Koronavirüs salgınıyla ilgili aralık ayının ortasından itibaren alınmaya başlanan tedbirler netice verdi ve vaka oranlarında ülke genelinde ciddi azalmalar yaşandı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, geçtiğimiz günlerde “Son iki hafta içinde İstanbul ve İzmir’de vaka sayısında yüzde 40, Ankara ve Bursa’da yüzde 60’a yakın düşüş oldu” açıklamasını yaptı. Ben de soluğu hem kış turizmiyle dikkat çeken hem de bana çocukluğumun bayramlarını hatırlatan Bursa’da aldım.

“BİLLUR BİR AVİZE BURSA’DA ZAMAN...”Yaz aylarında ülkemizin dördüncü büyük şehri Yeşil Bursa ile ilgili birkaç mekanı sizlerle paylaşmıştım. Şu sıralar malum mekanlar ikinci bir emre kadar kapalı... Yine de 1867’de kebapçı Mehmet İskenderoğlu tarafından açılan ve 150 küsür yıldır herkese şehrin markası olarak hizmet veren Kebapçı İskender’in kapısındaki kilidi görünce yüreğim cız etti. Zira uğruna yurt içinde ‘İskender yeme turları’nın bile tertip edildiği bu şahane lezzetten mahrum kalmak, bir kültürden mahrum kalmak demektir. Bunlar bir yana, orada çalışan emekçinin, tedarik zincirindeki alıcı ve satıcıların halini düşününce, çok daha üzülmemek elde değil. Yine de her şeyin başı sağlık diyelim.

‘Heykel’e çıkmak’

Şehrin merkezi Heykel (Bursalılar “Heykel’e çıktım” der) Setbaşı, Altıparmak ve Yeşil’de tedbirlere uyan bir kalabalık hakim. Tekstil ve otomotiv sanayi deyince akla ilk gelen şehirlerden Bursa’da salgına rağmen Kuyumcular ve Bakırcılar Çarşıları çok da sakin kalamıyor. Sanırım evlilik hazırlığında olanların telaşesi bunlar... Tabii bu durum emlak ve mobilya sektörünü de dolaylı yoldan etkiliyor diyebiliriz.
Tarih kokan Tophane ve Kozahan’ı ziyaret ettim. 2008 yılında Kraliçe Elizabeth’in de alışveriş yaptığı mağazalardaki inceliklli ürünler ne kadar güzelse, hanın içindeki tadilat da bir o kadar kötü ve bir an önce bitmesi gerekir diye düşünüyorum. Zira Kozahan’ın atmosferinde çay-kahve içmek, bir çeşit terapi gibidir.

Maskesiz alan

Bursa’ya gidince pideli köfte ve cantık yemeden olmaz! Mekanlar kapalı olduğundan servisi ve yemesi daha meşakkatli olan pideli köfte yerine, bu defa cantık tercih ettim. Mini kır pidesi şeklinde, tadı ve dokusu daha yoğun bu yerel lezzeti Yeşil Türbe’nin hemen yanı başındaki banklarda, asırlık ağaçların altında deneyimlemek insana farklı bir haz veriyor. Bursalılar’sa cantığı genelde mevlidlerde ve cemiyetlerde misafirlerine sunuyor. Açık olsaydı, Hünkar’da bir sahlep de içer, manzara eşliğinde keyif yapardım. Fakat öyle olmadı, Bağdat Tatlıcısı’ndan bol Hindistan cevizli mamüllerle Setbaşı Köprüsü’ne doğru yol aldım.
Bir şehir, içindeki insanlarla anlam kazanıyor ve yaşıyor. Tıpkı mekanlar gibi, oralara da ruhunu katanlar yine insanlar... Tarihi Irgandı Köprüsü üzerindeki mini işletmeler açık, takılar ve çeşitli süs eşyalarıyla dekoratif ürünler satıyorlar fakat oturup da bir kahve içebileceğiniz yerler ikinci bir emre kadar namüsait. Dönüşte, çarşının içinde Çiçek Izgara ile Kızılay’ın arasında yer alan tribün şeklindeki banklar dikkatimi çekti. Soluklanmak ya da bir şeyler atıştırmak için oturanlarla (yaklaşık 150 kişilik) adeta ‘maskesiz alan’ ilan edilmiş durumda.
Herkesin elinde ya yiyecek ya da telefon var. Dijitalde salgın yok tabii... Sosyal medya yeni ‘her şeyimiz’ oldu. Bu noktada sizlere çoğunlukla Bursa paylaşımlarıyla dikkat çeken bir Instagram hesabı tavsiye etmek isterim. Şehrin yerlilerinden Ahmet Can Alkın’ın şahane fotoğraflarını yayınladığı @gozumun_gordugu_kadar_ hesabını takibe alın derim. Naif ismiyle dikkat çeken hesabın başarılı kareleri, beğeniyi hak ediyor. Yazımda yayınlanan görseller de kendisine ait...

“BİLLUR BİR AVİZE BURSA’DA ZAMAN...”

İki leziz fırın

Trafiğe kapalı Cumhuriyet Caddesi üzerinden girilen Reyhan Caddesi’nde yer alan Tarihi Reyhan Fırını, şehre has cevizli lokum (bu bir ekmek çeşidi, tahmin ettiğiniz tatlı Türk lokumlarından değil) için doğru adres... Bursalılar’ın genellikle kahvaltıda tercih ettiği tahinli pide içinse Altıparmak’taki eski sigorta binasının yanından çıkan ve ‘40 merdivenler’ olarak bilinen tepede bulunan Muradiye Fırını’nı önerebilirim.
Bu lezzetlerle evde kalmak kilo aldırır mı bilinmez ama bin yıllık şehrin merkezini bir kış gününe sığdırmak, tatlı bir yorgunluğu da beraberinde getiriyor. Günler uzuyor, salgınla ilgili iyi haberler çoğalıyor. Neredeyse bir yıldır evlerdeyiz, zaman her şekilde geçiyor. Bu şehirdeyse, kendisiyle ünlü lodosu gibi kalpleri ısıtıyor, soğuk ve kar Uludağ’a kalıyor. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yazdığı gibi; “Billur bir avize Bursa´da zaman...”