Geri Dön

Şeyhim Mustafa Kemal, tarikatım Atatürkçülüktür

Rüştü Kazım Türkerle meslektaşı ve kendi deyimiyle doktoru kızı Alev Türkerin Ankara Çayyolundaki evinde söyleştik. Türker bugünlerde Ankaraya 30 km. uzaklıktaki bu evde, gün boyu bilgisayarın başında, araştırmalarını sürdürüyor. Emekliliğin ardından kentte bıraktığı hastanesini, laboratuvarını ve en çok da öğrencilerini özlüyor. Onlarca yayını, üyesi olduğu pek çok kuruluş ve bilim dünyasındaki yeriyle bir hekimin yaşamına, yolculuklarına ve tanıklıklarına konuk olduk

İkinci Dünya Savaşının bu ilk günlerinde, R. Kazım Türker, ilk kez denizi gördüğü Rize Limanında Ege vapurunu beklemektedir. Vapur bir hafta geç gelir. "Sonunda vapura binip Samsuna doğru yola çıktık. O soğukta, güvertede beş-altı gün sürdü yolculuk. Üzerimde kalın giysiler, bütün yolculuk boyunca yanımızdaki peynir ekmeği paylaştık."Gemi Rize Limanından ayrılıp açık denize açıldığında; Kazım Türker için, doğduğu ve büyüdüğü iki katlı taş ev, Çamlıkaya Köyü, hâlâ özlemle andığı, yaylalarında çobanlık yaptığı Kaçkar Dağları çok uzaklarda kalmıştır. Annesinin 1933te ölümünden sonra onu büyüten ablası Rukiye hanımı ve kardeşlerini, yakınlarını köyünde bırakmıştır. Babasının desteğiyle, altı kardeşin arasından okumak için seçilen R. Kazım Türker Samsuna doğru yola çıkar. Efendim, yıl 1939, ilkokulu bitirmiştim. Amcamın oğluyla beraber katırlar üzerinde Rizeye geldik. Yolculuk iki gün iki gece sürdü. Babamın esaretten arkadaşının otelinde bir yer ayarladık. Hatırlıyorum, elektrikler akşamları gelirdi o yıllarda. Bir kahveye gittik. Bütün millet radyonun başındaydı. Daha çocuğum anlamıyorum, haberlerde Almanlar Danzinge girdi diyordu." Karne paradan değerli Savaşın olağandışı koşullarında erkek öğrenciler için askerlik dersleri çok önemlidir. "Bazen beş saatlik ders tamamen askerliğe ayrılıyordu. Silah atmasını öğreniyorduk." Bu arada babası Mehmet bey, Samsunda Birinci Dünya Savaşı yıllarında esir düştüğü Rusyada öğrendiği fırıncılıkla uğraşmaktadır. "Babam ekmek üretirdi, efendim. Samsundayken okuldan arta kalan zamanlarımda fırında tezgaha bakar, ekmek satardım. Akşamları işçilerin arasında yatardım. İşçilerin hepsi bizim köydendi. Altı-yedi kişi bir odada kalırdık." Savaşa girmemeyi başaran Türkiye için hayat zor geçer o yıllarda, ekmek karneyle satılır. "Ekmek yapmanın şimdikinden pek farkı yoktu ama karne paradan değerliydi. Sattığımız her ekmeğin belediyeye hesabını verirdik. Karneler metal levhaların üzerine yapıştırılırdı." Anılarda kalan Samsun Kazım Türker önce ortaokulu, 1945 yılında da Samsun Lisesini bitirir. "O yıllarda Samsun Karadenizin yıldızıydı. Liman yapılmamıştı henüz. Demokrat Parti limanı kenti rezil etmek için yaptırdı. Atatürkün heykelinin yanına kadar gelirdi deniz. Biz oradan denize girerdik. Sosyal hayat gayet iyiydi, İstanbuldan pek farkı yoktu." Yaz aylarında memleketine, Erzuruma gider: "Yazları Çamlıkayaya dönüyordum. İlkin vapurla gitmeyi düşündük. Fakat savaş yılları işte Karadenize çok mayın döktüler. Onun için biz de trenle giderdik, Sivasa kadar. Oradan da Haydarpaşadan gelen büyük Doğu Ekspresine biner, Erzuruma geçerdik. Trabzon üzerinden karayolu yoktu sonradan yapıldı onların hepsi." 1946da İstanbul Tıp Fakültesinde Samsun Limanında yine Ege vapurunu beklemektedir R. Kazım Türker. Aradan yıllar geçmiş, çantasında lise diploması, İstanbulda Tıp Fakültesine girmeye karar verir. "Karaköye çıktık. Sirkecide üçüncü sınıf otellerin birinde yer ayarladık. Ben hiç İstanbulu görmemiştim ama aramızda daha önce burayı gören arkadaşlar ısrar ettiler ve Beyoğluna gittik. Bankalar Caddesinden yukarı doğru yürüdük, korktuk ve geri döndük sonra." Çocukluğundan beri hekim olmak isteyen Kazım bey, İstanbulda Tıp Fakültesine girmeye karar verir. "Bilhassa bizim köyde kötü bir adet vardı. İnsanın annesi vefat ettiği zaman böyle aklı başında çocukları götürüp gösterirlerdi. Annemi odasında kanlar içinde, yanında iki tane bebekle yatarken gördüm. İşte o zaman doktor olmaya karar verdim. Babam da bu isteğimi müsait buldu." Parti Yurdu Kazım Türker, İstanbula ilk geldiği günlerde Kumkapıdaki Kadırga Talebe Yurduna yerleşir. "İşçilerin arasından çıkıp gelince bayağı konforlu geldi burası. Halbuki temeli suydu, deniz seviyesinin altındaydı yurt. Sonradan Parti Yurdunu bulunca, oraya geçtim. Okulumuza yakın, caminin arkasında, taş bir binaydı, hatırlıyorum. Sultan Ahmet zamanında siyasi mahkumlar buraya hapsedilirmiş. Cumhuriyetten sonra Halk Partisine vermişler, adı Parti Yurdu kalmış. Aramızda sonradan meşhur olan arkadaşlarımız vardı. Mesela Nevzat Atlığ. Yurtta klasik müzik korosu kurmuştu, onları dinler, vakit geçirirdik. Tıbbiye için sınava girer bu arada. "En yüksek puan alanlar eczacılar ve dişçilerdi. Nerede düşük puan alanlar varsa Tıbbiyeye gelirdi, ben onların arasındaydım." Leyli tıp talebeleri Babasının gönderdiği harçlıklarla eğitimini sürdüren Rüştü Kazım bey öğrenimi boyunca burs almaz. "Sınıf arkadaşlarımın içerisinde Sağlık Bakanlığı bursiyerleri vardı. O çocuklar Beyazıt civarında Veznecilerde, Şehzadebaşında ve Çemberlitaşta belirli yurtlarda kalırlardı. Standart elbiseler giyerlerdi. Asker gibiydi kaputları, pantolonları aynı renkteydi Leyli Tıp Talebeleri derdik onlara. Bizim hocamız Nusret Fişek, Şükrü Kaymakçalan o yurtlardan yetişmişlerdir. Bu yurttan yetişen çocukların çoğunun Türkiye'ye büyük hizmetleri olmuştur. Anadoluya gönderilir, orada mecburi hizmetini yaparlardı. Sıtma ve verem mücadelesinde çalışırlardı. Fakat Sağlık Bakanlığı o zamanlar bile bir kısmını tıp memuru gibi kullanmıştır." Ya taksim ya ölüm Ellili yıllarda Kıbrısta artan tansiyon Türkiyede de yankısını bulur. "Parti Yurdundayken çok Kıbrıslı arkadaşım vardı. Dr. Fazıl Küçük sık sık İstanbula gelirdi. Biz o zaman arkadaşlarla gösteri yapar, Makarios'un maketini asardık. Demokrat Parti zamanlarıydı. İspiyonaj yapanlar vardı. Mesela Erzincan depreminde bir ayağı sakat kalmış Osman diye biri vardı. Hatırlıyorum, Sertellerin matbaasının basılması olayının öncesinde yurdun içersinde tahrik edenler oldu. Topal Osman, polisin adamıydı, ajan provokatördü. Yalnız beni ikna edemedi." Fahri asistan 1952 yılında Tıp Fakültesinden mezun olur R. Kazım Türker. "Hemen asistan aldılar beni. Ama asistan dediğim, o zaman asistanlık böyle değildi. Fahri asistanlık vardı. Sadece titr alırdık, maaş almazdık. Ben farmakolojide çalışmak istiyordum. Hocalarım evvela klinik yap, dahiliye uzmanı ol, ondan sonra farmakolojiye intisap edersin dediler, öyle yaptım. 1957 yılına kadar böylece o klinikte çalıştım efendim. Bir hayli hastam vardı, hastanede odam vardı bir de. Üst katta yatar kalkardım." Dahiliye uzmanı olduğu günlerde babası vefat eder Kazım beyin. Bu tarihlerde onun hayatına giren ve yaşam boyu örnek aldığı hocası Alaattin Akçasu ile birlikte çalışır. "Alattin Akçasu tedavi kliniği ve Farmakoloji Enstitüsünde hocamdı. Hayvanlar üzerinde çalışan önemli bir farmakologdur. " İffet hanım 1957de Haseki Hastanesinde eczacılık yapan İffet hanımla tanışır. "Ben de aynı hastanede dahiliye uzmanı olarak çalışıyordum efendim, kısa bir süre sonra Haydarpaşa Hastanesinde yedek subay oldum. Harbiye Orduevinde oldu düğünümüz. Geleneksel bir düğün yapmadık. Balayında Uludağa gittik." 1958 yılından sonra kendini tümüyle araştırmaya ve farmakoloji laboratuvarında yedi- sekiz saat aralıksız süren çalışmalarına verir. Şans getirdiler AÜ Tıp Fakültesine gelir. Hemen araştırma laboratuvarını kurar ve ilk yayınını 1963 yılında gerçekleştirir. Araştırmalarını derinleştirmek için 1964 yılında ABDde Ohio Eyaleti Cleveland Klinik Araştırma Bölümüne gider. "İlginçtir, benim birinci kızım doğduğu zaman doçent oldum, ikinci kızım doğduğu zaman da profesör. Kızlar bana böyle şans getirdi." 1967 yılında profesör olur Kazım Türker. 1970 yılında Clevelanda tekrar çağırılır. Üç yıl sonra, Cumhuriyetin 50nci yıl kutlamalarının yapıldığı günlerde Türkiyeye geri döner. Yıllar önce hocası Şükrü beyin isteğiyle geldiği AÜ Tıp Fakültesi Farmakoloji Ana Bilim Dalına, hocasının vefatından sonra 1987 yılında başkan olur. 1961 yılında Farmakoloji Enstitüsünde başasistan olan Türker, aynı yıl doçent olur ve Öldürüldüğü sabah bana geliyordu 1993 senesine damgasını vuran olay gazeteci-yazar Uğur Mumcunun öldürülmesidir Kazım Türker için: "Bir mide ameliyatı geçirmiş, İbni Sina Hastanesi Cerrahi Kliniğinde yatıyordum. Uğur ve Güldal birkaç gün önce beni aramış, geleceklerini söylemişlerdi. O gün, 24 Ocak sabahı, sonradan öğrendim tabii, beni ziyarete gelmek üzere çıkmışlar evden. Bana daha sonradan asistanlarım gelip söylediler öldürüldüğünü. Bu olay beni çok üzdü. "Kazım Türker de Uğur Mumcu gibi Cumhuriyet gazetesinde yazıyor. 10 yıldır kimi gün ikinci sayfada kimi gün de Bilim Teknik ekinde yayımlanıyor yazıları. 1995 yılında geçirdiği ağır ameliyat sonrasında öğrencilerine ve elleriyle kurduğu laboratuvarına veda eder ve yaş haddinden emekliye ayrılır. Tarikatım Atatürkçülüktür Kızı Alev hanımın evinde iki kez görüştüğümüz R. Kazım Bey; söyleşinin son dakikalarında, "Bir şey söylemek istiyorum" dedi ve ekledi: "Ülkem tarikat mensuplarına kaldı. Bakanlar Nakşibendi, yok bilmem hangi tarikattan.. Benim tarikatımı sorarsınız şeyhim Mustafa Kemal, tarikatım Atatürkçülüktür. Benim bilincimi ve insan olduğum hatırlatan insandır o, Kuvayi Milliyecilerdir, Nasıl ne güzel tarif ediyor şair: Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu ve gökyüzü o kadar parlak yıldızlar o kadar ferahtılar ki, şayak kalpaklı adam ne zaman ve nasıl geleceğini bilmeden mutlu ve aydınlık günlere inanıyordu, gülen bıyıklarıyla duruyordu ki... Sarışın bir kurda benziyordu, mavi gözleri çakmak çakmaktı, yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi ve durdu bıraksalar ince uzun bacaklarının üzerinde yaylanarak karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak, Kocatepeden Afyon ovasına atlayacaktı. İşte bu adama ben taparım, benim şeyhim odur, anlatabildim mi?" ZAKKUM TARTIŞMALARI "Türkiye ve dünya tarihinde skandal bir olay, zakkumla tedavi. O günlerde hocayla (Nusret Fişek) televizyona çıktık. Karşımızda bir bakan; Bülent Akarcalı. Birtakım kağıtlar elinde. Bu adam büyük keşifler yapmış, diyor. Muğla taraflarında çalışmış bu hekim. Kanserli vaka çok azmış, zakkum bitkisi de çok fazlaymış. Zakkum yapraklarını tencerede kaynatarak zerkediyordu hastalara. Tamamen maskaralık yani." Bu arada Sağlık Bakanlığı belirli hastalara zakkum ekstresi verilmesi yolunda karar verir. Bunun üzerine Rüştü Kazım beyin de üyesi olduğu TTB Merkez Konseyi zakkum deneyine katılacak olan doktorlar hakkında soruşturma açılacağını açıklar. Dr. Ziya Özel tartışmalardan bir süre sonra ABDden patent hakkı alır. 1996 yılında ise bu hakkı Amerikalı bir işadamına devreder. 11 Şubat 1988de Dr. Ziya Özelin zakkum ekstresiyle kanseri tedavi çalışmasının TRT tarafından haber olarak verilmesi büyük yankı uyandırır. Birkaç gün sonra izlediği haberin etkisi ve iyileşme umudu ile bir hasta zakkum çiçeğinin yapraklarını suda kaynatıp içer ve ölür. Bu ilacın "mucize" olarak sunulması özellikle tıp çevrelerince kuşkuyla karşılanır. TÜRKER HALK SAĞLIĞI İLE İLGİLENİR Burada halk sağlığını yakından ilgilendiren birçok hüküm vardı. Biliyorsunuz, Toplum Hekimliği ilk defa bir bilim dalı olarak Hacettepede kurulmuştur, efendim. Ve bunun başına da Nusret hoca gelmişti. Türkiyede birçok emeklinin, memurun, işçi sigortalarına kayıtlı olanların sağlık garantisi vardır. Fakat bir grup vatandaşımız var ki, bunlar 28-30 milyon insandır, bunların hiçbir garantisi yoktur. Nusret hocanın şöyle bir sözünü hatırlıyorum: Türkiyede parası olan sağlığı satın alır. Parası olmayan insan sağlığı satın alamaz, o ölüme mahkumdur. Bu yasa çıktığında Nusret bey müsteşardı. 5 Ocak 1961 yılında çıkan 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalizasyonu yasası var efendim. Çok önemlidir. "ŞİMDİKİ BAKANLARIN HİÇBİRİ YAPAMAZ" İlacı iki tarafı keskin bir kılıca benzeten R. Kazım Türker, 70li yıllarda Sağlık Bakanlığı Eczacılık ve İlaç Komisyonunda çalışır. Bu dönemde ilaçların ruhsatlandırılması ile yakından ilgilenir: "24 ilacın dosyalarını çıkardım, tek tek inceledim. Bunlar anfetamin, aptedon denilen ilaçlar. Her yerde satılıyor. Okul önlerinde, köprü altlarında. Son derece tehlikeli ilaçlar. Sağlık bakanı da Kemal Demir. İlaç ve Eczacılık genel müdürü efsanevi bir adam, Sadi Bilginsoy, Osman Yaşar da müsteşardı. Toplantı yapıldı. Karar verildi ve iptal edildi 24 ilacın ruhsatı. Bu bir ihtilaldir. Kıyamet koptu. Sadi Bilginsoyun odasının kapısına bir kara çelenk koydu firmalar. Kolay kolay bir bakan bunu yapmaz. Hele şimdiki bakanların hiçbiri bunu yapamaz. Daha sonra Kemal Demirin adı Kızılay yolsuzluğuna karıştı. Ama böyle bir iyiliği de vardır adamın, bunu da söylemek lazım." TÜRK TABİPLER BİRLİĞİ 1986-1988 yılları arasında Merkez Konsey ikinci başkanlığı ve 1990-1992 arasında da konsey üyeliği yapan R. Kazım bey, Ankara Tabip Odasına 1965 yılında üye olur. "İstanbuldan Ankaraya gelirken hocam Sedat Tavatla vedalaşmaya gitmiştim. Dedi ki Bak oğlum, Ankaraya gidiyorsun. Ankarada Nusret Fişek diye bir doktor var. Onunla ilgiyi kesme, o çok önemli bir adam çünkü Birleşmiş Milletlerde ismi çok geçiyor. Onun bir örgütü falan varsa ona dahil ol diye söylemişti. Hocayla tanıştım ve örgüte girdim. Türk Tabipler Birliğinin esas fonksiyonu, hastaların ve hekimlerin hak ve hukuklarını korumaktı. Nusret hocanın başkanlığında her akşam toplantımız olurdu. Bizim genel yönelimimiz; işkenceye ve idama kesinlikle karşıydı. Hatta hoca idama karşı olduğu için mahkemelere bile çıkmıştı. Herkes bir yerde konferans veriyordu." BONCUK FASULYE DAVASI "Sami Ulus Hastanesinde konferans veriyordum. Fakat bir gün evvel eşimle beraber şehir pazarına çıkıp alışveriş yapmıştık. Boncuk fasulyesi vardı. Boncuk fasulyesinin kilosu bilmem kaç liraydı. Ondan sonra ben hesap ettim devletin nöbet tutan hekime layık gördüğü para 300 gram boncuk fasulyesi alıyor. Ben bunu konferansımda söyledim. Sizin nöbetiniz 300 gram bilmem şu kadar fasulye karşılığıdır. Ondan sonra haydi güvenlik mahkemesine falan. Hocam şu fasulye hikâyesini bir anlatır mısınız? dedi bana, hakim gülerek. Ben de izah ettim. Yanlış bir şey söylemedim. Yine söylerim dedim. Hakim de, meğerse başkan da benim bir talebemin babasıymış. Hiçbir takibat yapılmadı hakkımda." İÇİMİZDEN BİRİ RÜŞTÜ KAZIM TÜRKER Doğum yeri : Çamlıkaya, İspir/ErzurumMesleği : Doktor/farmakolog (uzman)Eğitim : İstanbul Tıp Fakültesi-1952Evlilik tarihi : 1957 Eşinin adı ve soyadı : İffet Türker Mesleği : Eczacı Çocukları : Fatma Alev Türker, Rukiye Esra Türker Danışmanlar: Doç. Dr. Aynur İlyasoğlu, Doç. Dr. Esra Danacıoğlu Görüşmeyi Yapan: Ülkü Özen n Arşiv Sorumlusu: Filiz Öğretmen Kameraman: Fatih Aydoğdu n Yayına Hazırlayan: Tûbâ Çameli Doğum yılı : 1 Mayıs 1928 Sözlü tarihle ilgilenenler... Geçmişin Sesi, Paul ThompsonÇeviren Şehnaz Layıkel, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999Birinci Sözlü Tarih Atölyesi Kayıtları-6-7 Haziran 1993 (Paul Thompsonın katılımıyla), Tarih Vakfı Yayını, Ed. Neşe ErdilekSözlü Tarih ve Yerel Tarihçi, Stephen Caunce, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2001, Çev.: B. Bülent Can, Alper YalçınkayaSözlü Tarih Kılavuzu, Broşür, Tarih Vakfı Yayınıİstanbulda Hatırlamak ve Unutmak, Leyla Neyzi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1999Yanıbaşımızdaki Tarih, D.Kyvıg, M. Marty, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2000.Geçmişin İzleri, Esra Danacıoğlu, Tarih Vakfi Yurt Yayınları, İstanbul, 2001 Tarih Vakfı Yurt Yayınlarından sözlü tarih: Proje ile ilgileniyorsanız Tûbâ Çameli ( tcameli@tarihvakfi.org.tr )Filiz Öğretmen ( fogretmen@tarihvakfi.org.tr ) temasa geçmeniz yeterli.Tel: 0 212 2273733 / 109Faks : 0 212 2273732 www.tarihvakfi.org.tr Ceren Lordoğlu ( clordoglu@tarihvakfi.org.tr ),

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber