Geri Dön
Pazar“Kendimi canlı hissettiğim yerden koptum”

“Kendimi canlı hissettiğim yerden koptum”

Podacto’nun yeni oyunu “Burası Benim Vitrinim” için mikrofon başına geçen Nilperi Şahinkaya, sahne özlemini şu sözlerle anlatıyor: “Sahneyi çok özlüyorum. Kendimi canlı hissettiğim yerden koptum. Tabii bu insanı eksik hissettiriyor”

“Kendimi canlı hissettiğim yerden koptum”

Seyhan Akıncı -  Nilperi Şahinkaya’nın vitrini öyle önünden hızlıca geçip gidebileceklerinizden değil. Işıl ışıl... Neler yok ki vitrininde; tiyatro, beyaz perde, TV ekranı, kulak tiyatrosu ve dijital platformlar... Sizi muhakkak bir yerden yakalıyor ve inandığı hikayeyi tüm sahiciliğiyle anlatıyor. Kısa süre önce “Yasak Elma”ya veda eden Şahinkaya, “Aynen Aynen”de Kerem Bürsin’le geliyor ekrana. Sevgilisi Emre Yusufi ile “Electro Monolog”da tiradlarını müzik eşliğinde izliyoruz. Ve şimdi de Balca Yücesoy’un kaleme aldığı Podacto’nun yeni kulak tiyatrosu oyunu “Burası Benim Vitrinim”in Ayla’sı olarak sesleniyor. Eskiler bir koltukta iki karpuz taşınmaz derler ama yenilerin marifetleri iki karpuzla da kalmıyor. Enerjisi, zekası ve yeteneği ile beğeni toplayan Nilperi Şahinkaya tüm bu işleri kotarırken bir parça yorulduğunu anlattı.

Uzun zamandır tartışılan meselelerden biri kadın hikayelerinin eksikliği. “Burası Benim Vitrinim” tam da bu tartışmaların alevlendiği bir dönemde “vitrinine” kadını taşıyan bir anlatı. Bu hikaye ne ifade ediyor sizin için?

Bana kalırsa pek de eksiklik yok, kadın hikayelerinin işlendiği dizi, film ve oyunlar en çok ilgi gören işler oluyor ve çok sayıda izleme şansım oldu. Daha çok kadın hikayesi izleyecegiz çünkü bu tür projelere desteğin arttığına şahidim. Örneğin Antalya Film Festivali gibi törenlerde, sahnede yapılan konuşmalar hep bunun habercisiydi. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin reddi gibi hayal kırıklığına uğratan çok meseleye şahit oluyoruz ve sanat dünyası bu konularda hassas. Bir dertle bağ kurdurtmanın tek yolu çarpıcı hikayelerden geçiyor ve sektörümüzün bu bağı kuracağına inanıyorum. “Burası Benim Vitrinim”, buna çok güzel bir örnek. Oyun ismiyle bile her şeyi anlatıyor: “Her yeri siz aldınız ama burası BENİM ve burada BEN vitrinin önündeyim” diye mesaj veriyor. Kadını baskı altına alan, vitrinin arkasına iten, var olabileceği bir alan verilmeyen dünyada, kadın kendi çizgilerini çekip isyan ediyor. Oyun boyunca babası ve eski eşi tarafından aşağılanmış Ayla’nın anılarıyla yüzleşmesini dinliyoruz. Çok güzel bir metin.

Oyunda seslendirdiğiniz Ayla karakteri çoğumuzun yapmakta zorlandığı bir şeyi yapıp geçmişine doğru yolculuğa çıkıyor ve bir yüzleşme yaşıyor. Böylesi zamanları oldu mu Nilperi’nin?

Pek geçmişe dönmem ama geçmiş birden bana gelir! Bir anda evde otururken ya bir koku ya da bir ses bunu hepimiz yaşarız, beni geçmişteki bir ana götürür. Bence bu anlar çok kıymetli çünkü hiçbir şey tesadüf değil. Önce geçmişten bir kare gelir aklıma, o da başka anıları tetikler ve dikkat edersem hepsi bir şey anlatır. Akla gelen anılar, tesadüfler, karşılaştığımız insanlar, başımıza gelen olaylar, bütün bir hayat her şey kendimizle yüz yüze gelelim diye zaten.

Sesli tiyatro nasıl bir deneyim? Oyunculuk kariyerinizde bu deneyimi nereye koyarsınız?

Tüm oyunu baştan sona hayalinizde oynadığınız bir deneyim. Okumak gibi de değil, saniye saniye oyunu kafanızda oynuyorsunuz. Yani sahnedesiniz o anda... Mikrofonun önünde dursanız da içinizde oradan oraya koşturuyorsunuz. Diğer karakterleri ve ne yaptıklarını görüyorsunuz. Tam bir okuma provası aslında. Dinleyici olarak da oyunun içindesiniz yani ben seyirci tarafında değil de sahnede olayların ortasında kalan bir izleyici gibi hissettim. Her şey hayalinizde gerçekleşiyor ve bu değerli çünkü hayal etmeyi unutuyoruz. Akıllı telefonlar hep elimizde ya instada ya Twitter’da ya mail’de ya whatsApp’ta devamlı meşgulüz. Kitap okumak ya da sadece oturup hayal etmek eskide kaldı sanki. Bir şeyi aklında canlandırmak yaratıcılığı tetikleyen en önemli şey bundan kopamamak lazım. 

Bir oyuncu olarak sahneden uzak kalmak nasıl hissettiriyor?

Sahneyi çok özlüyorum. Kendimi canlı hissettiğim yerden koptum. Tabii bu insanı eksik hissettiriyor.  

Tiyatro, “Aynen Aynen”, “Electro Monolog” ve kısa süre önce kadrosundan ayrıldığınız “Yasak Elma” tüm bu yoğunlukla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Birbirine girince çok huzursuz oluyorum. O anlamda yorucu çünkü her işte bir “Son dakika değişikliği” var ve o değişiklik de zincirleme diğer işleri etkileyebiliyor. Sürprizleri seven biri değilim tam bir Almanım iş konusunda yani her şey programa göre ilerlesin hiçbir aksilik olmasın istiyorum ama hiç öyle olmuyor, sektörel kaosa bir türlü alışamadım! Ya rahatlamak zorundayım ya da artık daha az iş yapmak zorundayım.    

“Electro Monolog”da sevgiliniz Emre Yusufi ile birlikte bir içerik üretiyorsunuz… Çıkış hikayesi de biraz ilginç…

Evet, “Electro Monolog”ta ben ezberden tirad okuyorum Emre de arkaya elektronik müzik besteliyor yani müzikli tirad diyebiliriz. Tam da pandeminin ilk zamanlarında, sıkıntıdan doğmuş güzel bir iş diyebiliriz.

Pandeminin bir süre sonra klişeye dönüşen tespitlerinden biriydi çiftlerle ilgili yapılan çıkarımlar. Siz “survive” edebilenlerden oldunuz… Nasıl başardınız?

Sadece ilk 3 ay Emre bende kaldı onun dışında evlerimiz ayrı. Yani kendi alanımız var devamlı beraber değiliz, aynı evde yaşarken nasıl oluyor bilmiyorum hiç deneyimlemedim ama her iki tarafın da nefes alabildiği bir alan lazım bence.

Bir söyleşinizde bir kadın gazetecinin hikayesini ekranda görmek isterim demişsiniz… Nedir sizi cezbeden?

İsterim dedim çünkü ülkemizde gazetecilik zor. Hem kadın hem de gazeteci olmak büyük macera. Buradan çok enteresan hikayeler çıkabilir. Bize özgü hikayeler sadece köy hayatından ibaret degil, başka toplumsal gerçeklerimiz de var.

“Kendimi canlı hissettiğim yerden koptum”

“Dünya absürd tiyatroya döndü”

Pandeminin başlarında Eugene Inesco’nun metinlerine yeniden dönmeye karar vermişsiniz… Sizi oraya çeken neydi? Başka neler okudunuz? Neler yaptınız?

Ionesco, savaş sonrası ortaya çıkan bunalımdan doğmuş bir akımın en iyi yazarlarından. Bekleyişi, çaresizliği, insanların arasındaki kopukluğu ve en önemlisi hayatın anlamsızlığını absürd tiyatro oyunlarıyla anlatıyor. Sadece pandemi değil, dünyadan ve ülkemizden her gün sırtımızda taşıdığımız yükler var. Hepimiz iyi olmaya gayret ediyoruz fakat 10 dakikadan fazla konuştuğumuz herhangi biri dertlerini dökmeye başlıyor. Dünya absürd tiyatroya döndü ve temsil ettiği her şey günlük hayatımızda. Ionesco’nun bir lafı var: “Deneyimlerimiz gösteriyor ki; kapı çaldığında, kapıda kimse yoktur” bu cümle tüm bir hayatın özeti bence ve ara ara aklıma gelir. Devamlı kapı çalar, biri geldi diye bakarız ama kimse yoktur.

Pandeminin size öğrettikleri, sizde değiştirip dönüştürdükleri oldu mu?

Pandemi boyunca çalıştım dolayısıyla pek bir şey anlamadım ama eğlencemizi yitirdik. Ya çalışıyoruz ya da evde oturuyoruz... Sene sonuna kadar hepimizin aşı olmasını diliyorum.  

“Kendimi canlı hissettiğim yerden koptum”

Podacto ve tiyatrolar.tv’nin iş birliğiyle sahnelerin kapalı olduğu bu dönemde yeni içerikler tiyatroya soluk oluyor. “Burası Benim Vitrinim”de Nilperi Şahinkaya, Bora Akkaş ve Bedir Bedir mikrofon başında performans sergiliyor.

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler