Çocukluğumun geçtiği Kadıköy’de 1955’li yıllarda restoran sayısı çok azdı. Önce Moda Deniz Kulübü, daha sonraları Lozan Kulüp, Koço ve Yanyalı Fehmi Lokantası, ilk aklıma gelenlerden... O senelerde Kadıköy’de gezmek eğlenmek için en eski semtlerden Kalamış’a Todori’ye, Fenerbahçe’ye, İstanbul Yelken Kulübü’ne gidilirdi.

Şimdilerde Kadıköy balık pazarı ve civarında eser miktarda balıkçı, bol miktarda lokanta mevcut. Bugün size bir Avrupa, iki de Anadolu Yakası’ndan üç mekanı yazmak istiyorum.

İSTANBUL MEKANLARI

Nazlı Şef’in başarısı

İstanbul’un üretim, depolama ve dağıtım ünitelerini bir araya toplayan Tütsü by Düvee, 4 bin dekarlık arazide, hem hayvan yemi hem de inek yetiştiriyor. Etler, Beşiktaş’ta, içinde bir lokanta da bulunan tesise getiriliyor.

Aslında burası son derece zevkli, amacına uygun bir et lokantası; ocaklar, fırınlar, ev yapımı domates konserveleri ve et pişirmeyi özendiren bir dekorasyona sahip... En önemlisi de her şey gözünüzün önünde ‘sıfır ziyan’ politikasıyla yapılıyor.

Yüksek gastronomi tahsilli şef Nazlı Türker’in yönetimindeki mekanda, etler mekanın adı gibi ateşe temas ettirmeden pişiriliyor. Et konusunda özel eğitim alan, tüm pişirme aparatlarını imal eden ve yeme formülleriyle satış teknikleri yaratan tesisin ve lokantanın sahibi Erol Can Obdan ile sanatçı kimliğiyle tanıdığımız ünlü aktör Mehmet Aslantuğ’u tebrik ediyorum. İddialı bir yemek yemenin mümkün olduğunun kanıtı gibiler...

İSTANBUL MEKANLARI

Çinili Taş Fırın Kadıköy

Kadıköy Osmanağa’da bulunan Çinili Taş Fırın Kadıköy, aslına uygun olarak hazırlanan Gaziantep ve Şanlıurfa lahmacunlarıyla bir adım öne çıkıyor. Mekanın sahibi, İstanbul Suadiye Otel, Bodrum Halikarnas ve Taksim Hacı Baba’nın ardından, uzun yıllardır Hamdi Restaurant Şişli işletme müdürlüğü görevini üstlenen Kerim Özevin... Salgın döneminde geçtiğimiz şu günlerde, üretimin her aşaması onun denetimiyle gerçekleşiyor. Kendisinin tecrübeleriyle açılan mekanın menüsünde son dönemde dikkat çeken en önemli yemekse vegan lahmacun ve pideler. Protein deposu vegan yemekler, GDO’suz soya kıyması, maydonoz, taze sarımsak, domates, yeşil ve kırmızı biberle hazırlanıyor.

Diğer tabaklarda mutlaka yerli ve erkek kuzu eti tercih ediliyor. Menüdeki her yemek Gaziantep ve Şanlıurfa’dan temin edilen isot, pul biber, ev yapımı salça ile belirgin bir lezzet farkı yaratıyor. Yanında ikram edilen Gaziantep acur turşusu ise lahmacun ve pidelerin olmazsa olmazı... Bu mekanda tatlı olarak servis edilen baklavalar da damak çatlatan cinsten... Kerim Bey, ustası ve patronu Hamdi Bey’den öğrendiklerini de her seferinde hatırlatıyor diyebilirim.

İSTANBUL MEKANLARI

Digma

Anadolu Yakası’nda yer alan Digma, modern köy konseptiyle hizmet veriyor. Özellikle açık havada geniş kahvaltısı ve et ürünleriyle dikkat çeken mekanın başlangıçlarında yer alan Süryani usulü içli köfte ve ana yemekteki dana kaburga, müdavimlerini asla hayal kırıklığına uğratmıyor. Bunların yanı sıra taş fırından çıkan pide, ekmek, katmer ve lahmacun da beni memnun etti.

Mekanın sahibi Bedirhan Hattapoğlu, Mardinli. Dolayısıyla et sevgisinin bir kültür olduğunun son derece farkında. Özyeğin Üniversitesi’nde okurken aile işletmelerinde görev almış ve başlarda peyzaj işiyle ilgilenmiş. Kendisi, aile kültürü olarak yeme-içme işinde bayrağı devralan isim.

Katkı maddeli, paketlenmiş ve marka yiyeceklere yer verilmeyen Digma’da tulum peyniri Erzincan’dan, hellim Kıbrıs’tan, Karakovan balı Siirt Pervari’den, tereyağı ise Rize’den geliyor. Kahvaltısı, yemekleri, özel organizasyonları, açık havası, çalışma alanları ve geniş bahçesiyle şehrin içinde yer alan mekan, her gününüzü stresten uzak değerlendirebileceğiniz ferah bir adres diyerek noktayı koyuyorum.

İSTANBUL MEKANLARI