Ortaokul yıllarımda şimdiki adıyla Abdi İpekçi Caddesi, o zamanki adıyla Emlak Caddesi’nde bulunan bir apartman dairesine taşındık. Böylece hayatıma her gün bindiğim Kadıköy-Karaköy vapuru girmiş oldu. Tabii bir de iskelede gazete satan Ramazan... Bir hafta içinde her gün Milliyet aldığımı görünce, ertesi pazartesi gittiğimde “Günaydın Milliyet...” deyip gazeteyi bana vermeye başladı. 15 yaşındaydım ve tabii ki bu durumdan etkilenmiştim, zira müdavimlik duygusuyla tanışmıştım. İkinci hafta bana adımı sordu, “Reha”deyince, “Reha Bey Milliyet...” diye seslenmeye başladı. İleriki günlerde sohbetlerimiz ilerledi ve Hasan Pulur’u, Refii Cevat Ulunay’ı konuşur olduk, artık arkadaşım olan Ramazan Bey’le sohbet için iskeleye 10-15 dakika erken gidiyordum.

YILLAR YILI İSTANBUL

Milliyet’le tanışmam

Kader beni kıymetli dostum, ağabeyim, rahmetli Erdoğan Demirören’in teklifiyle Milliyet’e getirdi. Nereden nereye... Gazetemizin bugüne gelişinde emekleri geçen herkesin eline sağlık... İlk Genel Yayın Yönetmenimiz merhum Abdi İpekçi’den başlayarak, büyük hizmet vermiş herkesi kutluyor ve bu topluluğun bir parçası olmaktan mutluluk duyuyorum. Bu kıymetli isimlerin de önünde saygıyla eğiliyorum. Nice 70 yıllara!

Demirören İstiklal 

Hayranlık uyandıran tarihiyle İstiklal Caddesi’nin orta yerinde yükselen, şimdiki adıyla Demirören İstiklal, 1890’lardaki adıyla Deveaux Apartmanı, daha sonra 1930’larda ise Sin-Em Han adıyla Saray ve Lüks Sinemaları ve ardından Saray Muhallebicisi’nin hizmet mekanı olmuştur. 1950’lerde büyük bir yangın geçirmiş, son olarak da Demirören Grubu tarafından tamamen yenilenerek, eğlence alanları, restoranlar ve mağazalarıyla Beyoğlu’nun önemli bir cazibe merkezi haline gelmiştir.

YILLAR YILI İSTANBUL

Sembol bir mekan

Tabii bu arada simge halindeki sokaklardan biri de Büyük Parmakkapı Sokak’tır. Bu sokağa eski yıllarda girdiğiniz zaman, sizi Lale İşkembecisi karşılardı. Gidenler genellikle ‘ıstakoz’ diye tabir edilen kokorecin uç kısmından ve damardan çorba isterlerdi. “Buranın sahibi kim?” diye sorarsanız, benim okul arkadaşım Vedat Akkaya’nın babası Baki Bey’dir. O yıllarda sinemalarda, gazinolardan, müzikli programlardan çıkanların uğrak yeriydi. Zeki Müren ve arkadaşları Maksim Gazinosu’ndan çıkınca, buraya gelip çorba içerlerdi.

Lale İşkembecisi’nin hemen altı, o yılların meşhur kulübü Reşat’tı. Emekli Deniz Subayı Reşat Nuri Karakaya ismini gece hayatımızın başladığı ilk yıllarda duymuş, ileriki yıllarda da kendisiyle tanışmıştım. Daha sonraları Suadiye’de açtığı gazinosunda zaman zaman bir araya gelmiştik. Hemen biraz ileride tabii ki Yeni Melek Sineması, köşesindeyse o yıllarda iş çıkış saatlerinde gidilen Ertuğrul Bey’in mekanı Papirüs vardı. Bir dönem benim de en sevdiğim akşamüzeri barıydı.

YILLAR YILI İSTANBUL

Uğrak noktalar

Şimdi gelelim Lale Sokağı’na... Girince Bab Kafeterya ve sokağın başındaki sandviççi Panpan, sembol olmuş mekanlardandı. Üstadım ve dostum rahmetli Üstün Akmen, bir yazısında der ki; “Girişte herkese birer kart verilir, tezgahtan seçilen yemekler alınıp tepsilere yerleştikçe tezgah gerisindeki görevli o karta işaretler çakardı ve kasaya ulaşınca kart teslim edilip, ödeme yapılırdı.” Kapıda bazen kuyruk olduğunda annem ve kardeşim Gülnaz ile Emek’teki filmlere geç kaldığımızı bilirim. 

Ali Muhittin Hacı Bekir tarafından 1777 yılında Bahçekapı’da kurulan, ardından ilk şubesini Karaköy’de açan ve bir müddet sonra Beyoğlu’na gelen ve hâlâ da orada mevcut olan bu müessese, hem bizlerin hem de turistlerin uğrak noktası olmaya devam etmektedir. Benim unutamadığım anılardan biri de Hacı Bekir’in Kadıköy Muvakkithane Caddesi’ndeki şubesine gidip, ev için akide şekeri ve lokum alıp, demirhindi şerbeti içmemizdi. Haftaya da sizleri Galatasaray Postanesi ve çevresiyle buluşturmaya çalışacağım. O güne dek lütfen evde kalın.

Bu Anneler Günü’nde diğer yıllardan farklı olarak, koronavirüs sebebiyle birçoğumuz birbirimizden uzak olacağız. Bu duygular içinde bütün annelerin mutlu günlerini en içten dileklerimle kutlarım.