Geri Dön
PazarŞeriat ülkesinde kadın olmak!

Şeriat ülkesinde kadın olmak!

Suudi Arabistan’da şeriat kurallarına uygun kadın olmanın ne anlama geldiğini öğrenmem uzun sürmedi. İlk kural yanımda bir erkek olmadan tek başıma sokaklarda dolaşamayacağımdı...

Şeriat ülkesinde kadın olmak!

Türkiye’de türban tartışmalarını geride bırakıp, Vehhabi yorumuna dayalı katı şeriat kurallarıyla yönetilen Suudi Arabistan’ın Riyad Havaalanı’nda yüzlerce erkeğin arasında bekliyorum...
İki yıl önce 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “İlle de başı bağlı olarak okumak isteyen varsa gitsin” dediği Suudi Arabistan kadınlarının “siyah”, erkeklerinin “beyaz” örtündüğü, örtünmenin şart olduğu, yasaklarla çevrili bir İslam ülkesi.
Belki de bu nedenle çantamdan, pasaportumdan önce siyah bir eşarp çıkarıyorum. Çünkü biliyorum ki; Suudi kadınlarının yarısı peçeli olmak üzere, tamamı abaya denilen kara çarşafları giymek zorunda. Aslında aynı zorunluluk erkeklerinde de var ve onlar da thop denilen beyaz uzun bir elbise giyiyor, başlarını da poşuyla örtüyor.
Riyad Havaalanı’nda pasaport kontrolü için sıra beklerken; sürekli başımdan kayan başörtüsünü takma konusunda beceriksizce ama ısrarlı mücadelem yabancı kadınların başörtüsü takmak zorunda olmadıklarını öğrenince son buluyor. Ama abaya giymek zorundayım.
Yarısı toprak, yarısı kurşuni renge boyanmış gökdelenleriyle çölün ortasında bir uzay araştırma merkezi gibi duran Suudi Arabistan’da şeriat kurallarına uygun kadın olmanın ne anlama geldiğini de hemen sonrasında öğreniyorum.

Siyaset konuşan Kral’a karşıdır, Kral’ı konuşan şeriata karşıdır
Tek başıma yanımda tanıdığım bir erkek olmadan Suudi sokaklarında dolaşamayacağımı, kadınların araba kullanmalarının yasak olduğunu, istediğim her yere elimi kolumu sallayarak girip çıkamayacağımı, sadece kadınların girebileceği belli yerlerin olduğunu, erkekleriyle tokalaşamayacağımı, neredeyse her şeyi yasaklayan mutava dedikleri din polisleri ile karşılaşırsam başıma nelerin gelebileceğini de... 
Dünya basını 11 Eylül olaylarından sonra El Kaide ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin ülkeyi petrol zenginliğinin yanı sıra Ortadoğu’da siyasal açıdan da önemli hale getirdiğini yazmasına karşın, burada siyaset hiç konuşulmuyor. Çünkü Suudi Arabistan’da siyaset konuşmak Kral’a karşı olmak, Kral’ı konuşmak ise resmi ideolojinin temelini oluşturan şeriata karşı çıkış sayılıyor. Bir başka deyişle şeriata karşı olmak; iki kutsal caminin koruyucusu Kral’a karşı olmak ve onun yönetimine sınır getirmeye çalışmak olarak algılanıyor.
Bazı Suudi Arabistanlılara “Hiç mi muhalefet yapılmıyor?” diye soruyorum; 1990’lı yıllarda ülkede gelişen muhalefet hareketlerinin büyük bir kısmının yine İslamcı karakterde olduğu hatırlatılıyor. Bu nedenle Suudlar, Kral Abdullah bin Abdülaziz’in ileriyi gören, yeniliklere açık biri olmasını bir kazanç sayıyorlar. Son üç yıldır rahatlar.
Şeriatla yönetilen bir ülkede böylesine abartılı örtünmenin dinin bir gereği olup olmadığını anlamaya çalışıyorum. Bazılarına göre, Suudlu erkeğin ve kadının örtünme biçimi dini bir gereklilikten çok ikisi için de geleneksel bir dayatma. Sadece kadınların girebildiği dükkanları geziyorum; bir gökdelenin üçüncü katı kadınlara ayrılmış: inanılmaz dekolte kıyafetler; ortalık şıngır şıngır...
Sırtı açık, yırtmaçlı elbiseler, göğüs dekoltesinin sınırını zorladığı bluzlar, fantastik iç çamaşırları. Sonuçta Vehhabiler mi değişiyor yoksa ülkedeki yasaklar mı kadınlarını bu kadar abartılı yapmış anlamak mümkün değil... Çünkü burada kadınlar örtünürken de abartılılar, evlerinde açılırken de...
25 yıldır Suudi Arabistan’da yaşayan Recep Anaş’a göre Suudi Arabistan’da sosyal hayattaki baskılar tamamen siyasi. Anaş “Bütün dinler örtünür ama burada din, siyasi rejimin esas kaynağı olarak varlık gösteriyor. 1978’de Suudi rejimini sarsan Kabe baskınından sonra aşırı uçlar çıkmasın diye dini kontrol altına aldılar. Önceleri mutava gönüllülerdi. Sonra sistemi koruma refleksi sonucu bunlar maaşlara bağlandılar. Polis gücü oldular. Çok fazla yetki verdiler ve yasaklar da böylece arttı” diyor.
Yasaklardan biri de bir Suudlunun yabancı bir kadınla ya da erkekle oturuyor olması. Oysa elimi uzattığım her Suudlu erkek elini uzatıyor. “Eli elimde” benimle sohbet edenlerden biri de Suudlu işadamı Abdullah Algahtani.
10 yıldır Ortadoğu’da yaşayan gazeteci Nazif Erışık’ın mükemmel Arapçasıyla Algahtani’den çok şey öğreniyorum.
Algahtani’ye “Hep mi vardı bu yasaklar?” diyorum. “Hayır” diyor. 25-30 yıl önce dini eğitim ve medreselere fazla önem verildiğini hatırlatarak “Bunların sayısı arttıkça önüne gelen bir kural koydu. Öyle bir hale getirdiler ki; neredeyse dinen her şey yasak oldu. İnsanlar isyan etmeye başladı. Zaten son üç yıldır yasaklar artık eskisi kadar katı değil. Burası da gelişiyor. Çünkü Kral son derece anlayışlı ve yeniliklere açık biri” diyor. 

Suudlu kadınlar evde iktidar
ABD’de sosyoloji üzerine mastır yapmış, eşi Kral’ın kardeşinin müsteşarı, bir general kızı olan Leyla Ali Wahbi ise Suudlu kadınların mutlu olduğuna inanlardan. Evde hakim olanın kadın olduğunu söylüyor. Kocalarının hakimiyeti ise dışarıda başlıyor.
12 yıl önce 70 Suudlu kadının araç kullanmak için eylem yaptığını bilmesem bu hakimiyet duygusu ve dünyanın en zengin ülkesinde ekonomik rahatlığın Suudi kadınlarına eşitlik kavramını tamamen unutturmuş olacağına inanacağım. Ki Suudi kadınlarının “eşitlik” kavramına yabancı oldukları da bir gerçek. Çünkü 20 kadın derneği ama neredeyse hemen hepsi “hayır işleri” yapıyor.

“Biz de peçeyi tartışıyoruz”
Doktor Muhammet Abalk, Suudlarla ilgili benim bütün ezberimi bozuyor: “Siz Türkiye’de nasıl türbanı tartışıyorsanız Suudlular da peçeyi tartışılabiliyor. Zaten İslamda yüz kapatılmaz.”
Kendisi gibi doktor olan eşi Yeter Abalk ise evde beş oğluna Türkçe öğretmiş, Muhammet beyin adını Mehmet diye değiştirmiş bir Türk. Doktor Yeter hanımı da  Suudlu eşine duyduğu “sevgi” kapattırmış. “Dışarı çıkınca alt tarafı bir çarşaf giyiyorum o kadar olacak” diyor. Riyad Büyükelçiliğimizde ise durum daha farklı. Büyükelçiliğin verdiği davette elçilikte çalışanlardan birinin eşinin sesini duyuyorum: “Bu ülke insanı feminist yapıyor.”
Dönerken elimdeki gazetede Demirel’in açıklaması gözüme çarpıyor: “Türban ‘özgürlük’ olarak değerlendirilecek kadar masum bir simge değil. Türban başka ülkelerde şeriat devleti arayanların aracı olmuştur.”
Bense hâlâ, çölün ortasında yükselen dev binalar ve dünyanın en pahalı arabalarıyla caddeleri turlayan beyaz ve siyah insanlara bakıp “Türkiye batıdan vazgeçmeden doğuyla buluşabilir mi?”sorusuna yanıt bulmaya çalışıyorum.

“Suudi Arabistan daha çok gelenekler ülkesi”

Ali Naci Koru Türkiye’nin Riyad Büyükelçisi. İzmir İmam Hatip Lisesi ve Mülkiye mezunu. Cidde, Bregenz, Bonn, Roma, Mainz ve Şikago’da görev yaparken Dışişleri’nin bilgisayar dehası olarak tanındı. Bakanlığın bilgisayara geçişinde çok önemli rol oynadı. Yurtdışında yaşayan Türklerin konsolosluklardaki işlemlerini internet aracılığıyla yapmalarına imkan sağlayan “e-konsolosluk” projesinin mimarı.
Koru son olarak bütün büyükelçiliklerimizin iletişimini sağlayan “medyaarşiv” sistemini kurdu. Koru Riyad elçiliğini başkan aşağı yenilemekle kalmadı; sinema günlerinden, Osmanlı eserlerinin tanıtılması amacıyla düzenlenen konferanslara kadar pek çok faaliyetin de büyükelçilik bünyesinde gerçekleşmesinin yolunu açtı.

Suudi Arabistan’da örtünme ve yasakların sınırı yok. İslam bu mu?
Burada gördüğünüz günlük hayat, sosyal hayat aslında tam olarak İslam diye anlatılamaz. Her ülkenin, dini kendisine göre yorumlayış tarzı farklı olabiliyor. Körfez ülkelerine gidiniz; Yemen, Kuveyt, Bahreyn’e, oralarda da çok daha farklı bir hayat tarzı var ama onlar da Müslüman ülke. Bu ülkelere baktığınızda hepsinde yorumlayış ve uygulayış farkını hemen görebiliyorsunuz.
Suudi Arabistan’daki din anlayışı kültürle iç içe girmiş. Kültür ağırlıklı bir din var burada. Dolayısıyla burada gördüğünüz uygulamaları din olarak izah etmek çok yanlış olabilir. Suudlar da zaten bunun böyle olduğunu biliyor ve ona göre de davranıyor. Onun için burası daha çok gelenekler ülkesi. Tarihlerine bakın; o günden bugüne gelen bir çizgileri var. O gün de dini yorumları farklıydı bugün de. Ama bu kültür ağırlıklı bir yorum onun için o şekilde değerlendirmek daha doğru olur diye düşünüyorum.

Türban tartışmaları yaşanırken Malezya ile karşılaştırıldık. Türkiye ile Suudi Arabistan’ı mukayese etmek mümkün mü?
Türkiye ile mukayese edilebileceğini düşünmüyorum. İki ülke birbirinden tamamen farklı; sosyal hayatlarımız da farklı, uygulamalarımız da farklı. Türkiye’deki türban ya da başörtüsü tartışmasını başka bir boyutta değerlendirmek lazım. Türkiye’nin her tarafında insanlar çok rahatlıkla beraber yaşıyor, kol kola dolaşıyor. Dolayısıyla sosyal hayat açısından bizdeki o zenginliği başka bir ülkede, bu Suudi Arabistan olması şart değil, bir başka ülkede görmek zor olabilir. Bizde diğer dinlerden, kültürlerden gelen insanlar var. Ve biz bu insanlarla yüzlerce yıldır beraber yaşıyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nin bu mozaiğini Ortadoğu’daki bir başka ülkede görmek tabiatıyla biraz zor.

“Artık eserlerine sahip çıkıyorlar”

Suudi Arabistan Türkiye açısından nasıl bir öneme sahip?
Suudi Arabistan Türkiye’ ye göre daha yeni gelişmekte olan bir ülke ama önümüzdeki yıllarda çok önemli gelişmelerin olabileceğini görüyoruz. Kral halkıyla çok barışık bir insan. Bu toplumun daha ileriye gidebilmesi için kraliyetin bu rejimin de bir çalışma içerisinde olduğunu görüyorum. Toplumu daha ileri düzeye getirmek için çağdaşlaşma konusundaki çalışmalara önayak olacağını düşünüyorum.
İki ülke bölgesel konularda kendilerini birbirlerine daha yakın görüyor, pek çok konuda benzer düşünce ve görüşlere sahip. Türkiye ile ilişkileri de son 10 yıldır daha iyiye gidiyor, gelişiyor. Bu sadece siyasal açıdan değil, ekonomik ve kültürel açıdan da böyle.

Suudi Arabistan Osmanlı eserlerine sahip çıkmadığı için her defasında eleştiri konusu oluyor.
Artık eserlerine sahip çıkıyorlar. Biz de önümüzdeki birkaç ay içerisinde Suudi Arabistan’da Osmanlı eserleriyle ilgili bir veritabanı çalışması yapacağız. Nerede Osmanlı’dan kalma eser var, bunları tespit edeceğiz. Suriyeli mimar ve arkeolog Mahmut Zeynel Abidin gibi, Osmanlı mimarisi üzerine çalışmış, Arapça bilen böyle birkaç bilim adamıyla birlikte yapacağız ve bunun için bir de katalog hazırlıyoruz. Çünkü Suudi Arabistan’da bu konuda büyük bir bilinçlenme var.

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler