Geri Dön
Pazar“Perili Köşk” yeni sahibini arıyor

“Perili Köşk” yeni sahibini arıyor

Osmalı’dan cumhuriyet dönemine sayısız anılara tanıklık eden Ragıp Paşa Köşkü bir asırdır İstanbul semalarını selamlıyor. Namıdiğer “Perili Köşk” şimdi içinde yeni hayatların canlanmasını bekliyor

“Perili Köşk” yeni sahibini arıyor

Kadıköy Caddebostan’da bulunan Ragıp Paşa Köşkü, inşa edildiği günden bu yana İstanbulluların gözünü alamadığı yapılardan biri. Döneminin görkemini yansıtan köşk evsahipliği yaptığı insanlar kadar hikayesiyle de dikkat çekmeye devam ediyor. Şatoları andıran kulesiyle nam-ı diğer “Perili Köşk”e herkes kendi öyküsünü üfledi yıllarca. İstanbul’un simge yapılarından olan köşk geçtiğimiz günlerde mülk sahibi hakkında başlatılan icra takibi sonrası Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın değerli konut vergisi kapsamında 234 milyon liraya satışa çıkarıldı. İcra takibinin ardından yeni sahiplerine kavuşacak olan “Perili Köşk”ün hikayesini sanat tarihçisi Sedat Bornovalı’ya sorduk.

“Perili Köşk” yeni sahibini arıyor

İstanbul’un simge yapılarından olan köşk, geçtiğimiz günlerde mülk sahibi hakkında başlatılan icra takibi sonrasında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın değerli konut vergisi kapsamında 234 milyon liraya satışa çıkarıldı. İcra takibinin ardından yeni sahiplerine kavuşacak olan “Perili Köşk”ün hikayesini sanat tarihçisi Sedat Bornovalı’ya sorduk.

 Bornovalı, Ragıp Paşa Köşkü’nün II. Abdülhamit döneminin sonlarına doğru (1906-1907) yalı tarzında denizin hemen kenarına inşa edildiğini belirtiyor. Günümüzde, önünde 1980’li yıllarda oluşturulmuş hayli geniş bir dolgu alanı mevcut. İki parçalı geniş bir arazi içinde Ragıp Paşa’nın ailesi için tasarlanmış birden fazla yapı bulunuyor. Köşkün mimarı, aynı zamanda Sirkeci Garı’nın da mimarı olan Prusyalı August Carl Friedrich Jasmund. Sedat Bornovalı, yapının mimari özellikleri ve kullanılan malzemeler hakkında şunları söylüyor: “Ragıp Paşa Köşkü’nü Kadıköy ilçesinin farklı noktalarında, özellikle Bağdat Caddesi civarında, ‘Erenköy Köşkü’ türü ifadelerle ahşap olarak görmeye alıştığımız ve sayıları giderek azalan İngiliz Viktorya tipi kır köşklerinin görkemli bir çeşitlemesi olarak görmek mümkün. Köşk ahşap mimari gibi görünmekle birlikte tümüyle tuğla bir yapı ve aslında sadece kaplama olarak ahşap malzeme kullanılmış. Tuğla yapılara arzu edildiği ölçüde serbestçe hareketli süsleme işlenemediği için ahşap cephelere mecbur kalındığı düşünülüyor. İç mekanlardaysa sadece tavan süslemelerinin bile binlerce altına mal olduğu söyleniyor.” 27 dönüm üzerine kurulu Ragıp Paşa Köşkü’nün kırk bin altına mal olduğu resmî kayıtlarda belirtiliyor. II. Abdülhamit’in mabeyincisi olan Ragıp Paşa, bu arazi içerisinde bulunan köşklerden birinde 1920’de hayatını kaybetti.

“Perili Köşk” yeni sahibini arıyor

Görkemli yapılar gözdesiydi

Galatasaray Lisesi (Mektebi Sultani) ve Mülkiye Mektebi mezunu çok iyi yetişmiş bir devlet adamı olan Ragıp Paşa, II. Abdülhamit’in çok takdir ettiği ve daima yanında istediği kişilerden biriydi. Paşa’nın bu sebeple, Yıldız Sarayı’ndan hayli uzakta olan köşkü yaptırdığı zamanlarda heves ettiği kadar kullanamadığı ve köşke ancak iki haftada bir uğrayabildiği belirtiliyor. Bornovalı, Paşa’nın her durumda görkemli yapıları, gayrimenkulü çok sevdiğini ifade ediyor. İstiklal Caddesi’ndeki Anadolu ve Rumeli hanlarından da adını hatırlayabileceğimizi ekliyor. Ragıp Paşa’nın kardeşi ve II. Abdülhamit’in doktoru olan Arif Paşa da sahip olduğu ihtişamlı yapılarla tanınıyor. Sedat Bornovalı, Elmadağ’daki en büyük tarihi apartman ve Moda’da cadde üstündeki büyük köşkün Ragıp Paşa’nın kardeşi Arif Paşa’nın adını taşıdığını belirtiyor.

“Çok bakımsız kaldı”

Kadıköy’de bulunan Ragıp Paşa Köşkü’nün “Küçük Dolmabahçe”, “Saray Yavrusu” gibi unvanları olsa da en çok duyduğumuz ismi “Perili Köşk.” Buraya neden “Perili Köşk” denildiği konusunda Sedat Bornovalı, “Çok bakımsız kaldığı için özellikle 1980’lerin ortasından itibaren sahil yolunda yürüyüş fırsatı doğmasıyla insanlar böyle bir köşkün varlığını görmeye başladı. Ondan önce kara tarafındaki caddeye uzak olduğundan fazla göze çarpmazdı” diyor. Gireni çıkanı olmayan dökük, biraz da masallardaki şatolar gibi orantısız büyük olduğu için öyle denilmeye başlandığını anlatıyor.

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler