İleri yaşlardaki okuyucularıma hitap edersem, neredeyse bir yılı aşkın bir süredir kâh savaştığımız, kâh kendi haline bıraktığımız kapanmalar, açılmalar yaşadığımız bir dönemdeyiz. Son evde kalma uygulaması ise 17 gün gibi iki haftadan fazla sürecek çok radikal bir uygulama. Özellikle gençlerin ve 65 yaş üstü kişilerin fiziksel aktivitelerini yapabilmeleri, apartman hayatında zor görünüyor. Zaten bundan değil mi ki yasak saatine kadar tüm büyük şehirler neredeyse boşaldı... Herkes Bodrum’da, Datça’da, Marmaris’te, Çanakkale yöresinde veya Karadeniz’deki yazlık evlerine akrabalarının yanına gittiler. İnşallah oralarda bu hafta bulaş görmeyiz.
Bu satırları kaleme aldığım gün 3 Mayıs Pazartesi ve Sağlık Bakanı Prof. Dr. Fahrettin Koca’nın bir mesajının mutluluğunu yaşıyorum. Yazıma da yansıtmak istiyorum: “Son iki haftada hastaneye müracaat edenlerin sayısı yarı yarıya düşmüş durumda”. Bu bana diyor ki; çok yakında turkuaz tabloda vaka sayılarında ve ağır hasta sayılarında da bir küçülme göreceğiz.
Tabii bizlerin hayatından giden bir yılın psikolojik çöküntüsü herhâlde hiçbir zaman unutulmayacak. Beklentim aşıların bir an evvel yurdumuza gelmesi ve aşılanma sistemine girmesi ve de hastalığın kontrol altına alınması...
Kara tablo çizmek istemiyorum ama şartlar beni size gerçekleri aktarmaya zorluyor. Ağzımız bu yazılarda tatsız. Şimdi tatlı bir konu anlatalım da o lezzetle ve güzelliklerle köşemizi değerlendirelim.

ARNAVUTKÖY’ÜN ENFES TATLARIMarkiz değil Pierre

Beyoğlu’nun tarihe mal olmuş simgeleri vardır. Markiz, Lebon, Japon Mağazası, Degustasyon ve Abdullah Efendi Lokantası gibi. Özellikle bizim nesil, bunları bugün çok özlüyor. İşte, kitaplardan, büyüklerinden Önel çifti hep bunları dinlemiş, okumuş sonra da hafta sonları çoğu zaman Fransa, bazen İngiltere ya da çikolatanın kalbi Belçika’ya gidip pastaneleri, lokantaları ve kafeleri ziyaret edip, La Pierre’i yaratmışlar. Bahar Önel, 16 yıldır sürdürdüğü halkla ilişkiler ajans başkanlığını, eşi İlker Önel ise aile mirası susam ve tahin fabrikasının yanında gerçekten günlük temiz, katkısız ve lezzetli pasta eşliğinde doğru yapılmış kaliteli kahve ya da sağlıklı çay içerek Fransız şansonları veya caz müziği dinleyerek, değişik bir kültür yaşatma imkanında Arnavutköy’de misafirlerini ağırlamaya hazır hale gelmişler. Düşündüm, ‘Arnavutköy’ün Bulgar sütçüsü, balık lokantaları, tavernası ve yalılarından başka nesi meşhur?’ diye, bir de aklıma Arnavut kaldırımları geldi. Tahminim o dur ki ‘La Pierre’ ismi de oradan geliyor.

Menü değişik ve zengin

Sabahın ilk saatlerinde iş görüşmesi yapmak isteyenlerin rağbet ettiği klasik tarzda şık konforlu masa ve sandalyelerle benzenmiş mekanın çok zengin bir kahvaltı menüsü var. Burada Ezine peynirinden Tavaklı ve Antakya’dan gelen zeytinlere, Karadeniz’in yüksek tepelerinde üretilen baldan anne reçeline, yumurta çeşitleri ve Kıbrıs’ı özleyenlerin hellim peynirinden ailenin tahin pekmez üreten fabrikasında yapılan spesiyallere kadar çok geniş bir seçenek mevcut. Tabii pastane olur da unlu mamuller olmaz mı? Fırından taze çıkan açmalar, poğaçalar, simitleriyle mekan, özellikle İstanbul’un en iyi kruvasan imal eden yerlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Kruvasan çeşitli, brownie’ler gün boyu mevcut. Müdavimlerin en çok tercihi ise ayçöreği, paskalya ve tahinli çörek.
Fransız tipi patisserie’nin bana göre en önemli spesiyali macaron’dur. Bunu pasta şefi Zeki Ciritçi, başarılı bir şekilde imal ediyor ve yılların deneyimini sunuyor. Tartlar o kadar çok çeşitli ki burada saymakla bitmiyor. Ben üç tanesini söyleyeyim çikolatalı, taze meyveli ve de mevsiminde çilekli olanı...

ARNAVUTKÖY’ÜN ENFES TATLARI

Pastalara gelince...

Bu arada on parmağında on marifet olan Bahar Hanım, pasta konusunda deneyimli şeflerden aldığı tatbiki eğitimlerle çizgiyi yükseltmiş. İddiası şöyle: “Ben Paris’teki ve Londra’daki ünlü pastaneler kadar, usulüne uygun mamul yapacağım.”
Sonuç olarak günün akışı içerisinde bir Avrupai yaşam arzu ederseniz, ailenizle iş arkadaşlarınızla veya flörtünüzle gidilebilecek bir mekan La Pierre.

Milliyet ve annelerimiz

Bu köşede geçtiğimiz hafta değerli gazetemizin ‘Hayat hızlı akıyor, Milliyet nefes aldırıyor’ mottolu projesinden bahsetmiş ve yeni eklerle dergilere değinmiştim. Pazartesi günü ise Milliyet 71 yaşına girdi. Ne kadar mutluyum ki, bunca yıllık tarihi bulunan bir gazetede köşe yazarlığı yapıyorum ve bunu da uzun senelerdir sürdürüyorum. Birlikte nice senelere!

En sona en kıymetlilerimiz, annelerimizi sakladım. Benim de bu dünyada en sevdiğim varlığım annemdi. Onun aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor ve Anneler Günü’nünüzü kutluyorum. Sağlıkla kalın.