KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, geçtiğimiz gün bir etkinlikte, “Kıbrıs deyince akla illa ki, rulet masaları gelmesin” diye bir söz kullandı.

Sayın Akıncı tarafından, yıllardır savunduğumuz bir düşüncenin dillendirilmesi önemliydi. Kıbrıs denince genelde akla sadece ‘deniz, kumsal, eğitim ve kumar’ gelir. Kıbrıs, aslında bir tarihtir. Bir baş yapıttır.

Bir tarafta Saint Barnabas, Apostolos Andreas ve Bellapais Manastırları, diğer tarafta Othello Kalesi, Salamis Harabeleri, Aya Sofya Katedrali yani Selimiye Camisi, Saint Nicolas Katedrali yani Lala Mustafa Paşa camisi bulunur.

Daha neler var neler?

Bunlar sadece birkaç örneğidir, Kuzey’den fışkıran tarihin...

Kuzey Kıbrıs bir anlamda ‘din turizmi’ açısından da önemli bir geçiş noktasıdır.
Bir zamanlar bu yönde çalışmalar yapıldı ama devamı gelmedi.

Ülkede değişen iktidarlar, kendi politikalarına veya kolaylıklarına göre
‘ülkeyi pazarlamayı’ seçti.

İçe kapanmak

Bunları neden mi yazıyorum? Kuzey Kıbrıs’ın kalkınması ve doğru tanıtılması konusunda yıllardır yazıyorum ve haberlere imza atıyorum.

Ancak ülkenin ‘doğru tanıtılması’ sadece ‘sanatçıların’ etkinlikleriyle sınırlı hale geldi. Öyle dönemlerden geçildi ki, ülkenin tanıtımı, Kuzey Kıbrıs’ın içinde yapıldı. Bir türlü kurtulamadık içe kapanık politikalardan...

Tarihe sahip çıkmak

Bunu net olarak gören, Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Recep
Akdağ, bu nedenle “Değişime hazır olun” çağrısı yaptı. Kuzey Kıbrıs’ın toplumsal
kalkınmaya ihtiyacı olduğuna da değindi. Toplumsal kalkınma zor mu? Değil!
Kıbrıs’ı hem ülke insanı hem de turistler için daha cazip hale getirmek zorundayız. Bunu yaparken, tarihi ve kültürel miraslara da sahip çıkmalıyız.

TARİHİ, KARANLIĞA MAHKUM ETMEK

Girne’ye tepeden bakmak isterseniz, Bellapias Manastırı’na gitmelisiniz.
Bir misafirime Bellapias Manastırı’nı ve bölgenin tarihini ilk ağızdan anlatmak için Girne’ye gittik. Keşke başka bir yere gitseydik. Tarihi mekan dediğimiz bölgede, elektrik yok, yollar karanlık ve sokak lambaları yanmıyor. Manastırın ışıkları bozulmuş ve 10 gündür yapılmamış. Sokaklar bakımsız. Tarihi bölgeyi gezmek için aracınızı park ettiğiniz yerde; önce küçük bir ‘Merhaba’ yerine, ‘Park ücretini alalım’ yaklaşımı var.

Bir anlamda, Bellapais Manastırı gibi bir tarihi, el birliğiyle yok ediyoruz.
Kimse gelmesin, gezmesin ve böyle karanlıkta kalsın.

Girne, ne yazık ki ‘Turizm şehri olacağım’ derken, ‘Kimse gelmesin şehrine’ dönüyor. Bölgede konuştuğum bir turistin şu sözleriyle bitireyim: “Bellapais karanlığa büründü.” Tıpkı Girne gibi...