Arnavutköy sırtlarında eski nesillerin yeni mekanı: Bahtiyar

Sahillerimiz artık doldu. Boğaz’ın iki yakasını süsleyen mekanların misafirlerinin otomobillerine valeler tarafından neredeyse yer bulunamıyor. Sonuç: Yeni mekanların bölgenin iç kısımlarına göçü… İşte bugünkü yazımın konusu olan Bahtiyar da Boğaz’ın en sevdiğim köşesi olan Arnavutköy sırtlarında yer alıyor. Aslında bu tarihi bina, bir zamanlar daha basit anlamda sanatçıların, müzisyenlerin, İstanbul severlerin kahve içtikleri, sohbet ettikleri genişçe bir salondu. İç mimar Ümit Kulunyar’ın dokunuşlarıyla yeniden düzenlendi. Projenin sahiplerinden Eren Ergen’in “Modern meyhane değiliz biz; eski nesillerin sevdiği gibi bir mekânız” tabiriyle çok güzel ifade ediliyor.
Yemeklerden önce duvarlar ve tablolar, yaratılan hikayeler beni neredeyse büyüledi. Bir kere Çukurcuma’da, Horhor’da, hatta Paris’in ünlü bitpazarı Marché Saint Ouen’de bulamayacağınız şıklıkta eski, antika çerçeveleri burada görüyorsunuz. Bir duvar aşıklar köşesi; Gülriz Sururi-Engin Cezzar, Nazım Hikmet-Piraye, Yıldız Kenter-Şükran Güngör ve de eşsiz güzel Türkan Şoray’ın fotoğraflarından oluşuyor. Bir diğer duvar ise çok enteresan. Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Zeki Müren ve Cahide Sonku bize bakıyor.
Bahçe ve dış mekan tasarımlarında klasik ve modern doku aynı çatı altında buluşmuş. Mimar Esra Vardal’ı kutlamamak elde deği...

Arnavutköy sırtlarında eski nesillerin yeni mekanı: BahtiyarBaşarılı şef ve zevkli müteşebbisler

Proje aslında sanat, kültür, eğlence ve müzik dünyasına aşina olan kuzenler Burçin Bal ve Eren Ergen tarafından başarılmış. Şef Mehmet Yaşar’dan özellikle bahsetmeden geçemeyeceğim. 37 yıldır hep kuzine başında kepçe sallamış. Sadece topraklarımızda değil; Avrupa ülkelerinde de çalışmış ve özellikle İtalya’da geleneksel Türk lezzetlerini en iyi şekilde sunarak birçok İtalyan şefi kendine hayran bırakmayı başarmış. Ama bir kusuru var ki onu affedeceğiz. Huysuz ama başarılı…
Menü alışılagelmişin çok dışında. Ben her içkili restoranda yediğimiz klasiklere değinmeyeceğim. Vardabit paçası (Adana’ya ait yöresel bir meze), narlı kuru cacık ve pembe sultan öne çıkan tatlar. Haşlanmış beyaz fasulye, kırmızı soğan, maydanoz, limon suyu, tahin, tırnak pidesi ve kimyon gibi malzemelerle hazırlanan Vardabit paçası, Bahtiyar’da biraz farklı yorumlanıp taze kişniş ve tereyağlı minik kruton ekmekler ile misafire sunuluyor. Yoğurtlu meze sevenlerin gözdesi pembe sultan, ismini rendelenmiş pancarın pişirildikten sonra yoğurtla buluşmasından ortaya çıkan pembe renkten alıyor. Dikkat çekici bir nokta ise Burçin Bal’ın her malzemeyi yerinden aldırması.
Ara sıcaklara geldiğimizde, “Ben tercih etmem” diye başladığım uykuluk ve hayalet kokoreçin tadı hâlâ damağımda. En son lise yıllarımda Kadıköy’de yemiştim. Levrek simit, kızartma balık sevenler için muhteşem bir seçim. Pastırmalı madımak da tercih edilebilir. Sivas’tan getirtilen madımak otunun kavrulduktan sonra tereyağında hafif pişirilen pastırmalarla rulo şeklinde sarıldığı bu lezzet, süzme yoğurt üzerinde tereyağlı sosla servis ediliyor..

Şefin üstatlık dönemi ana yemekler

Şef huysuz Mehmet’in üstatlık dönemi diyeceğim ana yemekler için. Kuzu kaburga, ızgara köfte, kanat ızgara ve dana lokum klasik ama ben size bir kez yağlı karayı deneyin diyeceğim. Kuzunun sırt bölgesinden elde edilen etler uzun süre köür ocakta pişiriliyor. Tatlılara gelince kireçte domates favorim. İlk duyduğumda tam özümseyememiştim. Yedikten sonra, bir dahaki gelişimde bu nefis lezzetle yemeğe başlayabilirim dedim. Kıtır bademli irmik tatlısının da hatırı sayılır.
Sonuç olarak yemeğiyle, hafif müziğiyle, misafirleriyle ve de ambiyansıyla çok konuşulacağa benziyor Bahtiyar. Yolu açık olsun…

Bir başka sergi…

İstanbul’da modern bir sanat müzesini andıran The Artisan İstanbul Mgallery Oteli’nin içindeki sergiden bahsetmek istiyorum. Bu bina, zamanında İstanbul’un konsolosluklarının, üniversitesinin, ilk askeri hastanesinin, en güzide restoranlarının yer aldığı Gümüşsuyu Caddesi’nde bulunuyor. Benim de gençliğimde arızalanan teyp ve radyolarımı getirdiğim bu bina, şimdi The Artisan İstanbul Mgallery Oteli ve içerisinde ‘Müdahale’ isimli bir sergi var. Yaşayan bir mekan olan oteli, girişinden kat odalarına kadar Türkiye’nin önemli sanatçıları eserleri ile süslemiş. Bir yıldır üzerinde çalışılan bu serginin sadece kurulum hazırlıkları yaklaşık iki ay, otelin daimi koleksiyonu içerisinde yer alan eserlerin kaldırılması ve sergide yer alacak eserlerin otele yerleştirilmesi ise bir hafta kadar sürmüş. The Artisan İstanbul Mgallery Oteli, kendi bünyesinde özel bir sanat koleksiyonuna da ev sahipliği yapıyor.
Bir sosyal sorumluluk ve farkındalık projesi olarak gerçekleştirilen ve alt kavramsallığı toplumsal eşitlik olan sergide, Türk çağdaş ve günümüz sanatının önemli sanatçılarından Ayça Telgeren, Azade Köker, Canan, Elif Uras, Eşref Yıldırım, Fırat Engin, Fırat Neziroğlu, Lara Ögel, Leyla Emadi, Memed Erdener, Merve Dündar ve Nancy Atakan’ın eserleri yer alıyor. Ayrıca Zilberman Gallery, Pi Artworks ve Galerist de projeye katkı sunuyor. 12 sanatçının eserlerinden oluşan serginin katalog yazılarını ise Marcus Graf ve Mari Spirito yazıyor.
Sanatı halka açık bir mekanda sadece sanatseverlerle değil; genel izleyiciyle buluşturmak için sergiyi otelde kurgulayan Koleksiyon Küratörü Yasemin Vargı ile Sanat Yöneticisi Meriç Aktaş Ateş yaşayan bir binaya uygulanan ‘Müdahale’ye öncülük ediyor. Özellikle ‘Dil Çöpü’ eserinin ilgimi çektiği ve kadın temasının işlendiği eserler 7 Kasım’a dek ziyaret edilebiliyor.