Geri Dön

“Keyif için okumanın hazzı başka”

Yayıncılık dünyasının deneyimli ismi Deniz Yüce Başarır, “Editör olarak ya da birine danışmanlık yaparak okuduğunuz zaman o dünyaya kendinizi bırakmıyorsunuz. Dolayısıyla keyif için okumanın hazzı başka” diyor.

“Keyif için okumanın hazzı başka”
Seyhan Akıncı

Kimimizin televizyondan kimimizin ses verdiği kitaplardan yakınen tanıdığı Deniz Yüce Başarır, yayıncılık dünyasının deneyimli isimlerinden. Sesli kitapları ise en erken keşfedenlerden. Son çalıştığı yayınevinden ayrıldıktan sonra ise emeklilik projem dediği ve sevdiği her şeyi içine sığdırabildiği podcast’i Ben Okurum ile buluşuyor dinleyicilerle. Klasiklerden çağdaş yazarlara uzanan geniş yelpazesinde Başarır, her bölüm okumaktan büyük keyif aldığı bir kitabı o kitabı en az onun kadar seven bir başka arkadaşıyla konuşuyor, kitaptan alıntılar yapıyor. Deniz Yüce Başarır’la bir yılı geride bırakmaya hazırlanan Ben Okurum yolculuğunu ve Hermann Hesse tutkusunu konuştuk.

Ben Okurum podcast yolculuğu nasıl başladı?

Yıllardır yayıncılık yapıyorum ve sesli kitaplara da her zaman inanmışımdır. Ara sıra Storytel’e sesli kitaplar okuyordum. Onlar yavaş yavaş podcast’ler de yapmaya başladı. Podcast baktım ki çok cazip. Belli bir cihaza ya da zamana bağlı değilsiniz. Günümüz şartları da artık böyle. Storytel ülke müdürü olan Berk İmamoğlu ile ne yapabiliriz diye konuştuk. Bu arada ben yayınevinden ayrıldım. Öyle bir şey yapmalıyım ki uzmanlık alanım yayıncılığı içine katsın, çok kitap okuyorum, okurluğu katsın, seslendirme yapıyorum o da olsun derken Ben Okurum fikri ortaya çıktı.

“Keyif için okumanın hazzı başka”


Şubatta bir yılı geride bırakacaksınız. Bu bir yılda neler deneyimlediniz podcast yolculuğunuzda?

Üç bölüm birden yayınlayarak başlamıştık. Hatta bir tanesinde sevgili Filiz Aygündüz ile “Mandarinler” üzerineydi… Ben Okurum, okur olan herkesin bildiği klasiklere ya da unutulmuş klasiklere eğiliyor. Daha çağdaş yazarlara, belki herkesin okumadığı ama benim çok severek okuduğum kitapları da dinleyenlere ulaştırıyor. Bunu da dostlar arasında bir kitap sohbeti tadında yapıyor. Konuk seçimim de tamamen böyle oluyor. 30’uncu bölüm yayınlanacak yakında. Böyle bir yıl geçirdik. Bu bir yılda “Ben Okurum” çatısı altında çok tatlı bir cemaat oluştu. Hemen hemen her bölümü dinleyenler var. Yeni konuklarla birlikte aramıza katılanlar var. Tam bir kitap okumayı sevenler kitlesi. Çok bilinen kitaplar dışında, daha az bilinen, o kadar popüler olmamış kitapları da özellikle Ben Okurum listesine katmaya çalışıyorum.

Podcast’e başlarken kendi okur hallerinizi tarifliyorsunuz. Peki, en çok hangi okur olmayı seviyorsunuz?

En çok sade okur olarak okuma yapmayı seviyorum. Sade okur derken kastım, kendini bir kitaba bırakabilmek. O dünyaya girebilmek. Editör olarak ya da birine danışmanlık yaparak okuduğunuz zaman o dünyaya kendinizi bırakmıyorsunuz. Tam tersine hata bulmak için okuyorsunuz. Bir editörün işi hata bulmaktır. Hata bulmak ve o metni daha iyi bir hale getirmek. Halbuki kitabı alıp okumaya başladığınız zaman, tamamen kendinizi kaptırıyorsunuz. Dolayısıyla keyif için okumanın hazzı başka.

Biraz ütopik düşünecek olursak hangi eseri kiminle konuşmak isterdiniz?

Wilhelm Genazino ile Hermann Hesse’yi konuşmak isterdim. İki sevdiğim Alman yazar... “Narziss ve Goldmund” en sevdiğim romanlardan biridir. Hesse’yi çok severim. Çok sevdiğim bir yazarı daha çağdaş başka sevdiğim bir yazarla konuşmak isterdim.

“O duygu beni 90’lardan beri takip ediyor”

Aynı zamanda kitap seslendiriyorsunuz. Şu kitabı seslendirmeyi çok istiyorum dediğiniz bir eser var mı?

Elena Ferrante’nin Napoli dörtlemesini çok seslendirmek isterim. “Benim Olağanüstü Arkadaşım”la başlayıp dördünü de okumayı isterim. Klasiklerden de bütün Hermann Hesse’leri okumayı isterim.

Hermann Hesse sizin için neden bu kadar özel?

“Narziss ve Goldmund”u o kadar içselleştirerek okumuşum ki 90’larda o duygu beni hâlâ takip ediyor. Bir de çok derin bir felsefesi olan bir yazar olmasına rağmen yazarken o derin felsefeyi insanın kafasına kakmadan sanki bir macera romanı gibi yazıyor. İyi yazarların özelliği bu tabii. Biraz Alman ekolünden gelmemin etkisi, biraz da “Narziss ve Goldmund”da yakaladığım ve sonrasında diğer kitaplarında da hep izini sürdüğüm derinliği beni kendine bağlamış. Aslında sevdiğim bir sürü kitap var böyle içime işlemiş.

“Pandeminin toksik etkisi giderek artıyor”

Oldukça yoğun çalışıyorsunuz. Peki, nasıl gidiyor karantina?

Kaygılar ve kötü haberle olmasa karantinayla bir zorum yok. Biraz uzadı! Ama ben kendini oyalayabilen bir insanım. Bu şanslarımdan biri. Hemen bir şeye adapte olurum ve bir şey üretip, yapmaya bakarım. Dolayısıyla öyle bir zorum yok ama bir kaygı var hepimizde. Ama olumsuzluklar konsantre olmama engel değil. Konsantre olarak dertlerini, kaygılarını atlatmaya alışkın bir insanım. Benim olaylarla mücadele etme biçimim bu. Pandemiyle de üreterek başa çıkmaya çalışıyorum. Tabii sosyalleşmeyi özlüyor insan. Dostlarına sarılmayı... İnsanlarla dokunmatik bir ilişki kuramamak, daha az insanı görmek, sosyalleşememek rahatsız edici. Geçen yıl daha iyi katlanıyordum bunlara çünkü geçecek diye bakıyorduk. Halbuki giderek toksik etkisi artıyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber