlerin bu akımın gerisinde kalmaması için kontrollü gölgeliyorlardı. Neticede rap’in açılımı ‘rhytm and poem’ yani ritm ve şiir. Bu çocukların dış görünüşlerindeki aykırılıklara aldanmayın; belki de onlar bu dönemin Neruda’ları, Goethe’leri gibi anılacaklar! Sektörün tamamı kör değil elbet! Bu hormonlu izlenmeleri keşfeden ‘akıllı’ isimler meydan okuma sistemine de sızıyor. Buradaki fenomenlerle anlaşarak aynı anda seçilen şarkıyla video’lar çektirip bir kurguyla algoritmada aramalara düşüyor. Peki bu meydan okumanın müziği değiştirmesi iyi mi? Adı üstünde ‘popüler kültür’. Klasikleşmiş her şey kendini bir şekilde var eder. Ama popüler olan yeni bir popüler dalgada yok olmaya mahkumdur!

KURYELERE DAİR MERAK

Karantina dönemindeki izolasyonun başarısının görünmeyen kahramanı kuryeler. Bu kuryelerin çalıştığı yapılar ihtiyaçlarımızı dışarı çıkmadan karşılamamızı sağlarken birçok sektörün de dolaylı olarak ayakta kalmasına destek oldu. Hepimizdeki merak pelerinsiz, maskeli bu kahramanların bu riskli dönemde haklarının teslim edilip edilmediği. Markaların çalıştıkları ajanslardan buna dair reklam ya da yazıya pek rastlamadım. Muhtemelen firmalar bunu duyurmayı ayıp buluyor ama kullanıcının siparişi verirken merak ettiği konulardan biri de bu... Keşke Nevzat Aydın ve Nazım Salur gibi sektörün önde gelen birçok ismi sahadaki personeline verdiği değeri duyurmaya çekinmese! Ajansları bu itibarı iletişime döndürüp, sipariş verenlerin maneviyatını rahatlatsa.

AKILLI SAAT REKABETÇİLERİ

Bir de evler arası meydan okuma var! Akıllı saatler üzerinden yürüyüş ve kalori ölçümlemesi adeta bir yarışa dönmüş durumda. Sosyal mesafeli bir aile görüşmesi sırasında biri ayağa fırlayıp evin içinde yürümeye başladı. Meğerse arkadaşlar arası bir yürüyüş ligi içerisindeymiş. Hatta kaloriyi artırmak için bu yürüyüşleri belli nabız aralığı tutturanlar da varmış. Açıkcası ben bu meydan okumayı çok sevdim.