Geri Dön
PazarKoleksiyoncu amca film oldu

Koleksiyoncu amca film oldu

Pelin Esmer'in koleksiyon meraklısı amcasını anlattığı, Roma'dan En İyi Belgesel Film ödülüyle dönen "Koleksiyoncu" adlı belgeseli 18 Mart'ta San Francisco'da bir festivalde gösterilecek

Koleksiyoncu amca film oldu





Pelin Esmer'in 2002'de çektiği ve amcası Mithat Esmer'in koleksiyon merakını anlattığı "Koleksiyoncu" adlı belgesel filmi geçtiğimiz ay
3. Roma Bağımsız Film Festivali'nden En İyi Belgesel Film ödülüyle döndü. Bugüne kadar yerli ve yabancı 11 festivalin yarışma ve özel gösterim bölümlerine davet edilen film, 18 Mart'ta da San Fransisco'daki Tiburon Film Festivali'ne katılacak. Esmer "Koleksiyoncu"nun sadece yönetmeni değil, aynı zamanda yapımcısı ve kameramanı da...
Amca ve yeğeniyle yaptığımız röportaj sonrasında Mithat Esmer heyecanla, sahaftan dergi koleksiyonu için üç milyon liraya beş yabancı dergi aldığını anlatıyor. Ayrılırken hem foto muhabirimizden hem de benden iki adet kartvizit istiyor. "Biri benim, diğeri koleksiyonum için" diyerek.

"Pelin'in filmi koleksiyonculuğa sempati duyulmasını sağlayacak"

Daha 78'ime basmadım. 77,5 yaşındayım. Artık ayların bile önemi var. (Gülüyor)


Liseden sonra İstanbul Tıp Fakültesi'ne girdim. Bir yıl okuyup ayrıldım. Avrupa imtihanını kazanarak devlet bursuyla Stanford Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Bölümü'ne girdim ve okuldan ikincilikle mezun oldum. Bir yıl elektronik mühendisi olarak Amerika'da bir fabrikada çalıştım. Babamı kaybettiğimi öğrenir öğrenmez Türkiye'ye döndüm.


Evin en büyük çocuğuydum. Annemi ve kardeşlerimi yalnız bırakamazdım. Halbuki çok iyi bir işim vardı, iyi para kazanıyordum. Ailemi Amerika'ya aldırabilirdim. Pişmanım diyebilirim.


Türkiye'de elektronik diye bir şey yoktu, elektrik mühendisliği yaptım. 15 yıl kadar sonra radar ve telsiz mühendisi olarak çalıştım.

"Bu merak yüzünden karımdan ayrıldım"

4-5 yaşındayken hoşuma giden her şeyi saklamaya başlamıştım. Mesela annem salça yapmak için domatesleri avluya döküp en güzellerini ayırırdı. Ben de aralarından en ufak ve güzel domatesleri seçip elbise dolabıma koyardım. Dolapta çürüyen domatesler nedeniyle annem kıyametleri koparırdı. Hatay'ın Fransız idaresinde olduğu yıllarda orada yaşıyorduk. Sonra Hatay devletine ait pulları, kalemleri toplamaya başladım.


Aklınıza ne gelirse. Benim en büyük hatalarımdan birisi koleksiyonları sınırlamamak oldu. Pul, para, kartvizit, kitap, çakmak, saat, tespih koleksiyonlarımdan bazıları. Evim binlerce koleksiyon parçasıyla dolu. Tam rakamını bilmiyorum çünkü yığılma nedeniyle bazı koleksiyonlara ulaşılmıyor.


İkinci eşimle boşanma sebeplerimizden biri de koleksiyon merakımdı. Çünkü onun koleksiyonlara karşı bir hevesi yoktu. Evi bu kadar işgal etmesine de tahammül gösteremedi. Gerçi evi çok kaplamamak için birçok koleksiyon parçasını tahta sandıklara doldurup altı arkadaşımın kömürlüklerine koydum. Boşanmamın ardından Ankara'dan İstanbul'a üç kamyon eşyayla geldim. Kamyondaki eşyaların neredeyse tamamını koleksiyonlarım oluşturuyordu.


Dergi ve kitap koleksiyonum. 40 bin kitabım var. Koleksiyon yaparken birçok bilim dalına ilgim arttı. Ve merak edip bunlar hakkında çok kitap okudum.


Rol yapmadım, nasıl yaşıyorsam öyle davrandım. Gerçi konuşurken ne kadar doğal davranmaya çalışsam da alışılmamış bir deneyimdi benim için. Pelin beni arada sırada yönlendirerek "Kitap gibi konuşma" diyordu.


Geçmişe önem veririm. Bir koleksiyoncu için böyle bir filme sahip olmak eşsiz bir fırsattı. Yıllardır görmediğim insanlar bile bir TV programında belgeselin haberini izleyince beni aradılar.


En önemli özelliklerimden bir tanesi de her şeyi çift edinme isteğim. Bir kendim bir de koleksiyonum için. Bu yüzden Pelin'den kendi filmimin de iki kopyasını istedim.


Ne yalan söyleyeyim, filmin montajı bittikten sonra izlediğimde kendimi beğenmedim. Herkes görecek diye rahatsız oldum. Pelinciğime meslek hayatında bir faydası olacaksa neden olmasın dedim. İnsanların birçoğu koleksiyonla ilgilenmeyi bırakın, koleksiyonculara karşı hiç sempati duymuyor. Bu film sayesinde koleksiyonculara sempatiyle yaklaşılacak.

Pelin Esmer: "Elimdeki kameraya rağmen satıcılar benimle değil amcamla ilgilendi"
Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdim. "Gönlümdeki Köşk", "Deliyürek-Bumerang Cehennemi" gibi bazı filmlerde yönetmen yardımcılığı yaptım. Şu sıralar reklam filmlerinde çalışıyorum. "Kar" adlı deneysel bir kısa film de çektim.
Amcam, çocukluğumdan beri merak ettiğim bir karakterdi. Onu daha yakından tanımak için bu filmi yapmak istedim. Sanırım o da teklifimi bekliyormuş. Film sayesinde ben de amcamın koleksiyonunu yaptım. Bence çok başarılı bir oyuncuydu.
46 dakikalık film üç ayda tamamlandı.
Çok ufak bir bütçem vardı. Kamera benimdi, kasete para verdim. Arkadaşım montajını yaptı. Bir diğer arkadaşım montaj ünitesini kullanmama izin verdi.
Amcamın evine bir tek ben girebilirdim. Çünkü koleksiyon parçaları nedeniyle kapı ancak benim ve kameramın girebileceği kadar açılabiliyordu.
Çekim yaparken satıcılar beni hiç umursamadı. Çünkü onların derdi amcama bir şeyler satabilmek, amcamın derdiyse onları alabilmekti. Polonya Pazarı, Kadıköy, Kapalıçarşı, Fener, Galata gibi yerlere gittik.
Şu anda diğer belgeselimin montajını yapıyorum. Mersinli dokuz köylü kadını ve kurdukları tiyatro grubunu anlatan bir film.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler