İstanbul’un Boğaz’ı kadar Haliç’i de
emin olun ki artık güzel... 1985’te başlayan Dalan dönemi, o bölgedeki sanayi tesislerini kaldırdı. Kaliteli yeşil arttı, ışıklar yandı, gezme, eğlenme mekanları yerlerini almaya başladı. Eskiden mezbahanın karşısındaki çoğu derme çatma mekanlara uykuluk yemeğe gidilirdi. Şimdiyse gastronominin her türü bölgede mevcut. Bu girişi şunun için yaptım; Artık Refik Saydam Caddesi üzerinden Haliç manzarası muhteşem, gece seyrine ise doyulmaz... Geçtiğimiz haftalarda Grand Haliç Hotel’in sekizinci katındaki Pera Adalı restorana yolum düştü. İyi ki de düşmüş, yeni değişik tarzda orkestrası olan, bana 70’leri hatırlatan ve de en önemlisi işine aşık ama eğlenmeyi, hayatın içinde olmayı seven bir çiftle tanıştım: Özlem ve Bülent Çağan. Bülent Bey, anlattıklarıyla beni neredeyse Hacettepe’de okurken gittiğim yerlere götürdü.
Haftada üç gün fiks menü ile Saro Seçikyan ve orkestrası eşliğinde yemek yiyip, eski tarihlerde olduğu gibi dans edebiliyorsunuz ve de Haliç manzarası ile tam bir nostalji…

Haliçte 70ler: Pera Adalı Restoran

Az ama özel

Şimdi gelelim mezelere... Az ama özel lezzetler. Yılların şefi Bülent Tezcan, enteresan bir kişilik ve de kıyafete sahip. Her mamulü kesinlikle günlük yapıyor. Bunlar arasında Eleni (atom), pembe rüya (pancarlı yoğurt, labne, ceviz ve badem ile), zahter Rum salatası, köpoğlu, Ermeni pilakisi, levrek marin ve şef usulü Çerkez tavuğu öne çıkıyor.
Ara sıcaklarda pastırmalı paçanga böreği ve etli pazı sarma vardı fakat dans tutkunu müdavimlerin fazla oluşu nedeniyle o lezzetler sık sık değişiyor.
Ana yemekler seçmeli...
Kolorado usulü soslu piliç, patates püresi ve sebzeli başakbaşı bulgur pilavı eşliğinde sunuluyor. Sebze buketli antrikot; levrek ızgara, kırmızı soğan ve Firik bulgurlu roka salatası ile masaya geliyor.
Ben levrek tercih ettim, kömür ateşinde tam uygun boyda çok lezzetliydi.
Ardından meyve ve tatlı servisi yapılıyor.

Etkileyici detaylar

Beni etkileyen diğer bir detay, lokantanın ana duvarındaki M/S Pera Adalı tablo ve altındaki, eskiden adaları dolaşan vapurların yanlarındaki ‘Büyükada-Üsküdar’ gibi değişebilen tahta üzerindeki isimler, gemi fenerleri ve pruva çanı oldu.
Gördüğüm kadarıyla İstanbul’da son zamanlarda özellikle 40’lı yaşlardaki beyaz yakalılar eskiyi özlüyor ve anne-babalarından duydukları, fotoğraflarda gördükleri Bebek Gazinosu, Taksim Belediye, Caddebostan ve Maksim Gazinoları gibi...
Şimdilik bu tip irili ufaklı mekanların çoğalmasını, dans etme kültürünün dönmesini çok arzu ediyorum.
Ah o Maksim’in menüsü ve ince bıyıklı, smokinli şeflerin alevli meyve tepsileri!
Tarih tekerrürden ibarettir.

Haliçte 70ler: Pera Adalı Restoran

Cumhuriyetimizin ilanının 98’inci yıl dönümü vesilesiyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, vatanımızın aziz topraklarını canları pahasına savunan ve asil milletimizin küllerinden yeniden doğmasını sağlayan tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyorum.