Peynir üretimiyle ilgili olan bu yazıma tabii ki öncelikle sütle başlamak istiyorum. Hep merak etmişimdir, bu peynirler nasıl sütlerden yapılıyor, bu sütler sağlıklı mı diye...
Bursalama A.Ş.’nin Genel Müdürü Mete Aydoğan, yıllardır tanıdığım, işinin sevdalısı bir veteriner hekim ve aynı zamanda çok iyi eğitim almış bir üst düzey yönetici. Sütle ilgili soruma tam şu yanıtı verdi: “Biz sadece menşei belli, nitelikli süt kullanıyoruz” ve devam etti: “Sütlerini aldığımız hayvanlar yıl boyu sadece bize süt verirler ve konunun uzmanı bazı görevliler tüm gün boyunca bu hayvanları gözetim altında tutarlar. Antibiyotik vermeden sağlıklarını takip ederler. Sütler sağıldığı anda yerinde ve fabrikaya girmeden dış kapı laboratuvarında analiz edilir.”
Bu projenin sahibi Erdoğan Demir, aslında meslekten değil; ODTÜ’lü bir mühendis. İlk yatırımlarını otomotiv sektöründe yapmış. Bu dalda 14 fabrika kurmuş. Daha sonra Bursa’da Mustafakemalpaşa’da peynir ve şarap konusunda ciddi yatırımlar yapmaya başlamış. 17 bin metrekare kapalı, 85 bin metrekare açık alana sahip bu peynir işleme fabrikası günde 250 ton süt işliyor. Bununla da kalmamışlar, Bursa ve Eskişehir’de Asmadan ve Enotica Bistro isimli iki de restoran açmışlar.
Bana enteresan gelen, geleneksel Türk peynirlerinin yanında Avrupa menşeili peynirleri de üretmeleri. Ciddi boyutlarda Camambert, Bavaria Blue, Raclette peyniri, parmesan, gravyer ve gouda üretiyorlar. Konserve satılan brie ve Camambert peyniri yerine satın alınabilecek bu taze peynirler sayesinde ihracat şansı da artıyor ancak üretim, Avrupa standartlarında olmasına rağmen, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olamaması bu konuda dezavantaj oluşturuyor.

‘Süt uyudukça...’PEYNİR DÜNYASI

Avrupa kökenli peynirleri Casari (peynir yapan kişi) Artisan Cheese markası altında Mustafakemalpaşa’daki fabrikada üretiyorlar. Geleneksel Türk peynirlerini de Kirmasti (Mustafakemalpaşa ilçesinin eski ismi) markası altında tüketiciye sunuyorlar. Başta 500 gramlık 36 kalıptan oluşan klasik beyaz peynir belki de en başarılısı ve tabii standart kalitede birçok ürün mevcut. Burada Mete Bey’in bir sözünden bahsetmek istiyorum: “Süt uyudukça, bir peynir rüyası görür. O dönüşüp şeklini değiştirdikçe, lezzeti zenginleşir.”
Bu bağlamda klasik çeşitlerde ve değişik boyutlarda ve ambalajlarda tam yağlı beyaz peynirler, olgunlaştırılmış klasik beyaz peynir, sağlıklı ambalajıyla lor peyniri, tam yağlı taze kaşar, dilimli tam yağlı taze tost peyniri tatmak mümkün. Bir de kategori dışı, çok beğendiğim iki tat olan süt reçeli ve portakal kabuğu reçelinden de bahsetmeden geçemeyeceğim.
Tüm bu ürünler frigorifik zincirle Türkiye’nin yedi bölgesinden beşine, ana transit depolara geliyor ve aynı kalitedeki servis araçlarıyla tüketiciye ulaşıyor. Henüz tüm yurdu kaplayan bir ağ kurulmamış ne yazık ki...

Sosyal sorumluluk

Erdoğan Demir ve Mete Aydoğan’ın bir diğer yönleri de yiyecek ve içecek alanında son tüketiciye ulaşan personele destek olacak, eğitecek, sektörü tanıtacak projelere sponsor olmaları... Sonuç olarak gerçek, tahşiş edilmemiş, sağlıklı ve nitelikli gıdaya bu günlerde her zamankinden çok ihtiyacımız var. Bu tip firmaların artması, sanayimiz için de büyük kazanç, diğer taraftan yurt dışında tadıp beğendiğimiz özellikle Fransız ve İtalyan peynirlerinin yurdumuzda imal edilmesi, hem döviz kazanmamıza hem de bu peynirleri taze taze yememize olanak sağlayacak.
Son olarak yine yazmak istiyorum. Maske mesafe hijyen...
Siz değerli okuyucularımla bir yıl sonraki yazımda inşallah tekrar beraber olacağız. Bu yıl da beni yönlendiren, yazılarımı dikkatle ve zarafetle inceleyen editörüm Eda Ünsün’e teşekkürü borç bilirim. Şimdiden mutlu, sağlıklı yıllar...