Geri Dön
Pazar“500 yıl yaşamış dilin kıymeti bilinmedi”

“500 yıl yaşamış dilin kıymeti bilinmedi”

Bugün artık kaybolmaya yüz tutmuş Ladino dilinin hikayesini ve en parlak dönemlerini geçmişteki aile sofralarında bırakan Sefarad mutfağını bu alanda çalışmalar yapan gazeteci Deniz Alphan’dan dinledik

“500 yıl yaşamış dilin kıymeti bilinmedi”

Sanem Arman - Bueno (iyi), ermoza (güzel), komo estas? (nasılsın)... Bugünlerde “Kulüp”te kulağımıza çalınan bu ifadeler, bir zamanlar, ama çok da geride değil, hayatın tam merkezindeydi. Kuledibi’nde bir fırında, Balat’ta bir manifaturacıda, Beyoğlu’nda bir pastanede... 500 yıllık kültürel birikimi barındıran Ladino dilini bugün artık çok az kişi konuşuyor.

Bir dilin yok olması yanında neleri alıp götürüyor? Gazeteci yazar Deniz Alphan’ın hazırlayıp yönettiği, 36. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen “Kaybolan Bir Dil, Kaybolan Bir Mutfak” belgeseli bugün artık sesi cılız çıkan Ladino dilinin ve en parlak dönemleri geçmişteki aile sofralarında kalan Sefarad mutfağının izini sürürek bu soruya cevap aramıştı.

Alphan’la annesinin mutfağını da içine katarak değişen yaşam koşullarıyla dilin ve mutfağın dünden bugüne dönüşümünü konuştuk. 

500 yıllık kültürel birikimi barındıran Ladino kelime hazinesinde neler saklı? Bugün kimler Ladino konuşuyor?

Ladino, İber Yarımadası’ndan göç eden Yahudilerin konuştuğu on beşinci yüzyıl İspanyolca’sıdır, Osmanlı topraklarına yerleşen Sefarad’ların (İspanyadan göç etmiş Yahudiler) konuştuğu bu Kastilya diyalektine yıllar içinde Türkçe, Arapça, Farsça, Rumca, Ermenice, Fransızca gibi birçok dilden kelimeler katılmıştır. Sefarad Yahudiler tarafından asırlarca konuşulan bu dil günümüzde yok olmak tehlikesi taşıyor... Artık altmış yaşın altında Ladino konuşanların sayısı yok denecek kadar azaldı. Yeni neslin arasında Ladino’nun konuşulduğunu hiç duymamış olan gençler bile var maalesef. Ancak büyükanneleri, büyükbabaları hayatta olanlar gençler bu dilin konuşulduğunu duyma şansına sahip... Şalom Gazetesi’nin bu konuda çok önemli çabaları var, tümü Ladino olan bir ek çıkarıyorlar.

“500 yıl yaşamış dilin kıymeti bilinmedi”

Belgeselde kaybolan dilin hikayesini İlber Ortaylı, Mario Levi, Aylin Öney Tan ve Soli Özel’in de aralarında olduğu isimlerin anlatımı ve o dönemin tanıklarından öğreniyoruz.

“Kaybolan Bir Dil, Kaybolan Bir Mutfak” önce bir kitap projesiydi sonra dillendi ve belgesel oldu. Hiç duymamış olanlar da bu belgesel sayesinde tanışmış oldu Ladino ile. Şimdi de bambaşka bir hikayede dile geldi. Bu kültüre uzak olanlar için farkındalık yarattı mı sizce?

Hem de çok. Birçok kişi bu son hafta içinde izlemiş oldukları “Kulüp” dizisi sayesinde 500 yılı aşkın bir zamandır bu topraklarda yaşayan Yahudilerin varlığından ve yaşadıkları travmalardan haberdar oldu. Biraz geç de olsa bu vesile ile Yahudiler ile tanışmış oldular! Twitter’da “Bu Ladino nedir? Kuş dili midir?” diye bir post okudum! İnsanlar bu kadar habersiz yanıbaşlarında asırlarca yaşayan bir topluluktan. Şimdiye kadar filmlerde hep karikatürize edilen, aşağılanan Yahudi tiplemeleri ile karşılaştık, ilk kez dürüst karakterler görüyoruz. Bu dizinin büyük ilgi görmesi çok önemli, belki az da olsa önyargıların yok olmasına yol açabilir.

Bir dilin yok olması yanında neleri alıp götürüyor bizden?

Bir dilin yok olması o topluluğun kültürünü silip süpürüyor. Dil ve  mutfak bir kültürü ayakta tutan en önemli iki unsur bence.

Ladino’nun kaybolmaya yüz tutmasının arkasındaki tarihsel süreçte neler yatıyor?

Alliance Française okullarının açılması ile bir batılılaşma akımı başladı. Bu okullardan mezun olanlar bir üst sınıf oluşturdu. Fransızca elit tabakanın konuştuğu bir dil haline gelince, Ladino hor görüldü, okumamış alt tabakanın dili oldu. 1930 yılında başlayıp birkaç yıl süren, azınlıkların kendi dillerini konuşmalarını engellemeyi amaçlayan “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası da çok büyük tedirginlik yarattı. Bu da Ladino’ya vurulan büyük darbelerden biridir.

Belgeselde yer alan isimlerden bazıları Ladino öğrenmek için çaba sarf etmediklerini söylüyor. Ladino okullarda öğretilen bir dil miydi?

Ladino okulda öğretilen bir dil değil. Evde aile arasında konuşularak asırlarca nesilden nesile aktarılan bir dil olmuştur. Bu şekilde 500 yıl yaşamış bir dildir. Ne yazık ki kıymeti bilinemedi, artık çok geç diye düşünüyorum...

“500 yıl yaşamış dilin kıymeti bilinmedi”

Sefarad mutfağının en popüler yemeklerinden biri pırasa köftesi.

Sefarad mutfağını annenizin tarifleriyle anlattığınız kitabınız “Dina’nın Mutfağı”nı okuyanlar adeta aile sofranıza konuk oluyor. Kalabalık sofrası olan bir ev miydi sizinki?

Bizim evden misafir eksik olmazdı. Türk Sefaradlar çok misafirperverdir. Misafire çok önem verirler, en iyi şekilde ağırlamak isterler. Annem yemek pişirmekten çok zevk alırdı. Ailenin bir araya geldiği cuma akşamı ve bayram sofralarında geleneksel Sefarad yemekleri yer alırdı. Bu sofralar yalnızca zengin yemek çeşidi ile değil örtüsüyle, tabağıyla, çatal bıçağıyla günlük sofralardan farklı bir özenle kurulurdu.  

Bu mutfağın klasikleri, demirbaşları neler? Bu geleneği siz devam ettiriyor musunuz evinizde?

Sefarad mutfağının klasiklerinin başında pırasa köftesi ve patlıcanlı borekitas (yağlı hamurdan yapılmış poğaça benzeri börekler) vardır. En özel yemeklerden biri de Gaya kon Avramila, ekşi erikle pişirilen gelincik balığıdır. Yemekler zeytinyağı ile pişer, sosların, baharatların yer aldığı karmaşık yemekler değildir bunlar. İyi ve taze malzemeye dayanan sade bir mutfaktır. Annemden öğrendiğim Sefarad yemeklerinden sürekli değil ama arada sırada pişiririm. Özellikle yazın domatesin bol olduğu günlerde Armiko de Tomat yaparım (Biraz pirinç ilave edilerek pişirilen domates ağırlıklı, zeytinyağlı bir yemek). Bir de Patlıcanlı Gül Böreği (Bulemaz de Berencena) yaparım.

“500 yıl yaşamış dilin kıymeti bilinmedi”

Yeni neslin mutfağında Sefarad yemekleri ne kadar yer tutuyor? Bu mutfak kültürünün yaşaması için farklı çalışmalar var mı?

Hayat şartları artık farklı, yeni nesilin mutfakta yemek pişirme zamanı kısıtlı, bütün dünyada olduğu gibi genellikle kolay pişen veya hazır yemekler tercih ediliyor. Hiç kimsenin eskiden olduğu gibi dolma saracak ne vakti ne de sabrı var. Bütün mutfaklarda bu yüzden yavaş yavaş bazı yemekler yok olmaya başladı. Her evin günlük yemekleri arasında yer almasa da bayram sofralarında Sefarad yemekleri geleneği bir şekilde sürüyor. Evlerinde pişiremeyenlerin artık sayısı hiç de az olmayan catering şirketlerinden bu yemekleri elde etme imkanları var... Ne yazık ki bu yemekler evde pişmediği sürece yavaş yavaş yok olmaya mahkum. Sefarad yemeklerini hakkıyla sunabilecek iyi bir lokanta, hatta lokantalar olsa bir nebze bu yemek kültürününe katkısı olabilir. Bilmeyenler için bu lezzetle tanışma fırsatı doğar...