Geri Dön

'Bağımlılıkla mücadele tam bir denge meselesi'

Bağımlılık uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel “Eğer bir maddenin ulaşılabilirliği çok fazlaysa bağımlılık yaygınlaşıyor. Ama gizli ve baskı altındaysa bağımlılık yine artıyor” diyor.

'Bağımlılıkla mücadele  tam bir denge meselesi'
Ceyda Ulukaya

Prof. Dr. Kültegin Ögel, Türkiye’nin sayılı bağımlılık uzmanlarından. Bugüne dek başta AMATEM ve ÇEMATEM olmak üzere, bağımlılık tedavisi alanında birçok merkezde çalıştı, dernek kurdu, proje yürüttü, dersler verdi, 20’yi aşkın kitap yazdı. Bağımlılığı sosyolojik, siyasi ve tarihsel bağlamında ele aldığı son kitabı “Bağımlılık asla sadece bağımlılık değildir” ise kısa süre önce İletişim Yayınları’ndan çıktı. Ögel’le çok daha geniş bir çerçeveden bakmayı önerdiği bağımlılık meselesini ve mücadele yöntemlerini konuştuk.

“Bağımlılık asla sadece bağımlılık değildir” diyorsunuz. Bağımlılığı nasıl anlamalıyız?

Bağımlılık çok boyutlu bir sorun. Tek boyuttan baktığımız zaman anlamamız zaten mümkün olmuyor. Örneğin madde kullanıyor ya da kumar oynuyor diye baktığımızda, bu bize pek de bilgi vermiyor; çünkü bunun altında başka bir sürü faktör var. Kültürel faktörler de bundan biri. Kitapta da bu boyuta değinmeye çalıştım. Örneğin bazı bölgelerde şunu görebiliyoruz: “Bizim burada esrar kullanılır zaten, normaldir” deniyor veya bazı bölgelerde alkole olmazsa olmaz diye bakılıyor.

Bazı kültürler bağımlılığa elverişli denebilir mi bu durumda? Bunu nasıl ayrıştırmak gerekiyor?

Bağımlılığa elverişli kültür demek değil ama kültürün içinde zaten bağımlılığın olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bağımlılık öyle bir anda ortaya çıkan bir şey değil, kimi ideologlar Cumhuriyet’le ortaya çıktı der örneğin, kimisi göç sorunlarına bağlar. Bağımlılık bu şekilde açıklanabilecek bir şey değil. Aslına bakarsanız insanlık bağımlılığı bugüne dek yok edememiş. Dolayısıyla bunu bilerek ve insanları koruyarak uygun yöntemler uygulamak önemli.

Kitapta, bağımlılığın en önemli belirtisinin inkar olduğuna değiniyorsunuz. Başka belirtiler de var mı?

Bir diğeri kuralsızlık. Kendi kurallarımıza uyamamak. Bu akşam içmeyeceğim deyip içiyorsak bu kuralsızlıktır ve bağımlığın geliştiği noktadır. O yüzden meyhanelerin bir adabı vardır, çünkü bu da yine kural demektir. Kuralsızlık eşittir bağımlılıktır. Bu nedenle bağımlılık tedavisinde insanlara önce kural öğretmeye çalışıyoruz. Bir diğer belirti de tabii gizlilik. Gizlilik bağımlılığı besler. Örneğin uyuşturucu konusunda söyleyeyim, araştırmalar şunu gösteriyor: Uyuşturucu bir toplumda konuşulabilir haldeyse önlenebiliyor. Ama kimse konuşmuyorsa önlenemiyor. O yüzden bazı ülkelerde sırf bu konu konuşulabilsin diye kimi aktiviteler yapılıyor. Hollanda’nın politikasına bakın, onlar diyor ki her şey açık olsun ama sistem içinde olsun, çünkü sistem kuraldır aynı zamanda. 

Bağımlılıkla mücadelenin en önemli ayağı yasak olarak görülür. Siz mantıksız yasakları eleştiriyorsunuz. Yasaklar ne zaman işlevseldir?

Bu tam bir denge meselesi. Eğer bir maddenin ulaşılabilirliği çok fazlaysa bağımlılık yaygınlaşıyor. Ama çok gizli ve baskı altındaysa bağımlılık yine artıyor. Dolayısıyla ortada bir yerde durmalı. Örnek vereyim, bir ilimizde alkol tüketimi görünürde hiç yok gibi, ortalıkta meyhane yok, bar yok. Ama alkol tüketimi çok yüksek; çünkü yol kenarında arabada içiliyor. Diğer yandan her yeri serbest bırakırsak da sorun büyüyor, çünkü bu kez de çok kolay ulaşabiliyor insanlar. Mesela alkol satışının belli sokaklarda yapılması bir alternatif. Bu bize neyi sağlıyor? Hem isteyen ulaşabiliyor hem de gizlilik kalkıyor.

Bugünlerde tam da sahte içki nedeniyle artan ölümleri konuşuyoruz. Alkol tüketimini azaltmak adına atılan adımların aksi yönde sonuç verdiğini söyleyebilir miyiz?

Aslında kitapta da bahsediyorum; 2. Dünya Savaşı sırasında Recep Peker hükümeti alkol fiyatlarını ucuzlatıyor. Neden? Herkes içsin diye değil. O dönem alkol zor bulunduğu için herkes mavi ispirto içiyor ve buna bağlı ölümler yaşanıyor. Böyle bir hikaye var geçmişte. Dolayısıyla fiyatları yükseltelim, az içsinler demek tek başına anlamlı olmuyor. Benzer şekilde saat 22.00‘den sonra içki satışına yasak getirildi örneğin. Neden 22.00? TAPDK’nın yaptığı bir araştırma var mı bununla ilgili? Yok. Bunu niye söylüyorum, yine işin kültürel ve sosyolojik tarafını anlamak için. Bakın İngiltere’de 23.00‘te, İsveç’te yanılmıyorsam 21.00‘de alkol satışı duruyor. Bence ülkemizde bu, saat 22.00‘de olmamalı. Çünkü dikkat edin, o saatte tekellerden hâlâ gizli de olsa satış yapılır; çünkü bizde genelde eve geç girilir. Dolayısıyla bu yasak daha geç bir saatte daha etkili uygulanır. O zaman tekel de dükkanı kapatıp gider. 22.00’de kapatamaz ki…

Türkiye’de bağımlılıkla ilgili güncel veri mevcut mu?

Milli Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yaptığı birçok araştırma var ama sonuçları açıklanmıyor. Araştırmadan kopmamak lazım. Koptuğumuz zaman neyle uğraştığımızı pek bilmiyoruz, karanlıkta bir mücadele oluyor. Bu da yine gizliliğin getirdiği bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Hatta biraz da inkar devreye girmiş oluyor.

Kitabınızda bağımlıya bakış açısının önemine de işaret ediyorsunuz. Yaklaşım ne olmalı?

Onun bireyliğine izin vermemiz gerekiyor. Çünkü kişi kendisi karar vermeden değişim çok zordur. Değişim dışardan dayatılamaz. Değişim içerden kazanılan motivasyonla olur. O yüzden kişinin birey olarak karar vermesi ve kararının sonuçlarına katlanması çok önemlidir. Biz genelde ne görüyoruz? Çocuğun altında arabası var, harçlığı devam ediyor, aileye saygısız, üstüne bir de uyuşturucu kullanıyor. Ben şunu söylüyorum: Niye değişsin bu çocuk? Ama şu sunulabilir: Kullanırsan bunları alamazsın, kullanmazsan bunlara sahip olursun, seçenek senin. Seçenek vermek çok önemli; çünkü birey kendi seçimlerini kendisi yapar. O zaman da değişim yaşanma ihtimali artar.

“Bilgisayar başından kalkmayan da bağımlıdır”

Temelde alkol ve madde bağımlılığını konuşuyoruz ama gündelik hayatımızda başka tür bağımlılıklar da var. Ekran bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı gibi. Bunları ayrı bir kategoride mi değerlendirmek gerekir?

Aslına bakarsanız bağımlılık bağımlılıktır, ister internet olsun ister kumar ister madde. Biz bazen alışkanlıkla bağımlılığı karıştırıyoruz. 24 saat bilgisayarın başından ayrılmayıp okula ya da işe gitmeyen, kimseyle görüşmeyen, tuvaletini de bilgisayar karşısında yapan kişi bağımlıdır. Bunun sonuçları madde bağımlılığından farklı değildir.

“Zarar vermesine rağmen devam ediyor musun?”

Romantik ilişkiler de bağlılık ve bağımlılığın birbirine karıştırıldığı bir alandır. Burada neyi gözetmeliyiz?

Orada kriter şu: Zarar vermesine rağmen kullanmaya devam ediyor musun? Eğer kişi çok zarar görüyor ama buna rağmen bu ilişkiyi sürdürmeye çalışıyorsa biz buna artık bağlılık, sevgi diyemeyiz. İkincisi yine hayatını kesintiye uğratıyor, hayatının bütününü kaplıyorsa, bu bağlılıktan öte bir şeydir. Sonuç olarak aslında kişinin kendi hayatı üzerindeki kontrolünü kaybetmesinden bahsediyoruz.

“Kadın bağımlı sayısı artıyor”

Geçmişten bugüne Türkiye’nin bağımlılık manzarasını tarif edin desem...

Eskiden şöyleydi: Bağımlılık sadece belli yerlerde vardı. Şimdi birkaç ilçe hariç çoğu yerde bir sorun, yani yaygınlanmış durumda. Yaş grubu daha genç bir yaş grubuydu, şimdi her yaş grubundan yayıldı. Üçüncüsü de eskiden kadın bağımlı görmüyorduk, şimdi sayıları çok artmaya başladı. Ki kadın popülasyonunda bağımlılık çok riskli bir durum.

Neden riskli?

Kadınlar daha çok zarar görüyorlar. Ailede bir erkek bağımlıya daha kollayıcı yaklaşılırken kadın bağımlı reddediliyor, dışlanıyor. O yüzden kadınların bağımlılıkta gördüğü zarar erkeklere göre çok daha fazla oluyor.


Fotoğraflar:  HÜSEYİN ÖZDEMİR

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber