Geri Dön
Pazar‘‘Güzel olan festivalin çizgisinin değişmemesi’’

‘‘Güzel olan festivalin çizgisinin değişmemesi’’

İKSV’nin düzenlediği İstanbul Film Festivali’nin direktörü Kerem Ayan, bu yıl üç aya yayılacak festival için “Sanat filmleri göstermemiz konusunda bir talep de var. O kadar kolay değil, 8 saatlik Lav Diaz filmini sinemada oturup seyreden bir seyircimiz var” diyor

‘‘Güzel olan festivalin çizgisinin değişmemesi’’

İstanbul’da yaşıyorsanız ve sinema sanatıyla ilgiliyseniz İstanbul Film Festivali’yle ilgili mutlaka bir hikayeniz vardır. Benimki nisan gelirken kataloğu bekleyip, derslerde göstermediğimiz bir disiplinle film çizelgesine çalıştığım SESAM’a seçtiğim filmleri işaretlediğim çizelgeyi erkenden teslim ettiğim yıllarla başladı. Bu dönemde ihmalkarlık sonucu çizelge tesliminde geç kalıp tüm festivali Emek Sineması’nın en ön iki sırasından takip ettiğim “boyun tutulması yılını” unutmam. Sinema yazarı olmamla hevesli öğrencinin yerini “sinema profesyoneli” almış olsa da baharın gelişi festival demekti ve kalbim çarpardı. Ulusal seçici kurulunun bir parçası olacağım “boyun tutulması yılında” söylense inanmazdım ama ağrımı unuturdum sanırım. Bu yıl 40. yaşını kutlayan festival, 1 Nisan’da çevrimiçi gösterimlerle başladı. Mayısta buna fiziksel gösterimlerle ulusal yarışma, haziranda ise uluslararası yarışma ve galalar eklenecek. 2016’dan beri festivalin direktörlüğünü üstlenen Kerem Ayan’la festivali konuşmak için Atlas Sineması’nda bir araya geldik. Anılardan başladık, pandemi dönemine uzandık.

Festivalle tanışmanız nasıl oldu?

1988 yılında festivale rehberlik için başvurdum. O sıralar sinemaya bir ilgim olduğunu keşfediyorum. Film festivaliyle başladım, müzik, dans festivalleriyle devam ettim ve üniversite hayatım boyunca rehberlik yaptım. Yurtdışına gittiğimde festivalle ilişkim hep devam etti. Çünkü Cannes Film Festivali’nde Türk filmleri standında çalışıyordum, Hülya Hanım’ı (Uçansu) her sene orada görüyordum. 2000’lerin başında yarı zamanlı festivalin konuk ağırlama işini yapıyor, Paris’e geri dönüyordum. Bir noktada festival bana iş teklif etti. 2007’de buraya döndüm, önce direktör yardımcısı, 2016’da da direktör oldum.

Festivalin ilk çalıştığınız yıllardaki atmosferini nasıl hatırlıyorsunuz?

O zamanlar acayipti. Heyecanlandığımız yönetmenler, müzisyenler Türkiye’ye geliyordu. Miles Davis’i sahnede gördük. Kieslowski jürideydi; Arthur Penn’ler Sophia Loren’ler festivale geliyordu. Şimdi dünya değişti. O dönemki gibi starlar belki yok ama hâlâ güzel olan İstanbul Film Festivali’nin çizgisini değiştirmemesi: Hâlâ sanat sinemasına hizmet eden bir festival. Lynne Ramsay ve Radu Jude gibi isimler jüri başkanı olabiliyor. Son dönemin önemli isimlerinin geldiği bir festival olarak işe devam ediyoruz.

Çizginin değişmemesinde festivalin İstanbul’la ilişkisinin değişmemesinin etkisini sayabilir miyiz?

Evet. Türk yönetmenlere de okul olmuş bir festival. Pasolini’ler, Antonioni’ler, hiçbir yerde seyredemediğimiz filmler, hep bu festivalde seyredildi. Bu tarz filmler göstermemiz konusunda bir talep de var. O kadar kolay değil, 8 saatlik Lav Diaz filmini sinemada oturup seyreden bir seyircimiz var.

Yeni nesil sinemacılar için festivalin hâlâ yeri aynı mı sizce?

Şu anki nesil filmleri bulabiliyor. O zaman pek fazla seçenek yoktu. Ama yine de yeni nesil yönetmen ve yapımcılarla konuştuğumda benim gördüğüm İstanbul Film Festivali’nin özel bir yeri var. O yer değişmedi.

Peki, izleyiciler için?

Festivalin eskiden beri gelen izleyicisi hâlâ festivale geliyor. Yeni nesilde artık işler değişti, biletler online alınıyor vs. Bir zamanların sabaha karşı AKM’nin önünde bilet kuyruğu hikayeleri artık yok. Ama buna rağmen festival heyecanı var, filmlere bakma, karar verme süreci… Bu da çok güzel bir şey. Bence festival kendisini yenileyebildi, yeni nesle de hitap ediyor. Afişlerden de fark ediliyor. 2016’nın dövmeli afişleri, değişime işaret eden bir imajdı mesela. Bence festivalin şehir için ‘cool ’bir havası var. Kolay değil, orta yaşı geçmiş bir festival.

Ulusal kurmaca, belgesel ve kısa film yarışmaları hakkında izlenimlerinizden bahsedebilir misiniz?

Çok fazla ilk film başvuruyor ve korku, gerilim gibi değişik tarzlarda başvurular da alıyoruz. Bu sene pandemi olmasına rağmen iyi başvurular var ve sayı olarak normal bir sene gibi. Ama maalesef şu değişmedi: Belgesel ve kısalarda birçok kadın yönetmen imzalı film olmasına rağmen kurmacalarda kadın yönetmenlerden fazla film gelmiyor. Sebebi de sektörün durumu ve kadınlara bir şekilde para emanet edilmemesi aslında. Bunun değişmesi lazım.

Geçen yıl pandemi şartlarında festival yapma süreci nasıl oldu?

Bir tek ben değil, hepimiz kendimizi hazırlıklı olmadığımız bir sürecin içinde bulduk. Ben ne durumdaysam Cannes Film Festivali de aynı durumda. Geçen sene festival iptal olduğunda festivalin bütün filmleri onaylanmıştı, 150 film vardı gösterime hazır. Bu 150 filmi her ay 10-15 film göstererek izleyiciyle buluşturduk. Belki neslimizden de dolayı “Sinema sinemada seyredilir” diye düşünenlerdenim. Ama öyle olmadığı ortaya çıktı. Biraz hızlı ama yerinde bir karar verildi. En azından insanlar filmsiz kalmadılar. Bir artı puan olarak Türkiye’nin her yerinden seyredilen bir festival olduk.

40. yıla gelirsek…

İnsanlar virüsle yaşamaya alıştı. Berlin’de günde çevrimiçi 250 film gösteriliyordu, çılgın bir market vardı. Bu sene beklediğimizin tersine film olmayan bir sene değildi. Nisan ayı seçkisinden sonra 20-29 Mayıs’ta ulusal yarışmamızı yapmak, 18-29 Haziran’da da uluslararası yarışma ve gala filmleri göstermek gibi bir planımız var. Normal bir zamanda büyük hazırlıklar, eğlenceler ve etkinliklerle geçecek 40. yılı çok daha sakin geçiriyoruz. Virüsün izin verdiği ölçüde en iyi şekilde yapmaya çalışacağız. Durum düzeldikten sonra salonlarda film seyretmeye ve konuk çağırmaya dönmek istiyoruz. Seyirciler ve sinemacılar kaynaşsın, film sohbetleri olsun. Bunları özlüyoruz.

‘‘Güzel olan festivalin çizgisinin değişmemesi’’

“Şehir festivali kucaklamalı”

Geleceğe dair festivalle ilgili nasıl bir hayaliniz var?

Gerçekten iyi bir ana sponsoru olsun isterim. Bu, 40 yıldır bu ülkede yapılan en önemli uluslararası festival. Değerinin bilinmesi ve ana sponsorunun olması güzel olacaktır. Eski zamanlardaki gibi şehre yayılmasını isterim. Eskiden birisi Beyoğlu’na girdiğinde festival olduğunu bilirdi. Şehrin festivali kucaklaması gerektiğini düşünüyorum.

‘‘Güzel olan festivalin çizgisinin değişmemesi’’

“Ramsay zor ulaşılır biri, iki sene uğraştık”

Festival tarihinde sizin için özel anlar neler?

Jane Campion’ın jüri başkanı olup Harvey Keitel’in konuk olarak geldiği sene çok iyiydi, onu hatırlıyorum. Keitel ile benim sesimi kaydetmişti, bir filmde biraz aksanlı İngilizce konuşan birini oynayacağı için… Güzel bir seneydi. Jeanne Moreau’nun geldiği seneyi de hatırlıyorum. O efsane senede, özel jetle Catherine Deneuve ve Gérard Depardieu’yü İstanbul’a getirmem festival tarihimde enteresandır ama benim için Moreau’yla tanışabilmek çok özeldi. Yakın zamanlarda da Ramsay’nin jüri başkanı olduğu seneyi söyleyebilirim. Kolay ulaşılamayan biri; iki senedir uğraşıyordum onu İstanbul’a getirmeye.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler