Öğrencilik hayatımda hep merak ederdim, neden Fransızlar’ın o meşhur peynirleri Türkiye’de de üretilmiyor diye... Bizim memleketimiz müthiş bir peynir zenginliğine sahip olsa da Paris’te herhangi bir bakkal ya da peynir dükkanına girdiğinizde karşılaştığınız çeşitlilik insanı görsel olarak da tat olarak da büyülüyor...

Aslında Avrupa’da peynir bizdekinin aksine sabah kahvaltılarında değil; öğle ve akşam yemeklerinin sonunda yenilir. Benim gibi bir peynir sever yanına bir kilo beyaz peynir alıp gittiği Fransa’daki öğrenci yurdunda, kahvaltılığı bitince mahalledeki Türk bakkalının yolunu tutar, ilk talebi ise tabii ki beyaz peynirdir. Aldığım cevap ise tüm Türk öğrenciler gibi beni de şoke eder: “Metro durağının karşısında Ermeni bakkal var, orada feta bulursun.” Hani bir atasözü vardır, tereciye tere satmak diye. O dönemlerden sonra bugün hem Fransa’ya hem de pek çok farklı ülkeye kendi peynirlerimizin yanı sıra dünyadaki peynir çeşitlerini satabilecek güçlü bir sektör haline geldik.
Bu haftaki yazımda Tahsildaroğlu CEO’su ve Genel Müdürü Sevdil Yıldırım ile keyifli bir röportaja imza attık.

- Tahsildaroğlu’nun 1970’e uzanan bir tarihi olduğunu gördüm. Modern peynirciliğin mihenk taşlarından biri... Bize bu konulardan bahseder misiniz?

Tahsildaroğlu Ailesi’nin peynir sektöründeki üretim geçmişi 50 yıl öncesine dayanıyor. Aile, 1955’lere kadar Makedonya’da gıda toptancılığı ile uğraşıyor. II. Dünya Savaşı’nda İstanbul’a göç etmesinin ardından Eminönü Yağ İskelesi’nde başlayan gıda toptancılığı, 70’lerin başında geleneksel peynir üreticiliği ve ticaretine dönüşüyor. 1990’ların başında firma, markalaşma ve kurumsal satış ağını geliştiriyor. 1996’da ise Çanakkale Bayramiç’te fabrika kuruluyor. Tahsildaroğlu, geleneksel olgunlaştırılmış peynir üretiminde Kaz Dağları eteklerinde diğer mandıraların gelişimine de ışık tutarak bugünlere geliyor.
Peynirin tarihi M.Ö. 8000’lere gider. Anavatanı Mezopotamya, daha sonra Makedonya’nın da ayrı bir yeri var. Tahsildaroğlu lezzetlerini böylesi kıymetli bir coğrafyadan alıyor.

- Sütü civardaki mandıralardan hijyenik koşullarda topluyor, geleneksel metotla peyniri üretiyorsunuz. Yetmediği durumlarda üreticilerden hazır peynir alıyor musunuz?

Üretim kapasitemiz müşteri ve ürün çeşitliliğimizi karşılamaya yeterli. Türkiye’de süt piyasasındaki en pahalı süt, kalitesinden dolayı, Kaz Dağları’nın eteklerinde yer alıyor. Yılda ortalama 120 milyon litre civarında süt işliyoruz, 15 bin tonun üzerinde peynir üretiyoruz. Türkiye’deki toplam peynir üretimiyse 800 bin tona yakın. Önümüzdeki beş yıl içinde ihracatı üretimimizin yüzde 40’ına yakın bir seviyeye çıkarmayı hedefliyoruz. ABD, Orta Doğu, Orta Asya, Körfez ülkelerinden sonra Singapur ve Çin’e de ihracat yapıyoruz.

İhracatta hedefimiz büyük

- Japon kültüründe peynir yok. Uzak Doğu’da peynir tüketimi turistlere mi yerlilere mi yönelik?

Aslında Uzak Doğulular peyniri bizim gibi tüketmiyor. Batılılar’da da bizdeki kahvaltı kültürü yok. Tanıtımlar ve kültür ihracatıyla gelişecek bir süreç, daha yolun başındayız.

- Gurme seriniz büyük yankı uyandırdı. Fakat ben büyük restoranlarda bu kalitede beyaz peynirin masada olduğunu sanmıyorum.

Yeni ürünler çıkarmaya önem veriyoruz. Gurme serisi, bu yolda attığımız adımların ilki... Lüks otellerin yanı sıra, restoran ve marketler aracılığıyla tüketiciyle buluşacak. Pandemide öne çıkan sağlıklı yaşama önem veren tüketicilerin çok beğeneceği yeni ürünlerimiz olacağı gibi, toplumu aydınlatıcı faaliyetlerimiz de olacak. Tahsildaroğlu olarak, kaliteye uçtan uca, sütün tedarik noktasından tüketiciye ulaştığı son noktaya kadar çok önem veriyoruz. Türkiye’nin önde gelen peynir üreticilerinden biri olarak, kalitemizi ülkemiz adına tüm dünyaya yaymak istiyoruz.

- Gerçekten ülkemiz adına çok güzel gelişmeler bunlar. Sahip olduğumuz güzellikleri özveriyle dünyaya tanıtmaya çalışan, bu konuda bayrak taşıyıcı firmalardan birisi olan Tahsildaroğlu’nu kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum.