Geri Dön

“Acı gerçekleri gösterirken kırmızı halılı gala yapmak saçma olurdu”

Filmin yardımcı yönetmeni Hande Güzide Türkel: “Filmi izleyen herkes ‘Gerçek askerlerle mi çektiniz?’ diye soruyor. Daha inandırıcı olsun diye seyircinin başka bir yerden tanıyacağı isimlerle çalışmadık”

“Acı gerçekleri gösterirken kırmızı halılı gala yapmak saçma olurdu”

Ne basın gösterimi yapıldı ne de galası. Reklam filmi ve klip yönetmeni olarak tanınan Levent Semerci yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı ilk sinema filmi ile ilgili konuşmuyor, röportaj vermiyor. 40 kişilik oyuncu kadrosu arasında tek bir star yok. Ama vizyondaki filmlerden açık ara önde. İki gün önceki rakamlara göre “Nefes: Vatan Sağolsun”un izleyici sayısı 1 milyon 200 bini geçti.
Irak sınırındaki Karabal Jandarma Karakolu’nu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki 40 askerin hikayesini anlatan filmin yardımcı yönetmeni Hande Güzide Türkel, oyuncuları
Hakan Bulut, İlker Kızmaz ve Serkan Yakan’la 29 Ekim’de buluşuyoruz. Hakan Bulut “Bir eksiklik var” deyip yukarı
çıkıyor ve Semerci’nin Creavidi adlı yapım şirketinin ön duvarına
Türk bayrağı astıktan sonra başlıyoruz röportaja.



Levent Semerci aslında reklam ve klip yönetmeni. “Nefes” onun ve sizlerin ilk sinema filmi. Bu film projesi nasıl gerçekleşti?
Hande Güzide Türkel: Levent bey ve şirketimiz Creavidi 2003’te aslında başka bir film çekmeyi planlıyordu. Ön hazırlığı başlamıştı bile. O sırada Levent beyin eline Hakan Evrensel’in “Güneydoğudan Öyküler” kitabı geçti. Evrensel kitapta kendinin ve oradaki askerlerin başından geçenleri anlatıyordu. Levent bey bununla ilgili bir film çekme konusunda kararsızdı en başlarda.
O dönem pek çok arkadaşıyla konuştuktan ve ofiste Güneydoğu’da görev yapmış askerlerle görüştükten sonra kararını verdi: Güneydoğu’daki askerlerle ilgili bir film yapmalıydı.

“140 kutu film yandı, parasız kaldık. Bizi bir tek Fida Film reddetmedi”

Oyuncu kadrosu tanınmamış isimlerden kurulu. Bunun nedeni filminizin önüne ünlü bir oyuncunun geçmesini engellemek miydi?
Hande G.T.: Filmi izleyen herkes “Gerçek askerlerle mi çektiniz?” diye soruyor. Daha da inandırıcı olsun diye seyircinin başka bir yerden hatırlayacağı isimlerle çalışmaktan kaçındık.

Filmin fragmanları iki yıl önce dönmeye başladı ama film yeni vizyona girdi. Çekim sırasında başınıza pek çok aksilik gelmiş.
Hande G.T.: Doğru, beklemediğimiz pek çok aksilikle karşılaştık çekimlerde. Bunlardan en önemlisi 140 kutu filmin yanmasıydı. Bu yüzden filme altı ay ara verildi. Kendi bütçemiz ve imkanlarımızla yola çıkmıştık ama o dönemde paramız bitti. Para aramaya başladık. Arka arkaya ret yanıtları aldık. “Galiba filmi bitiremeyeceğiz” dediğimiz bir anda Fida Film’den cevap geldi. “Birlikte bitirelim” dediler. Hava koşulları da engelledi bizi. 2 bin 365 metrelik Tahtalı Dağı’na teleferik dışında ulaşım yoktu. Bazı günler teleferik çalıştırılamadı. Bazı günler de dağa çıktık ama çekim yapamadık. Traktörler dağda kaldı. Gece 1,5 saat yürüyüp aşağı indik. Çekimin son iki günü, filmi bitirip gitmeyi planlarken belimize kadar kar yağdı. Çekim uzadı.

Filmi eleştirenlere, fazla militarist bulanlara bir yanıtınız var mı?
Hande G.T.: Hikayeye sadece askerleri anlatmaya çalıştık diye de bakmamak lazım. Çeşitli insan portrelerine bir üniforma giydirdik... “Filmi militarist sandık, şovenist sandık. Öyle değilmiş” diyenler de var, “Buna nasıl militarist demezsiniz! Çok şovenist” diyen de. Biz tüm eleştirilere olumlu bakıyoruz. Herkesin fikri değerli. Filmin çok erkek filmi olduğunu söyleyenler var. Doğrudur. Unutulmasın ki filmin yönetmeni erkek, senaristi erkek ve bu film bir erkek hikayesi. Bu filmin siyasi bir tarafı yok. Siyasi bir söylemi de yok. Biz Güneydoğu’da olanlara ayna tuttuk ve gösterdik, o kadar... Güneydoğu, sınır karakolu, askerler, şehitler, savaş... İnsanlar tüm bunların bir kısmını biliyorlardı. Biz onları karakolun içine soktuk. Orayı gözetleme imkanı verdik. “Girin içeri, neler yaşanıyor orada bir bakın” dedik.

“Kürt açılımı gişeye yardım etti, izleyiciyi çekti”

Film çekilirken Kürt açılımı ortada yoktu ama konusu itibarıyla Kürt açılımı tartışmalarının da göbeğine düştü. Filmin vizyon tarihini buna göre mi belirlediniz? Mesela “Daha geç vizyona girecekti ama biz erkene çektik” gibi bir durum söz konusu mu?
Hande G.T.: Hayır. Film daha önce vizyona girecekti ama yetişmedi. Vizyon tarihi dört-beş ay önce kesinleşti. Kürt açılımından bahsedilmesi gişeye yardım etti tabii. Tartışma programlarında bizim filmimize değinildi, fragmanı gösterildi. Bu da izleyiciyi sinemaya çekti.

“50 günlük komando eğitimi aldık, 10 gün banyo yasaktı”

Levent Semerci röportaj vermiyor. Filmin basın gösterimi ve galası yapılmadı. Neden böyle bir yol seçtiniz? Merak ettirme taktiği mi?
Hande G.T.: Bu filmin konusu hassas. İnsanların acı çektiği bir gerçekliği gösteriyoruz. Gala yapmanın saçma olacağını düşündük. Kırmızı halı falan hoş gözükmezdi. Basın gösterimi ise zamansızlıktan yetişmedi. Levent Semerci “Anlatmak istediğim her şeyi çok net anlattığımı düşünüyorum, bundan sonra söylenecek bir şey varsa ekibim söylesin” diyor.

Çekim yerine, Tahtalı Dağı’na çıkmadan önce biri emekli astsubay üç eğitmenden 50 gün boyunca komando eğitimi aldınız. Üçünüz de askere gitmemişsiniz. İçinizden “Nereye geldik biz?” dediğiniz anlar oldu mu?
İlker Kızmaz: 3 Ekim 2007’de oyuncular otobüslere doluşup Halkalı Ziraat Okulu’na gittik. Otobüsten indik, sıraya girdik. Çarşaf, kamuflaj kıyafeti ve silahlarımız dağıtıldı. Koğuşlardaki ranzalara yerleştik. Cep telefonlarımız toplandı. Gazete ve televizyon yasaktı. Sabah 05.30’da kalkıyorduk. Yatak düzeltme, içtima, mıntıka temizliği, nöbet, spor ve eğitim derken 21.00’de “Yat” emri veriliyordu. 10 gün yıkanmadık, öyle istendi çünkü. Hepimiz koktuğumuz için kimse kimsenin kokusundan rahatsız olmadı. Hiçbirimiz söylenmedik. Askerlerle ilgili bir film çekiyorduk ve orada askerliği öğreniyorduk.
Hakan Bulut: Üsteğmeni oynayan Mete Horozoğlu ve teğmeni canlandıran Barış Bağcı odada kalıyorlardı, biz koğuşta. Aradaki farkı hissettirmek içindi bu. Onlar bizim üstümüzdü. Önce onlar eğitim aldı sonra bize eğitim verdiler.
Serkan Yakan: Orada hepimiz askerlik yaptık. Ameliyatlara girdim, Güneydoğu’da görev yapmış doktorlarla telefonda konuştum. Bir süre sonra doktor asker gibi davranmaya başlamıştım Halkalı’da. Başı ağrıyan, hasta olan benim yanıma geliyordu.
Hakan B.: Bir gün elimi yanlışlıkla jiletle kestim. Serkan “Gel dikiş atayım” dedi. Uzaklaştım oradan! Çekimler bittiğinde birbirimizden ayrılmaya korktuk. Asker arkadaşından çok daha fazlası olmuştuk artık.
İlker K.: Güneydoğu’da görev yapmış askerlerle tanıştırıldık, hikayelerini dinledik. Militarist ve faşizan bir film değil bu. İnsanı anlatıyor, biz de o insanları tanıyabildik.
Hande G.T.: Tuvalet sorunları da yaşadılar. Askere ilk gittiklerinde erkekler tuvalete çıkamazlarmış ya, bizim oyuncular da da öyle oldu.

50 günlük eğitimde pes edenler, eve dönenler de olmuştur herhalde...
İlker K.: Oyuncular arasından iki kişi ayrıldı, dayanamamaktan değildi ama. Çünkü işleri yüzünden bu tempoya ayak uyduramadılar. Biri avukattı, diğeri mekan sahibiydi. Başka da fire verilmedi.

“Acı gerçekleri gösterirken kırmızı halılı gala yapmak saçma olurdu”


“Filmde telefonda konuşanların hepsi gerçekten o an anneleriyle, eşleriyle, sevgileriyle konuşuyordu. Altı aydan beri birbirlerini görmeyenler vardı, gerçekten özlem vardı orada”


“Albay ‘20 yıldır karıma anlatamadığım şeyi siz iki saatte anlattınız’ dedi”

Güneydoğu’da görev yapan herhangi bir asker filmi gördükten sonra fikrini söyledi mi size?
İlker K.: Ankara’daki gösterimde bir albay vardı. Film çıkışında gözleri dolu dolu yanımıza geldi ve dedi ki “20 yıldır karıma anlatamadığım şeyi siz iki saatte anlattınız”. Yan komşumuz filmi izledikten sonra bizim eve geldi. Onu gece 2’ye kadar teselli etmeye çalıştım. Saatlerce ağladı kadın. İnsanlar bu filmle birlikte orada neler yaşandığını görebildiler.

Askerlerin anneleriyle, sevgilileriyle, eşleriyle telefonda konuştuğu sahneler çok gerçekçi. Sinema salonunda en çok gözlerin dolduğu sahnelerden biriydi o sahne. Oradaki özlem hissi nasıl bu kadar iyi verildi?
İlker K.: Telefonda konuşanların hepsi gerçekten o an anneleriyle, eşleriyle, sevgilileriyle konuşuyordu.
Altı aydan beri birbirlerini görmeyenler vardı, gerçekten özlem vardı orada. Karşındakine “Seviyorum” demek bile çok daha farklıydı. Daha bir hissederek söyleniyordu.

“Senin filminin bitmesini bekleyemem’ diyerek terk eden sevgililer oldu”

Aranızda gerçekten orada kız arkadaşıyla konuşan var mıydı?
Hakan B.: O zamanki kız arkadaşımla konuştum.
Hande G.T.: Şöyle durumlar da yaşandı, “Senin filminin bitmesini bekleyemem” diyerek de terk eden kadınlar oldu.
İlker K.: Bir arkadaşımız kızı elinden kaçırmamak için döner dönmez evlenmek zorunda kaldı (!)
Serkan Y.: Ben ekipteki diğer erkeklerden daha şanslıydım, sevgilim Antalya Opera ve Bale’de. Onunla görüşebildik çekimlerin sonrasında.

Setten sonra ne yapıyordunuz?
Hande G.T.: Metrelerce yüksekten, o soğuktan, teleferikle aşağı doğru inerken voleybol maçı için takım oluşturma muhabbeti dönüyordu. Yukarıda postallar, kabanlar, içlikler giyilirken Kemer’deki otele inince şortlar çekiliyordu alta. Ve doğru plaja voleybol maçına gidiliyordu. Denize giriyorduk. Çekim yaptığımız dağ, Tanrıların Dağı olarak geçiyor mitolojide. Zeus’un kışlık dağı olarak anlatılıyor. Ceplerimize zeytinleri doldurup “Lütfen filmimiz güzel olsun” dileğiyle tarlalara bırakıyorduk.

Başbuğ’un en etkilendiği sahnedeki oyuncu şu an askerde

“Acı gerçekleri gösterirken kırmızı halılı gala yapmak saçma olurdu”

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ “Nefes”i izledikten sonra en etkilendiği sahne hakkında “Çavuşun Atatürk büstüyle ilişkisi beni gerçekten çok etkiledi. Gerçek askerimiz bu’’ demişti. O sahne nasıl çekildi, anlatır mısınız?

Hande G.T.: Hakan Evrensel’in kitabını okuduktan sonra senaryo ekibi onun verdiği duyguyla yazdı senaryoyu. Kitapta bahsi geçen bir olay değildi, bu sahne olay örgüsü içinde yer aldı filmde. İki yıllık çekimlerin son etaplarından biriydi o sahnenin çekimi. O yüzden ekstra heyecanlı geçti ve hepimizin en çok etkilendiği sahnelerden biri oldu. O sahnede büstü koruyan asker aslında oyuncu değil. Makine mühendisi. Şu anda da Kayseri’de askerde.



“1,5 aylık eğitimde oyuncular tuvaletle ilgili problem yaşadılar. Askere ilk gittiklerinde erkekler tuvalete çıkamazlarmış ya, bu bizim oyuncuların da başına geldi”


130 litre sahte kan kullanıldı
- 140 iş gününde çekildi.
-30 Ekim’de Fida Film’den gelen bilgiye göre filmin son izleyici sayısı
1 milyon 215 bin 146.
-Yardımcı oyuncular hariç ana kadro 40 tane oyuncudan oluşuyor.
-800’ün üzerinde yazlık ve kışlık üniforma kullanıldı. O dönemde askeriyenin kullandığı kamuflaj örnekleri bulundu ve aslına uygun kumaşlar tekrar üretildi. Üniformalar bu kumaşlardan dikildi.
-Film dört ayrı mekanda çekildi: Antalya Gömbe Subaşı Yaylası, İstanbul Halkalı, Antalya Tahtalı Dağı ve İzmit.
-78 tane sahte silah kullanıldı. Bunlardan beş-altı tanesi Hong Kong’da aslına uygun olarak üretilen silahlardı. Özel olarak getirtildi.
-100 çiftten fazla postal kullanıldı.
Makyaj ekibi 148 protez kullandı, çatışma sahnesinde 130 litre sahte kan harcandı.
- İki yılda tamamlanan “Nefes” Güneydoğu’da geçiyor. Ancak oradaki mekanların ve doğa koşullarının benzeri Antalya Tahtalı Dağı’nın zirvesinde yaratıldı. Prefabrik bir karakol binası inşa edildi.


“Bu filmin siyasi bir söylemi yok. Biz Güneydoğu’da olanları gösterdik, o kadar... Güneydoğu, sınır karakolu, askerler, şehitler, savaş... İnsanlar bunların bir kısmını biliyordu. Biz onları karakolun içine soktuk. Orayı özetleme imkanı verdik. ‘Girin içeri, neler yaşanıyor orada, bir bakın’ dedik”


Seyirciler filmi neden beğendi?

“Genelkurmay Başkanı beğenince bilet aldım”
Handan Önder (Öğretmen / 31)

Daha önce filmin fragmanlarını izlemiştim, sabırsızlıkla vizyona girmesini bekliyordum. Genelkurmay Başkanı’nın izlediğini ve beğendiğini duyunca ilk müsait günüme bilet aldım. Filmi çok beğendim. Zaman zaman gözlerim doldu. Terör olaylarına değinen, bizi oradaki sınır karakolunda yaşananlara götüren bir yapımdı.

“Türklerin vicdanını gösteriyor”
Zeynep Ebru Koçyiğit (Öğrenci / 17)

Her Türk gencinin izlemesi gereken bir film “Nefes”. Yıllardır süre gelen çatışmalara, şehitlere değiniyor. En çok Atatürk büstünü koruyan asker sahnesinden etkilendim. Bir de Türk askerinin yaralanan teröriste yardım etmesinden. Türklerin vicdanını gösteriyordu bu sahne.

“Çıkışta ben dahil pek çok erkeğin gözleri doluydu”
Erhan Akboğa (Öğrenci / 15)

Çok gerçekçi çekilmiş, çok duygusal bir filmdi. Erkeklerin askerde neler yaşayabileceklerini gördüm “Nefes” sayesinde. Özellikle kadınlar filmi izlerken çok ağladı. Çıkışta ben dahil pek çok erkeğin de gözleri dolu doluydu.



“Bu film Kürt açılımına denk gelmeseydi de çok izlenirdi”

“Acı gerçekleri gösterirken kırmızı halılı gala yapmak saçma olurdu”


Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver (Galatasaray Üniversitesi - İletişim Fakültesi Sinema Ana Bilm Dalı Başkanı)

-Film Türkiye’nin çok can alıcı bir meselesini işlediği için çok tutuluyor. Her erkeğin askere gitme zorunluluğu olduğundan, herkes ya kendi deneyimiyle ya da bir yakını dolayısıyla hem “askerlik” olgusuna hem de “orada” savaşma durumuna yakın hissediyor kendini. Tabii bir de herkes “neden” ve “nasıl” savaşılıyor, bunu anlama kaygısı taşıdığından “Bu sorulara cevap bulabilir miyim?” diye gidiyor filme. Ama tutmasının bir başka nedeni de şüphesiz filmin tanıtım ve iletişimine yapılan yatırım. Filmin afişini görmeme ya da adını duymama şansınız yok. Her yerde karşınıza çıkıyor. 600 salonda birden oynuyor örneğin. Düşünsenize Yeşim Ustaoğlu’nun “Güneşe Yolculuk”u gösterilecek salon bile bulamamıştı neredeyse.
-Filmin daha çok 35 yaş altı erkek kitleye hitap ettiğini düşünüyorum. Ama elbet yakın çevresinde bu yaş grubunda erkekler olan, abisi, oğlu, eşi askere gitmiş ya da gidecek olanlara da hitap edebilir. Kesin olan bir şey varsa o da “askerlik” olgusunu sorgulayanlara, Kürtlerin kimlikleri ve sorunlarına, büyük şehirde yaşayanlar ya da kadınlar konusunda filmdeki kemikleşmiş klişeler ve basmakalıp ifadelere katılmayanlara hitap etmediği. Hele de Kürtlere hiç hitap etmediği.

“Film çok klişe, senaryo yetersiz”

-Evet, filmin vizyon tarihi Kürt açılımı konusuna denk geldi. Milliyetçilik açısından hassas bir dönem. Ama bu film bu döneme rastlamasaydı da çok izlenirdi. Sonuçta “Deli Yürek Bumerang Cehennemi” de çok izlenmedi mi? Ayrıca “O Şimdi Asker”, “Emret Komutanım” gibi askerlik üzerine olan tüm filmler de çok izlendi.
-Ben filmi senaryo, dramatik yapı ve sinematografik özellikler açısından yetersiz buldum. Söylemi açısından, bir-iki öğesi dışında çok klişe. Kürtlere, büyük şehir insanlarına ve kadınlara karşı ayrımcı buldum. Özünde militarist bir erkek filmi. Dolayısıyla beğenmedim.

Tüm oyuncular gerçek isimleriyle oynuyorlar

Hakan Bulut (Er Hakan): Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde 10 yıldır oyunculuk yapıyorum. Tiyatro eğitimine orada başladım, aynı zamanda tiyatro eğitmeniyim merkezde. Maltepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin oyunculuk bölümünde okuyorum.

Serkan Yakan (Dr. Üsteğmen Serkan): Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı oyunculuk bölümü mezunuyum. Konservatuvar bitince “Geniş Zamanlar” dizisinde oynadım. Sonra da “Nefes”in kadrosuna girdim.


İlker Kızmaz (Çavuş İlker): Bahçeşehir Üniversitesi’nin oyunculuk okulunda 1,5 yıl eğitim aldım. Okulu bitirir bitirmez “Nefes”e seçildim. “Aşk-ı Memnu”da oynama teklifini de filmin fragmanları dönmeye başladıktan sonra aldım. Beni fragmanda görüp görüşmeye çağırdılar.

Safiye Soyman ve Faik Öztürk'ün soğan mücadelesiSafiye Soyman ile eşi Faik Öztürk, salgın nedeniyle eve kapandı. Karantinadaki eğlenceli anlarını paylaşan çiftin videoları beğeni topluyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber