Uzun bir aradan sonra İstanbul Havaalanı’ndan Kıbrıs Ercan Havaalanı’na uçmak çok farklı bir duygu ve heyecandı. Gördüm ki bu konuda melekelerimiz azalmış, hatta kaybolmuş. Peki ne gelmiş yerine; endişe, korku ve bol heyecan...
Yeni tedbirlere uyanlar, İstanbul’da çoğunlukta idi. Uçakta devam eden anonslar tedirgin etmiyor değildi insanı... Ercan’a indiğimde sıcaklık 40 derecenin üzerindeydi desem yalan söylemiş olmam fakat hem KKTC Hükümeti yetkilileri hem de Sağlık Bakanlığı teşkilatı çok iyi organize olmuşlar. Aynı anda birden fazla uçağın gelmesi halinde, misafirlerin güneş altında kalmamaları için gerekli tedbirler alınmış. Onar onar bekleme salonuna alınıyorsunuz. PCR testi için önce uzmanlara yöneliyorsunuz ve onlar gerekli kontrolleri sağlıyorlar. Dikkat ve itinayla gereken örnekleri alıyorlar. Sonuç da en geç sekiz saat içinde cep telefonunuza geliyor.
Tatilimin büyük bir kısmını Merit Otelleri’nde geçirdim. Hepsinde birbirinden daha hassas ve dikkatli koronavirüs gözlemcileri var. Maske kullanımı ve sosyal mesafe kuralına hassasiyetle uyuyorlar. Hijyen konusunda da konukları zarifçe uyarıyorlar.

Merit Park’ta akşam

Bu arada uzun zamandır Merit Park Otel’e gidemiyordum. Genel Müdür Mehmet Yücel’in kazandırdığı Fora Balık lokantasını hâlâ deneyimlememiştim. Bayram vesilesiyle çok dolu olmasına rağmen, bir akşam gidip bu tatlarla buluşma imkanını yakaladım. Öncelikle atmosfer muazzam, kayalıklarla kaplı bir arazi üzerine yapılan iskelede adeta Akdeniz’le iç içe yemek yiyorsunuz. Tabii ki gün batımı, muhteşem ötesi...

Boğaz tadında Girne mutfağı

Başlangıçlarda kavun, beyaz peynir, ceviz ve Kıbrıs’ın olmazsa olmazı çakıstes geliyor. Soğuk mezeler; közlenmiş soyulmuş patlıcan, tabule, Girit plaki, Tarabya’daki gibi güzel bir lakerda, portakallı kereviz, Kıbrıs favası, kaya koruğu ve de olağanüstü başarılı bir levrek ceviche tatma şansı buldum.
Ara sıcaklar ise tam Boğaz usulü... Karides güveç, kalamar tava ve de ahtapot ızgara. Benim hoşuma giden tarafı, deniz mahsullerinin usulüne uygun marine edilmesiydi.
Ana yemeklerde levrek ve çipurayı kömür ızgarasında doğru tarzda ve aynı sıcaklıkta sunmaları oldu. Zaman zaman bölge denizinden çıkan voppa, Kıbrıs barbunu ve orfoz gibi balıkları da buranın adetlerine göre pişirip ikram etmeleri hoş oluyor. Bu güzel festival; kaymaklı ekmek kadayıfı ve tahinli cevizli kabak tatlısıyla bitiyor. Executive şef Hüseyin Hummadioğlu’nu bu başarılı yemekler dolayısıyla kutluyorum. Yavru Vatan’da misafirler, İstanbul Boğazı’ndaki balık lokantalarındaki gibi ağız tadını bulacaklar.