Gastro meze kültürünün Fişekhane'deki mekanı: Rupa

İstanbul’daki eski Gazhane, Silahtarağa Elektrik Santral Tesisleri, Bomonti ve Fişekhane, şehirde tarih boyunca asli görevlerini vermiş fakat bu hizmetleri dolduktan sonra da bir nevi beklemeye terk edilmiş tesislerdi.
Yakın dönemde buraların yenilerek, kültüre, sanata ve gastronomi dünyasına kazandırılmasını son derece doğru buluyorum.
Bugün bu başarılı örneklerden biri olan Fişekhane’den bahsetmek istiyorum.
Mimari tasarımda Chapman Taylor imzası taşıyan bu kompleks, Yenikapı-Zeytinburnu bölgesinin havasını tamamen değiştirmiş. Dünya mutfaklarının tekil örneklerinin yer aldığı Fişekhane, özgün, nitelikli marka ve gurme restoranlarıyla dikkat çekiyor. Osmanlı döneminde Fabrika-i Hümayun’a ev sahipliği yapan, Kurtuluş Savaşı’nda İnebolu’ya kaçırılan mühimmattan kalma eserler de burada yer alıyor. 200 yılı aşkın bir süre kamunun kullanımına kapalı kalan savaş endüstrisinin merkezi, titizlikle yürütülen restorasyon çalışmasıyla kültür sanata yönelen bir cazibe merkezi haline döndü. Bünyesindeki açık hava konser alanı başta olmak üzere, sinemaları, ulusal ve uluslararası sergilere ev sahipliği yapan galerileri, restoranları ve kafeleriyle şehir yaşamına farklı bir soluk getirdi.

Karşınızda Fişekhane’nin içerisinde yer alan gastro meze kültürünün temsilcisi Rupa...

Gastro meze kültürünün Fişekhanedeki mekanı: Rupa

İmza mezeler masada

Restorandan içeri girer girmez, detaylarıyla göz alan bir dekorasyon, renklerin dansı ve Yunan müzikleri sizi karşılıyor. İşletmeci Barış Arbay ile yaptığım sohbet sırasında menünün günlük çıkarıldığını öğreniyorum. Kendisi Ege’den gelen yoğurtla mezeler hazırladıklarının ve taze, mevsiminde sebze ve meyveler kullandıklarının altını çiziyor.
Rupa aslında, 400 personeli olan bir firmanın İstanbul ayağı, Eskişehir ve Alaçatı’dan sonra Fişekhane’de, 1 Eylül’de kapılarını açtı. Mekan, bahçe kısmıyla birlikte 110 kişilik.
Mezelerden başlıyoruz; fava, çektirme zeytinyağlı yaprak sarma, kabak çiçeği dolması, pancarlı ve sarımsaklı pembe sultan, zeytinyağı kullanılarak yapılan isli midye, fesleğenli levrek marin, portakal ve limonla hazırlanan levrek turşusu masaya geliyor.
Son üç meze, mekanın imza lezzetlerinden. Masanın yıldızıysa levrek marin diyebilirim. Fesleğen balığa gerçekten çok yakışmış ve ikisi de birbirinin aromasını bastırmadan ortaya fevkalade bir kombinasyon çıkarmış. Fava da çok başarılı. Öte yandan sarma ve dolmalar damakta leziz bir tat bırakıyor. İsli midye ve levrek turşusu, masanın diğer yıldızlarından…

Gastro meze kültürünün Fişekhanedeki mekanı: Rupa

Kıvamında lezzetler

Ara sıcaklara gelince karşımıza yine farklı bir tabak geliyor: Karidesli levrek sarma. İçerisinde karidesin sarılı olduğu levrek fileto, baharatlı zeytinyağı sosuyla servis ediliyor. Balık tam kıvamında pişmiş, yağı hafif ve karides jumbo...
Daha sonra normalde soğuk servis edilen ot tabağı, döküm sahanda üzerinde dumanıyla sıcak servis ediliyor. Sağlıklı otların üzerinde sarımsaklı süzme yoğurt ve sosu yer alıyor. Çıtır ekmekler bu lezzete eşlik ediyor.
Ana yemeklerde et ve balığın bulunduğu mekanda son olarak İstanbul usulü tatlılara geçiyoruz. Ben içlerinden sakızlı muhallebi ve şekerpareyi denedim. Sohbet sırasında kadayıfın muhallebi gibi sütlü lezzetlere hem tat hem de görsel açıdan ne kadar yakıştığından emin olduk.
Rupa çok yeni ve bir o kadar da keyifli bir mekan. Kendini her gün yenilemesiyle de gastronomide sürdürülebilirliğe göz kırpıyor diyebilirim.
Yolu başarılı ve açık olsun.

SAMİ KOHEN’E VEDA…

Özellikle Kıbrıs’ta çalıştığım dönemde kendisiyle ada politikasını çok sık tartıştığım ve devletlerarası ilişkiler konusunda her zaman bana önderlik eden, Türkiye’nin Kıbrıs politikasını en iyi bilenlerden Sayın Sami Kohen’i kaybetmenin üzüntüsünü derinden yaşıyorum. Milletimizin ve gazetecilik camiamızın başı sağ olsun.