Geri Dön

Kim süper bebek ister?

İnsan genine görülmemiş keskinlikte müdahale imkanı sunan biyoteknoloji sayesinde tüm DNA’sı değiştirilmiş bir süper bebek “yaratmak” çok yakında mümkün olacak. Ama bu teknoloji varlıklı ve güçlü ailelerin lehine yeni bir adaletsizlik kaynağı olabilir

Kim süper bebek ister?

Genetik mühendisliği son üç yıl içinde öylesine çığır açan gelişmeler yaşadı ki işler çığrından çıkma noktasına geldi. Biyoteknoloji çok yakında insan embriyosuna genetik müdahalede bulunma imkanı sağlayacak. Bilim dünyası, insan genine yapılacak bir müdahalenin olası etik dışı sonuçlarını engelleyebilmek için bu ay itibariyle sesini yükseltmeye başladı. Kimi ülkeler insan embriyosu üzerinde yapılacak deneylere baştan karşı çıkarken kimileri de tedavisi imkansız görülen hastalıklara çare bulunacağı öngörüsü -ya da bahanesiyle- çalışmalara yeşil ışık yakıyor. Aklı selim bilim insanlarını endişelendirense, süper insanlar yaratmaya çalışacak olan şeytani meslektaşları...

Bir bilimkurgu filmi daha gerçek oluyor

İnsanın yapı taşı olan ve hücrelerin çekirdeğinde saklı duran DNA’yı konu alan genetik mühendisliği, genetik hastalıkların tedavisinin yanı sıra canlıların kalıtsal özelliklerini değiştirerek daha başarılı organizmalar üretmeye odaklanıyor. Bitkiler ve hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, insana daha yararlı ve verimli ekonomik “ürünler” elde etmeye yoğunlaşıyor.

Henüz üç yıl önce geliştirilen CRISPR adlı yeni bir biyoteknoloji, insan genine görülmemiş keskinlikte müdahale imkanı sunuyor. Genetik terapi adı verilen yöntemde etik olarak bir sorun yok çünkü hastanın kan hücrelerindeki DNA değiştirilerek mevcut işlev bozukluğu giderebilecek. Bu yöntem hastanın tüm DNA’sını etkilemediği için gen, bir sonraki nesle aktarılamıyor. Sorun, aynı teknolojinin henüz doğmamış insan hücrelerine de erişebilmesi. Babadan alınan sperm ve anneden alınan yumurtadaki DNA değiştirilerek oluşturulan embriyo anne rahmine yerleştirilebilecek. Böylece tüm DNA’sı değiştirilmiş bir insan “yaratılması” çok yakında
mümkün olacak.

1997 tarihli, Uma Thurman ve Ethan Hawke’ın oynadığı “Gattaca” filmi, 21’inci yüzyılda genetik mühendisliğinin çok ilerlediği bir dünyayı konu alıyordu. Özel görevler için yetiştirilen, genetiği kusursuz süper insanlar yüzünden normal insanlar işsiz kalıyor ve doğuştan ikinci sınıf muamelesi görüyordu. İşte bilim insanlarının bugün gerçekleşmesinden korktuğu senaryo, tam olarak bu. Gerçeğe dönüşme ihtimali
o kadar kuvvetli ve yakın ki dünyanın çeşitli yerlerinde saygın kurumlar, bu deneyleri başlamadan yasaklatmak üzere çalışıyorlar. Amerika’da bulunan Rejeneratif Tıp Birliği, bu eylemi ilk başlatan kurum. Birliğin başkanı Edward Lanphier, BuzzFeed haber servisine verdiği demeçte “İnsanlar laboratuvar fareleri değildir, sadece diğerleri gibi gelişime açık normal bir canlı türüdür. Öyle temel bir bariyeri aşma noktasına
geldik ki artık herkesin ciddi biçimde düşünmesi gerekiyor” açıklamasında bulundu.

Müdahale sırasında iyi DNA parçaları da silinebilir

Avrupa Birliği’nde 22 ülkeden 15’i bu tip genetik çalışmaları yasaklıyor. Birleşik Devletler’deki pek çok biyomedikal çalışmaya fon sağlayan Amerikan Sağlık Enstitüsü de kendilerine gelen bu tip projelere “açıp bakmayacaklarını” belirtti. Bununla birlikte Harvard Tıp Okulu, insan geni üzerindeki çalışmaları yoğun biçimde yürütüyor. Araştırmalara fon sağlayan bir başka ülke ise Çin Halk Cumhuriyeti...

Embriyolar üzerinde deneye karşı çıkan kurumlar, genetiğin düzenlenmesine tamamen karşı değil. AIDS, anemi, alzheimer, kanser gibi ölümcül hastalıkların tedavisinde genetik modifikasyon önemli başarılar sağlayabilir, enfeksiyona ömür boyu bağışıklık kazandırabilir. Fakat embriyo (cenin) DNA’sına müdahale edildiğinde, iyi DNA parçalarının silinmesi ihtimali de bulunuyor. Sonuçta ne çıkacağını bebek doğmadan görmek mümkün değil. Mutasyona uğramış hatalı genlerin topluma karışması risk oluşturuyor. Ayrıca bir insan üzerinde deney yapmak için kendisinden izin almak gerekiyor. Doğmamış bir bebek için bu da söz konusu değil.

En fenası da süper bebeklere sahip olmak için bu teknolojiye başvuracak olanlar. Mavi gözlü, sarışın, atletik bir bebek sipariş etmek ya da dünyayı yönetecek süper bir ırk geliştirmek bu teknoloji sayesinde mümkün olabilecek. Eğer bilim insanları bugün başladıkları savaşı kazanamazsa, varlıklı aileler gelecekte insanlık üzerinde görülmemiş bir güce kavuşabilecek ve dünya adaletten iyice uzak bir yer haline gelecek...

Yeni araştırmalar DNA’ya yöneldi

Bitkilerin ıslah edilmeye başlandığı M.Ö. 15.000’den bu yana insanlık, genetik müdahalenin sayısız faydasını gördü. Daha fazla ürün sunan, daha dayanıklı bitkiler elde etti, daha yetenekli köpekler, daha hızlı koşan atların üremesini sağladı. 1960’lı yıllardan bu yana da doğrudan DNA’ya yönelik araştırmalar yürütülüyor. DNA’sı değiştirilen organizmalara istenen özellikler kazandırılabiliyor. Modifiye edilen organizmalar kalıtsal hatalarından kurtulabildiği gibi başka bir organizmaya ait yeni yetenekler de kazanabiliyor.

“Tasarım bebek” konusunu genetik uzmanı değerlendirdi

“Hastalıklardan kurtulmak mümkün ama mizaç belirlemek için daha erken”

GÜLİZ ARSLAN - guliz.arslan@milliyet.com.tr

Prof. Dr. Hakan Cangül(Medipol Üniversitesi-Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı Başkanı)

- “Tasarım bebek” demek çok doğru değil, “embriyo seçimi” demeliyiz. Anneyle babanın üreme hücreleri birleştirildikten sonra birden çok sayıda embriyo elde edilir. Bunların bir kısmı kızdır, bir kısmı erkek. Birinin göz rengi mavi, diğerinin yeşil olabilir. Bunları saptamak mümkün. Bu konuyla ilgili yasalar ve etik kurallar ülkeden ülkeye değişiyor. Türkiye’de ve Amerika’da cinsiyet seçimi yapmak yasal değil. Bildiğim kadarıyla İsviçre’de yasal.

“Cinsiyet, göz rengi belirleme gibi keyfi kullanım etik değil”

- Embriyo seçimi tıbbi gerekçelerle de yapılabiliyor.
Bu, Türkiye’de de yasal. Diyelim ki bir ailenin lösemili bir çocuğu var. Ona tüp bebek yöntemiyle kemik iliği donörü olabilecek bir kardeş yapılabiliyor.

- Cinsiyet, göz rengi belirleme gibi keyfi kullanım etik değil. Ama bu konuda yasaları esnek olan ülkelerde özel klinikler oldukça
yüksek fiyatlara yapabiliyor bunları. Ticari olarak da çok fazla gelir sağlıyorlar buradan.

- Angelina Jolie bir kanser geni taşıyor, bu nedenle göğsünü ve yumurtalıklarını aldırdı. Onun gibi kanser geni taşıyan biri çocuğu olacağı zaman normal yollardan hamile kalmak yerine tüp bebek yöntemini tercih edip o mutasyonu taşımayan embriyonun seçilmesini sağlayarak riski sıfıra indirebilir. Hastalıklardan bu şekilde kaçınmak mümkün.

- Tüp bebek 20-30 yıllık bir teknoloji. Tüp bebekler 40-50 yaşına geldiklerinde istenmeyen durumların oluşup oluşmayacağı konusunda şüpheleri olanlar var. 30 yıllık tecrübede böyle bir şey yok ama ileride olur mu bilinmiyor. Ama bu embriyo seçimiyle ilgili değil, tüp bebeği tercih eden herkes için aynı risk geçerli. Düşük bir olasılık ama bundan şüphelenen bilim insanları var.

- Embriyo seçimiyle bebeğin mizacını belirlemek için ise henüz erken ama bu konularda çalışmalar var. Mizacı etkileyen faktörlerin genetik kökenleri tam belirlenmiş değil. Mizaç, genetik faktörlerle eğitim, aile gibi çevresel faktörlerin bir araya gelmesiyle oluşuyor. Bu nedenle şu an mümkün değil ama genetik alanında gelişmeler çok hızlı oluyor. Gelecekte bu da
mümkün olabilir.

“Daha dayanıklı, güçlü bireyleri dizayn etmek mümkün olacak”

- İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların ari ırk yaratma isteği vardı. Etik sorunları var ama bu, giderek mümkün oluyor. Daha dayanıklı, bağışıklık sistemi daha güçlü, kas yapısı daha güçlü bireyleri seçmek mümkün olacak. Bunları dizayn etmek de mümkün olacak. İllegal olarak bugün de yapıldığı söyleniyor ama emin olamıyoruz.

- Bir taraftan da doğalcılık akımı var. Özellikle İngiltere’de. Bırakın sezaryeni, evde doğum yapıyor insanlar. Çocuğunun cinsiyetini doğumdan önce öğrenmeyi özellikle istemeyen çok ciddi bir kitle var. Şahsi fikrim; doğal olan en iyisidir. Eğer genetik bir hastalık söz konusu değilse doğal yoldan hamile kalınmalı. Embriyo seçimi de tıbbi açıdan gerekli hallerde kullanılmalı. Bu bir teknoloji, elimizde böyle bir imkan var. Ama bunu abartmamak lazım.

“Genetik hastalık varsa masrafları devlet karşılıyor"

- Eğer genetik bir hastalığınız varsa öncelikle bir genetik tanı merkezine gitmelisiniz. Hastalığın hangi gene bağlı olarak çıktığının bilinmesi lazım. Bunu tespit ettikten sonra, çocuk sahibi olmayı düşünüyorsanız tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olmalısınız. Zaten genelde genetik tanı merkezleri tüp bebek merkezleriyle ortak çalışır. Sizde tespit edilen hastalık geninin bulunmadığı embriyolar rahme yerleştirilir.
Bu tamamen legal. Hatta masraflarını devlet karşılıyor. Kısırlık nedeniyle tüp bebek sahibi olmak isterseniz masraflarını karşılamıyor ama eğer ailede genetik hastalık varsa sağlıklı çocuk doğurulması için tüp bebek masraflarını karşılıyor. Bu, bütün genetik hastalıklar için geçerli.

- Ailede herhangi bir genetik hastalık varsa bu çok bariz oluyor, mutlaka biliniyor. Ama bazen hasta değil, taşıyıcı da olabiliyor kişiler. Bunun için de taşıyıcı tarama testleri yapılıyor. Bütün genomunuza bakarak bilinen genetik hastalıklardan herhangi birini taşıyıp taşımadığınız saptanabiliyor. Bugün genomun bütün şifresi kısa sürede çözülebiliyor, bunu yaptırmak
öyle çok pahalı da değil.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber