Geri Dön
PazarGörünmeyen tehdide kalıcı çözüm için

Görünmeyen tehdide kalıcı çözüm için

Son dönemde karşımıza çıkan hava kirliliğine dair güncel verileri ve sağlığımız üzerindeki etkilerini uzmanlara sorduk.

Görünmeyen tehdide kalıcı çözüm için

ÖZLEM ÜLKÜ  - Pandemiyle tanıştığımız 2020 yılı, aynı zamanda hava kirliliği ile sağlıklı yaşam arasındaki kuvvetli bağı hatırlamamızı da sağlamıştı. Oysa 50’lerden bu yana hava kirliliğinin sağlığımız üzerine büyük etkisi olduğuna dair çalışmalar yapılıyor. Bugün geldiğimiz noktada ise, Dünya Sağlık Örgütü dünya nüfusunun neredeyse tamamının sağlığı tehdit eden nitelikte hava soluğunu söylüyor, kirliği belirlemede en önemli ölçütlerden kabul ettiği PM 2.5 sınır değerinin Türkiye’de 2021 yılında normalin 6 kat üzerinde olduğuna dikkat çekiyor. Yine dünya çapında 117 ülke ve 6 bin 475 şehrin hava kirliliği değerlerinin analiz edildiği 2021 Dünya Hava Kirliliği Raporu’na göre Türkiye, kirlilik sıralamasında 46. sıradaki yerini korurken Avrupa’nın havası en kirli kenti Iğdır olarak göze çarpıyor. Türkiye’de bu konuda çalışmalarıyla öne çıkan kurumların başında Temiz Hava Hakkı Platformu geliyor. Platformun Halk Sağlığı Uzmanları Derneği temsilcisi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan, çevre, iklim değişikliği ve sağlık konularında çalışan tüm aktörleri bir araya getirmeyi ve özellikle sağlık uzmanlarının çevre ve iklim konularında farkındalığını artırmayı hedefledikleri Çevre, İklim ve Sağlık için İş Birliği Projesiyle öne çıkıyor. İklim değişikliği ve çevre konularında kurslar düzenleyen Avrupa’daki meslek örgütleriyle diyalog kurma çalışmaları yapan projeyle de farkındalık yaratmaya çalışan Çağlayan ile hava kirliliğinin sağlığımız üzerindeki etkilerini konuştuk. 

Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğindeki PM 2.5 sınır değerinin Türkiye’de 2021 yılında normalin 6 kat üzerinde olduğuna dikkat çekiyor. Bu çalışma bize ne anlatıyor?  

Hava kirliliğine neden olan çok çeşitli kirletici madde bulunmaktadır. Bunlar arasında sağlığı olumsuz etkileyen temel hava kirleticileri partikül madde (PM10) ve ince partikül madde (PM2.5), kükürtdioksit (SO2 ), azot dioksit (NO2), ozon (O3 ) ve karbonmonoksit (CO) olarak bilinmektedir. PM10 dediğimizde parçacık çapının 10 mikron boyutunda olduğunu anlıyoruz, PM2.5 dediğimiz parçacıklar ise çapı 2,5 mikron ve daha küçük olanları kastediyoruz. Bu parçacıklar solunduğu zaman akciğerlerimizin en küçük hava keseciklerine kadar gider ve buradan da kana geçerek, kan dolaşımı yoluyla tüm vücudumuzu etkilemeye başlar. PM 2.5 hava kirliliği kaynaklı hastalık yükü ve ölüm sayısı hesaplanması için kullanılan en temel göstergedir. Ancak ne yazık ki ülkemizde PM 2.5 ölçümleri sadece belirli noktalarda yapılabiliyor. 

Havadaki kirlilik oranının solunum yollarına etkisi hakkında neler söyleyebiliriz? 

Hava kirliliğinden etkilenmeyen organ ve sistem neredeyse yoktur. Özellikle kalp-damar ve solunum sistemleri daha çok etkilenmektedir. DSÖ’ye göre hava kirliliğine bağlı olarak ortaya çıkan inme, kalp hastalığı, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), akciğer kanseri ve akut solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle her yıl 8 milyon erken ölüm meydana gelmektedir. . KOAH nedeniyle meydana gelen ölümlerin yüzde 43’ü, kalp krizi nedenli ölümlerin yüzde 25’i akciğer kanseri nedenli ölümlerin yüzde 29’u, inme nedenli ölümlerin yüzde 24’ü hava kirliliği nedeniyle gerçekleşmektedir. Ülkemizde ise 2019 yılında meydana gelen kazalar hariç tüm ölümlerin yüzde 7.9’unda hava kirliliğinin payı var. 

Sağlığımızı tehdit eden bu kirliliğin karşısında birey olarak nasıl önlem alabiliriz? 

Bireysel olarak alacağımız önlemler sınırlı olsa da evsel ısınmada kirlilik oluşturan fosil yakıtların kullanılmaması, araçların egzoz muayenelerinin yaptırılması, kent içi ulaşımda toplu taşımanın kullanılması gibi önlemler düşünülebilir. Ayrıca hava kirliliğinin arttığı günlerde, bebek, yaşlı, kronik hastalığı olanların dışarı çıkmaması veya maske takarak çıkması, havası kirli bölgelerden uzaklaşması gibi öneriler yapılmaktadır. 

2021 Dünya Hava Kirliliği Raporu’na göre Avrupa bölgesinde havası en kirli kent Iğdır. Türkiye’de bölge bölge baktığımızda sanayinin olduğu kısımlar için riskin daha fazla olduğunu söylemek mümkün mü? 

Hava kirliliği düzeyini pek çok faktör etkiliyor, bunlar arasında kirlilik üreten kaynakların yoğun olması, meteorolojik koşullar (rüzgar, sis gibi), kentleşme dinamikleri (hava koridorlarının binalar tarafından kapatılması gibi), kentin topografik yapısı gibi faktörler sayılabilir. Iğdır’ın bulunduğu bölge dağlarla çevrili olduğu için bir kâse şeklini andırır ve bu durum bölgedeki hava hareketini ve rüzgâr oluşumunu sınırlar. Özellikle kış aylarında kirli havanın şehir dışına çıkmasını önleyerek sis, duman ve partikül maddelerin şehir üzerinde yoğunlaşmasına neden olur. Bunun yanı sıra evsel ısınmada kullanılan fosil yakıtlar kış aylarında hava kirliliğinin artmasına katkıda bulunmaktadır. 

Türkiye’de bölgesel olarak baktığımızda sanayileşme, enerji santralleri (özellikle kömürlü termik santraller), evsel ısınmada kömür kullanımının yaygın olduğu kentlerde yoğun kirlilik yaşanmaktadır. Ayrıca uydu yoluyla yapılan modelleme ölçüm verilerine göre Türkiye atmosferindeki partikül maddeler, son 17 yılda Avrupa’ya göre hep yüksek seviyelerde ölçülmüştür. Başka bir deyişle, Türkiye atmosferi partikül maddeler açısından Avrupa’ya göre daha kirlidir. Bu kirlilik 2019 yılında, Avrupa’ya göre yüzde 31.0 oranında daha fazla saptanmıştır.