Öyle 3-4 hafta yazmakla bitmez doğunun güzellikleri, zenginlikleri, insanlarının sıcaklıkları, misafirperverlikleri, dağları, tepeleri, ovaları, nehirleri, ters laleleri...
Hakkari bölgede ilk il olmanın avantajını kullanmış, lokantaları, kafeleri, alışveriş merkezleri farklı. Gabar, Cudi, Cilo dağlarının hepsi birbirinden heybetli. Cilo ‘çile’ demekmiş. Her bir dağın, yaylanın öyküsü var.
Bölgenin binlerce yıla dayanan köklü bir geçmişi var. Gastronominin anavatanı olan bu toprakların bereketi, bin yılların gölgesinde bugüne kadar korunarak geldi. Beş günlük gezi sonunda vardığım izlenim şu, doğunun hikayesi şimdi başlıyor. Bu hikayenin yazılmasında öncülük eden, ülke sevgisi damarlarında dolaşan yöneticileri ile Tempo Tur’u da kutlamak lazım.

Çukurca mucizesi

Tertemiz kar sularıyla beslenen, daha önce ilaçla hiç tanışmamış Çukurca topraklarında yetişen tarım ürünleri türünün en iyisi olma yolunda. Şimdilik sadece yolu düşenler biliyor bunları. Narlı köyünde kendi ürettiği susamları geleneksel taş değirmende kendi evinin bir odasında tahine dönüştüren genci, yüce bir dağın eteğinde muhteşem renk geçişleriyle boy gösteren yerde kovanı ile ilgilenen ve “İşte gerçek doğal bal budur” diyen Remzi Ölmez’i, evinin hemen yanından geçen derenin yanında eşine közde çay demleyen Sabriye Hanım’ı tanımadan, geçmişten çıkıp gelen leziz tatları yaşamadan, buraları gezip görmeden anlayamazsınız.

Doğuyu keşfettik

Zap bereketi

Yüksekova’da uzun yıllardır faaliyette olan Huzur Lokantası yemek konularında ilk adres. Geleneksel yemekleri de çok lezzetli, döneri de. Kırk yıla yakın bir geçmişi var.
Zap Sofrası’nı işleten Rukiye Duran, Antalya’da uzun yıllar turistik tesislerde çalıştıktan sonra karar verip Çukurca’ya dönmüş ve mekanını açmış. Yöresel yemeklerin reçetelerini birebir uyguluyor. Şam köftesi ve tirşiki mutlaka tatmalısınız. Şam köftesi, kadınbuduna çok benziyor, ata tohumundan üretilen yöresel Karacadağ pirinci kullanılıyor. Tirşik ise sumak suyu ile haşlanıyor, içli köfteye benziyor.

Başkale’de Vanadokya

Başkale’de 12’inci yüzyıla ait yıkılmış kilisede Bartholomeus’un mezarının olduğu söyleniyor. Yakınındaki Yavuzlar köyünde Kapadokya’yı andıran peri bacaları var. Birbirinden güzel çocuklar turistlerin gelişinden çok memnunlar, gidene dek sizin yanınızdan ayrılmıyorlar. Bölge halkı buraya “Vanadokya” diyor.
Başkale’den ayrılıp Van’a yaklaştıkça Van Denizi ve Süphan Dağı heybetiyle sizi büyülüyor. Van’ın ak pancar, helinotu, dağ kekiği, çökelek, dana kuşbaşı ve bulgur pilavlı keledoşunu yemeden havaalanına doğru yola çıkmayın. Ama Van gastronomisi keledoşla geçirilecek kadar sınırlı değil.

ERİKLİ LEVREK KEBABI

Malzemeler:
- 12 adet yeşil erik
- 400 gr. levrek filetosu
- 1 adet domates
- 1 yemek kaşığı limon suyu
- 3 yemek kaşığı zeytinyağı
- 3 diş sarımsak
- Yeterince karabiber ve tuz

Yapılışı: Erikleri ikiye kesip çekirdeklerini alın. Levrek balığını küp doğrayın. Döküm tavanın tabanına küp kesilmiş domatesleri yerleştirin. Üzerine erikleri, balığı, sarımsak, limon suyu, tuz, karabiber ve zeytinyağını ilave edip önceden 180 dereceye ayarlanmış fırında 20 dk pişirin. Afiyet olsun.