Geri Dön
PazarGlasgow’dan geleceğe bakış

Glasgow’dan geleceğe bakış

Gezegenin geleceğine dair kritik kararlara imza atılması beklenen Glasgow’daki COP26’yı, konferansı bizzat takip edenlerden dinledik

Glasgow’dan geleceğe bakış

Tüm dünyanın artık görmezden gelemediği bir gerçek var: İklim değişikliği. Orman yangınlarından sellere, kasırgalardan aşırı kuraklığa her ülkenin payına düşen türlü felaketler, insanlık için kırmızı alarm denilen aşamada olduğumuzun kanıtı. Bu yıl, İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) tam da bu yüzden, dünya liderlerinin gezegenin geleceğine dair kritik kararlara imza atması beklenen bir sahne. Tüm dünyanın izlediği ve 12 Kasım’a dek devam eden konferansın vaatlerini ve öne çıkan tartışmaları COP26’yı bizzat yerinde takip eden isimlerden dinledik.

“Gelişmelerden umutluyuz”

Kıvılcım Pınar Kocabıyık

(Yuvam Dünya Derneği Başkanı)

COP26’ya katılım ve ilgi gerçekten büyük. İçeride yoğun görüşmeler sürerken dışarıda aksiyon seviyesinde kararlar alınmasını talep eden protestolar sürüyor. Yuvam Dünya olarak gençlerin iklim krizi konusunda eğitim almasını ve iklim krizine dirençli bireyler olarak yetişmelerini çok önemsiyor, bu yönde projeler geliştiriyoruz. COP26 boyunca eğitim, gençlik, su, enerji, adaptasyon ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçları ve uyum süreçleri, iklim adaleti, sanat ve sporun hikaye anlatıcılığı temalı oturumlara katılacağız. Daha fazla insanın bu krizi öğrenmesi ve talep etmesi; her günün sonunda alınan kararların eleştirilmesi bile bir kültür dönüşümü yaşadığımızın göstergesi. Gelişmelerden umutluyuz. COP26’dan Paris Anlaşması hedeflerine paralel azaltım kararları çıkmasını umuyoruz.

“Önemsiz gösterme şansı kalmadı”

Ümit Şahin (Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) Kıdemli Uzmanı, İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü)

Konferansın şimdiye kadar izlediğim kısmında İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın şovunun öne çıktığını söyleyebilirim. Kendisi İngiltere’yi Brexit’le AB’den ayırdıktan sonra ayrı bir diplomatik güç olarak tesis etmeye çalışıyor. COP26’nın Birleşik Krallık’ta düzenlenmesinin bir amacı da buydu. 2015’te Paris’teki konferansla Fransa’ya ve büyük ölçüde AB’ye kaptırılan moral üstünlüğü tekrar ele geçirmek. Johnson bunun için özellikle kömür konusunda çok net bir karşı duruşla, kömürden en kısa zamanda çıkılması gerektiğini tekrarlıyor. Finansman konusunda da diğer ülkelerden biraz daha iddialı hedefler açıklıyor. Bunun dışında Glasgow’u diğer COP’lardan ayıran çok özel bir durum yok. Ama tabii Glasgow’un önemi şurada: Paris İklim Anlaşması’nın devamı niteliğinde bir Paris Kurallar Kitabı var ve beş yıldır tamamlanmadı. Eğer burada tamamlanırsa Paris İklim Anlaşması’nın uygulanmasına dair herhangi bir pürüz kalmayacak ve Glasgow, Paris Anlaşması’nın uygulamaya geçtiği yer olarak anılabilecek.

Bir de Glasgow’un kendisinden kaynaklı değil ama artık şöyle bir fark var: 2020’den itibaren iklim felaketleri çok gözle görülür hale geldi. Bunları artık sadece iklim aktivistleri değil, herkes görüyor. O nedenle artık kimsenin bu olayları önemsiz gösterme şansı kalmadı. Bir de tabii pandemi, küresel sorunlara ancak küresel çözümlerle karşı konulabileceğini tüm dünyaya çok net ve acı bir şekilde gösterdi. İklim değişikliği konusunda da aynısı geçerli. Dolayısıyla tüm bu gelişmelerin yarattığı konjonktürel bir fark var. Glasgow’un önemi bu konjonktür içinde düzenlenmesi. Yoksa tek başına Glasgow’un ya da Johnson’ın yaratacağı fark sınırlı olur.

Binalar karbon emebilir mi?

 

Mina Hasman (Yüksek Mimar, Kıdemli Müdür Yardımcısı, Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği Lideri, SOM)

COP26, küresel emisyonlar açısından dünyanın mevcut durumu ve aynı zamanda zamanlaması nedeniyle özellikle önemli bir etkinlik. Küresel emisyonlar, geçen yıl yüzyılın en yüksek seviyesine ulaştı. BM’nin de dediği gibi, 2030’a kadar ‘Eylem Onyılı’ndayız. Bugün aldığımız kararlar gelecek on yılları ve nesilleri etkileyecek. Bu, özellikle bugün tasarladığımız büyük ölçekli binaların önümüzdeki 6-7 yıl içinde teslim edilmesinden dolayı, özellikle yapılı çevre sektörü için kritik öneme sahip. Fikirleri, teknolojileri test etmek, hataları düzeltmek için yeterli zamanımız yok. Bu nedenle sektörün karbon azaltımını hızlandırmak için bina ve inşaat sektörünün ötesinde iş birlikleri yapmalı, fikirleri bilim insanları, teknoloji uzmanları ve kanun yapıcılarla beraber değerlendirmeliyiz.

Bu yılki COP26’da Dünya Liderleri Zirvesi’nde başkanlığını yaptığım panel, sektörün karbondan arındırılmasını hızlandırmak için yapılı çevre mesleklerinde acil eğitim, kapasite ve beceri geliştirme ihtiyacının altını çizdi. 11 Kasım ise ‘Şehirler, Bölgeler ve Yapılı Çevre’ ile ilgili odaklı tartışma ve etkinliklere ayrıldı. Bu kapsamda Londra’daki tasarım ortağımız Skidmore, Owings & Merrill (SOM) ile birlikte yapılı çevrenin karbon salmak yerine onu emerek iklim değişikliğine karşı çözümün bir parçası haline nasıl gelebileceğine dair bir vizyon ortaya koyan araştırma projesini sunacağım.

Trenle gitti

İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, Londra’dan trenle gittiği Glasgow’da “Fridays for Future” eylemlerine katıldı.

McCartney sergisi

COP26’yla eş zamanlı olarak Kelvingrove Sanat Galerisi ve Müzesi’nde moda tasarımcısı Stella McCartney’in bir sergisi yer alıyor. “Modanın Geleceği” adını taşıyan ve mantar miselyumundan üretilen vegan deri tasarımların yer aldığı sergiyi tasarımcı McCartney, İngiltere Prensi Charles’la birlikte gezdi.

Organizasyon ne kadar iklim duyarlı?

Yüksek mimar Hasman, COP26 organizasyonunu iklim değişikliği perspektifinden şöyle değerlendiriyor: “Etkinliklerinin gerçekleştiği İskoç Etkinlik Kampüsü’nde çoğunluğu ahşap ve geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilen bir Eylem Merkezi bulunuyor. Mekanın iç donanımı minimum düzeyde tutularak malzeme kullanımı ve atık miktarını en aza indirmek hedeflenmiş. Alanın genel aydınlatması da stratejik olarak yalnızca ihtiyaç duyulan bölgelerde yapılarak, enerji talebinin en aza indirilmesi sağlanmış.

Davranış değişikliğine teşvik ediyor

Konferansın ilginç bir yönü, tüm katılımcılara davranışlarını ve yeme alışkanlıklarını değiştirmeleri için verdiği teşvik. Etkinlik alanı genelinde su şişesi satışı bulunmuyor, bunun yerine tüm katılımcılara yeniden kullanabilecekleri su şişeleri veriliyor. Kağıt fincanlar yerine biyolojik olarak parçalanabilen ve geri dönüştürülebilir fincanlar sağlanıyor. Ayrıca katılımcılara, çeşitli gıdaların ne kadar karbon saldığı hakkında bilgi veriliyor. Örneğin; vejetaryen bir arpa çorbasının, tavuk çorbasından yüzde 70 daha az karbon saldığını öğreniyoruz. Menülerdeki bu bilgiler, katılımcıları yiyecek seçimleri konusunda bilinçli kararlar vermeye ve seçimlerinin etkisini anlamaya teşvik ediyor.