Geçtiğimiz hafta pazar günü uzun bir aradan sonra sokağa çıkıp, yürüyüş yapma imkanı buldum. Değerli komşum Prof. Dr. Halil Toplamalıoğlu ile Fulya’dan çarşı içini takip ederek, Deniz Müzesi’nin karşısındaki parkta sosyal mesafeyi koruyarak bir ulu ağacın etrafındaki banka oturduk. Etraf güvercinlerle dolu idi... Boğaz’a da yunuslar gelmeye başladı. Havanın çok berrak olduğu günler, evimin camından 12 yıl sonra ilk defa silüet olarak da olsa Uludağ görünmeye başladı. Sanki İstanbul’un havası temizlendi, gerçek sakinleri geri geldi hasılı bana bir farklı geldi İstanbul... Şimdi gelin Beyoğlu turumuza geçtiğimiz hafta kaldığımız yerden devam edelim.

Galatasaray Postanesi…

İstiklal Caddesi’nin en muhteşem mimariye sahip binalarındandır. 1875 yılında, tüccar Theodore Sıvaciyan ikametgâh olarak yaptırmış, daha sonra zemin katı laboratuvar olarak kullanılmıştır. Binanın dış cephesi mermer olup, tüm kapıları Fransa’da imal edilmişti. En dikkat çeken vasfı, İtalyan ressamların yaptığı resimli tavan süslemeleridir. 1907’de Beyoğlu Postanesi olarak hizmete açılmış ve bu dönemde ‘Dünyanın En İyi Postanesi’ vasfını kazanmıştır. Ayrıca enteresan bir nokta da 1943’ten itibaren uzun bir süre ikinci katının İstanbul Radyosu’na ev sahipliği yapmasıdır. Ardından önce PTT müzesi sonra da Galatasaray Müzesi olarak hizmet vermiştir. Şu anda da Galatasaray Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmetini sürdürmektedir. Tabii ki tam karşısında Mekteb-i Sultani yani Galatasaray Lisesi ve haşmetli kapısı... 15’inci yüzyılda saray mektebi enderun olarak kurulmuştur. Saray okuluna öğrenci yetiştirmiş, muhteşem mimarisi olan bir okuldu. 19’uncu yüzyılda işlevi daha da artmıştır. Tanzimat uygulamalarının simgesi olup, batılı anlamda bir ilim irfan yuvası halini almıştır. Benim de eğitim gördüğüm St. Joseph ya da Notre Dame de Sion gibi okullardan farklı olarak, lise eğitimini hem Türkçe hem Fransızca vermiştir. 1927 yılında Galatasaray Lisesi ismini almış, Cumhuriyet devrimlerine uygun olarak eğitim ve öğretime devam etmiştir. Halen de bunu muhafaza etmektedir. Görüldüğü gibi İstiklal Caddesi, İtalyan, Fransız, Osmanlı ve diğer Avrupa mimari ve kültürel mirasını bugüne kadar yansımıştır.

FARKLI BİR İSTANBUL...

Muhteşem mimari

Yeşilçam Sokağı ile İstiklal Caddesi’nin kesiştiği noktada bulunan Serkildoryan Binası, mimar Alexandre Vallaury tarafından, 1882 yılında inşa edilmiştir. Dış cephesi 1950’li yıllarda caddenin en muhteşem cephelerinden biriydi. Binanın alt katı çıkmaz bir pasaj olup, içerisinde özellikle frak ve smokin gömleği konusunda ihtisaslaşmış Tatalyan, ekalliyetin gittiği berber Stavraki ve yurt dışından marka kıyafetler getiren Chavin’in dükkanları bulunurdu. Bina 1958 yılında Emekli Sandığı tarafından satın alındı.

Emek, Rüya Sinemaları ile Şehir Tiyatroları’nın komedi kısmı da bu binadaydı. Emek Sineması’nda film seyretmekse bir ayrıcalıktı. Hem filmler ilgi çekiciydi hem de gelenler hep çok şıktı. Geri kalan kısmı ise 1971 yılına kadar Büyük Kulüp olarak hizmet vermiştir. Pasaj, 2017 yılında restore edildi ve Grand Pera adıyla sinema ve mağazaları bulunan bir alışveriş merkezi halini aldı.

FARKLI BİR İSTANBUL...

BARIŞ’I TAKDİR ETTİM

İstanbul’un güvenilir ve değerli markaları arasında öncü rol oynayan Sunset Grill&Bar, geride bıraktığı 25 yılda personel aidiyetini en üst seviyede tutmuş ve her daim aile birliğine önem veren kurumsal bir işletme olmuştur. Tüm bunlara ilaveten gerçek bir koleksiyoncu olan Barış Tansever’in bir koleksiyonunu bağışlaması, çok mühim bir hadisedir.

FARKLI BİR İSTANBUL...

Kurucu Tansever, geçtiğimiz günlerde salgın nedeniyle kazaçları düşen çalışanlarına ek gelir sağlamak adına, uzun yıllar üzerinde titizlikle çalışılarak üretilen eserlerini Sunset çalışanları adına oluşturduğu fona bağışlayacağını duyurdu. Tansever, ‘Sunset Cookbook’, Burhan Doğançay imzalı tabaklar ve Türk kahvesi fincanları gibi ikonik parçaları, bu kapsamda internet üzerinden satışa sundu. Gerçekten takdir edilesi bir hareket...