Geri Dön

Sinema ve tiyatro diktatörlük işi

Çekimleri Karadeniz Çamlıhemşin’de gerçekleşen ‘Oflu Hoca’yı Aramak’ filminde ‘Arzu’ karakterini canlandıran Taies Farzan, oynuculuk hikayesini anlattı

Sinema ve tiyatro diktatörlük işi

‘Oflu Hoca’yı Aramak’ nasıl bir film oldu?

Farklı, seyredilebilir, keyifli muhalif bir iş ortaya çıkardık. Güce karşı gelen, mağdur ve mazlumun yanında

duran bir film.

Neden bu filmin içinde yer almak istediniz?

Yönetmenle film için ilk konuştuğumda beni çok beğendiğini ama rol için aradığı tipin ben olmadığını söyledi. Aradan uzun süre geçtikten sonra tekrar konuştuğumuzda, senaryoda değişiklikler yaptığını ve benimle çalışmak istediğini belirtti. Seve seve kabul ettim. Çünkü belgesel tarzında ve senaryosu yok. Çekimler başlamadan elimizde

sadece bir tretman vardı. Sahnelerdeki diyaloglar sadece doğaçlama üzerinden yürüdü. Tiyatroda bir çok doğaçlamam vardı ama sinemada böyle bir deneyimim hiç yoktu. Filmi kabul etmemin en büyük sebebi buydu. Bir de Karadeniz’i görmek için kabul ettim.

Sinemada doğaçlama yapmak nasılmış?

Çok zorlayıcı. Filmi çekerken nerede, ne olacağı hakkında bilgimiz yoktu. Sadece hikayenin kaba taslak halini biliyorduk. Her şey yönetmenin kafasındaydı. Bir sahnede doğaçlama yaptığınızda, bunun sonraki sahneye nasıl bağlanacağını bilmiyorsunuz. Bu yüzden zor ve riskliydi. Seyirci filmi izlediğinde bu tarz sahnelere “Ne alaka” diyebilir. Film vizyona girdikten sonra bu konuda hiçbir özür kabul edilemez ve kimseye açıklama yapamazsınız. Ne yazık ki öyle bir şansımız yok. Bu yüzden çok zorlayıcı oldu. Ama sonuç olarak baktığımda iyi ki zorlanmışız, güzel eser ortaya çıkardık.

Tekrar doğaçlama bir sinema filminde oynamak ister misiniz?

Tabii ki, her zaman zor işlerin peşindeyim. Zor şeyler insanı daha yaratıcı olmaya ve yeni şeyler bulmaya itiyor. Şimdiye kadar böyle oldu.

Her rolü oynar mısınız yoksa seçici misiniz?

İçinde yaratıcılığımı kullanabileceğim her rolü oynarım. Senaryo yazdım, yönettim, montaj yaptım, yapımcı oldum. Sinemanın her alanında bulundum ama oyuncu olarak sadece oynarım. Hatta herkesten daha az müdahale ederim. Çünkü herkesin kendi işini çok iyi bildiğine inanırım. Eğer gereksinim duyarsam tekliflerim ve önerim olur ama sinema ve tiyatro işi diktatörlük işidir. Benim içinde buradaki en büyük diktatör yönetmendir.

Filmin neden galası olmadı?

Gala olmasını, ekiple ‘Antalya Film Festivali’nde olmayı çok isterdim. Keşke yönetmen ve yapımcımız bizleri bir araya getirmiş olsaydı ve hep beraber başardık duygusunu yaşayabilseydik. Bu yüzden gönül kırgınlığım var. Bazı otoritelere karşı gelen bir filmin sahibi, kendi otorite olduğu zaman en azından eleştirdiği tuzağa düşmemeli.

‘Oscar almak istiyorum’

Filmin konusu nedir?
Film, Karadenizli işadamı Ali Baltaoğlu’nun Kaçkar Dağları’nda başlayacağı konut projesiyle başlıyor. Baltaoğlu, reklam yararı sağlayacağına inandığı bir belgesel ekibine sponsor oluyor. Bunun üzerine başlarına gelen olayları konu ediyor.
Oyunculukta özellikle yapmak istediğiniz neler var?
Şimdiye kadar çok farklı rollerde yer aldım. Özellikle Almanya’da yabancı kökenli oyuncu olmamın getirdiği durumla, çok fazla temizlikçi ve terörist kadın rollerini oynadım. Belirli bir zaman sonra bu durumdan sıkılıyorsunuz. Birçok oyuncunun olduğu gibi Oscar almak istiyorum. Oscar almak istememin sebebi ise oradaki birkaç dakikalık konuşma iznimi kullanarak dünyaya anlatmak istediklerimi özetleyip, sesimi duyurabilmek. Bunun olması için elimden geleni yapacağım. İran’da doğmuş, Türkiye’ye gelmiş, Almanya’da büyümüş ve tekrar Türkiye’ye dönmüş bir mülteci olarak benim ve benim gibi insanların söyleyecek çok sözü olduğunu düşünüyorum.
Oscar almış olsaydınız konuşmanız nasıl olurdu?
Genelde hep ‘Umutsuz olmamak gerekir, herkes istediği her şeyi başarabilir’ derler. Ama insanlar karşılarında böyle bir şeyi görmedikçe kendi hayatlarında buna inanamıyor. Ben öyle bir yere geldiğimde karşılarında çok büyük bir örnek görecekler. Mülteci kampında sahanda yumurtadan bile mahrum kalmış birinin, günün birinde böyle bir yere gelebileceğini görmelerini isterim. Annem babam İran’da tanınan oyunculardı. Babam aynı zamanda yönetmendi. Standartları çok yüksek bir hayattan mülteci kampına geçiş yapmış, hem en tepeyi, hem de en dibi görmüş biriyim. Dolayısıyla bunların insana zenginlik katabileceğini, hiç pes etmemek gerektiğini anlatacağım bir konuşma olurdu.
İran’da devrim olmasaydı ve siz göç etmek zorunda kalmasaydınız yine oyuncu mu olurdunuz?
En büyük hayalim beyin cerrahı olmaktı. Oyuncu olmazdım. Çünkü çocukken setlerde ve tiyatro kulislerinde annem ve babamın işinden dolayı çok yıpranmıştım. Ama bu mesleği deneyimledikten sonra şimdi tekrar dünyaya gelsem bütün zorluklarına rağmen yine oyuncu olmak isterim.
Oyunculuğa yurt dışında devam edecek misiniz?
Geçen yıl evlendim. Artık buradaki işlere daha çok ağırlık verdim. Dizi tekliflerine açığım. Yurt dışını biraz boşladım ama bu işler belli olmaz.
‘İşime aşığım’
Bazı meslekler vardır aşık olduğunuz için yaparsınız. Bende işime aşığım. Mesela vizyonda olan filmimiz akıl karı değildi. Bir çok şey yaşandı. Ekipteki tek kadın olarak, o kadar erkeğin arasında dağ başındaydım. Yaylara çıkan yolların tehlikeli olmasına, iş aşkı olmasa kimse “Evet” demez.

Esra Dermancıoğlu yeni yaşına böyle girdi! Ünlü isimler kayıtsız kalamadıŞimdilerde 'Kaderimin Oyunu' dizisinde hayat verdiği Zahide karakteri ile izleyici karşısına çıkan Esra Dermancıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı videoyla doğum gününü kutladı. Paylaşımıyla güldüren Dermancıoğlu, "53 yaşıma basmış bulunuyorum… Ne güzel yaşadım bu yaşıma kadar ama en güzeli son 18 yılım…" notunu düştü.
Cadde Yazarları

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber