Geri Dön

“Şiddet gösteren adama üzülmem”

Salih Bademci “Kırmızı Oda” dizisinde canlandırdığı Mehmet karakterine en çok kızanlardan olduğunu söylüyor: “Çok daha büyük travmalar yaşayıp hayatı olgunlukla göğüsleyen insanlar var. Bizde erkek karakterlerin duygusallıkları karşısında yelkenler daha çabuk suya indiriliyor”

“Şiddet gösteren adama üzülmem”
Özlem Ülkü

Son haftalarda ekranın en çok konuşulan işlerinin başında TV8’de yayınlanan “Kırmızı Oda” geliyor. Psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu’nun kitabından esinlenerek senaryolaştırılan dizi farklı karakterler üzerinden şiddet gerçeğine ayna tutuyor. Salih Bademci’nin canlandırdığı Mehmet karakteri de bunlardan biri. Şiddetle büyüyen ardından o şiddet sarmalına kapılan bir karakteri canlandıran oyuncu daha önce bu kadar şiddet içeren bir karakteri oynamadığını söylüyor.

“Şiddet gösteren adama üzülmem”



“Kırmızı Oda”da Mehmet olarak çıktınız karşımıza. Proje çok konuşuldu, sevildi ve eleştirildi de aynı zamanda…

Bence çok özel bir iş. Senaryoyu ilk okuduğum zaman, izlenip izlenmeyeceğine dair şüphelerim vardı. Hikayenin çoğu tek mekanda geçiyor, anlatım üzerine gidiyor; aksiyon çok fazla yok. Ama insanlar bir işin bu kadar samimi yapılmasına aç kalmış, samimiyeti arar olmuş. Bu da sevilmesini sağladı. Fakat şunu söylemem gerekiyor: Beni rahatsız eden bir şey var. O da insanların bunu gerçek bir terapiymiş gibi izleyip eleştirmeleri. Tabii ki gerçek bir terapi böyle ilerlemeyebilir. Ancak bu bir televizyon dizisi, bir drama yani bir kurgu. Önemli olan sahnelerin gerçekçi olması değil sahici olmasıdır. İkisinin arasında çok büyük fark var.

Peki Mehmet’in rolü bitti mi artık?

Bence Mehmet’in hikayesi güzel bir yerde bırakıldı. Mutlu son olmaması güzel, çünkü o yolculuk o kadar kısa değil. Sonuçta şiddetin görüldüğü onca çift ve aile var, onların hikayesine ne olduğunu da bilmiyoruz. Mehmet ve Nesrin’in hikayesi kendi kararlarına bırakılmış olarak görüldü. Tekrar gelebilirler de. Zaten böyle hikayelerin finali olmaz.

Siz karaktere nasıl hazırlandınız?

Mehmet, ilk okuduğumda aşırı sert geldi. Daha önce bu kadar şiddet içeren bir karakteri oynamadım. Bana çok zıt biriydi o yüzden de gözümü kapatıp girdim. Bana “Bir insan neden bunları yapar?” noktasından sorgulattığı çok şey oldu. Herkes oynadığı karakteri savunmaya çalışır ben de onu yapmaya çalıştım. Ne kadar korkunç bir karakter de olsa bir insan bu hale gelebilir, getirilebilir demek ki dedim. Üçüncü sayfa haberlerinde adının ve soyadının baş harfleriyle kısaltılarak verilen, sosyal medyada hepimizin isyan ettiği karakterlerden Mehmet.

Karakteriniz, şiddet uygulayan bir eş ve baba iken, size kızmak yerine üzüldü izleyiciler. Hak verdiniz mi onlara?

Ben onun için ne üzüldüm ne de acı çektim. Mehmet’e üzüleceksek diğer şiddet gösteren insanlara da üzülmemiz gerekir. Ne olursa olsun kadına şiddet suçtur ve herkes suçuna kılıf yapacak bir sebep bulabilir. Şiddet gören herkes şiddet mi göstermeli? Çok daha büyük travmalar yaşayıp hayatı olgunlukla göğüsleyen insanlar var. Kadına şiddet gösteren adama üzülmem. Bizde erkek karakterlerin duygusallıkları karşısında yelkenler daha çabuk suya indiriliyor. Toplumumuzun ataerkil ve erkeği katı kılan yapısı sebebiyle olsa gerek ekranda erkeklerin zayıf yanlarını gösteren böyle sahnelerle karşılaşılınca izleyicide ister istemez bir acıma duygusu oluşuyor sanırım.

“Şiddet gösteren adama üzülmem”


Ataerkil yapı, hem kadının hem erkeğin karakterine büyük oranda baskı yapıyor tabii…

Evet, ve sanırım özellikle de erkeklere. Gereksiz çok fazla sorumluluk yükleniyor. Ve insan olmaktan, kendin olmaktan uzaklaşıyorsun. Özellikle şehir hayatında yaşayan erkekler, kendi içlerinde daha çok çatışma yaşıyor. Her şeyi özgürce yaşamak ve yaşatmak istiyorsun belki ama yine de kadına karışma hakkın olduğunu sanıyorsun. Aklını ön planda tutan bir insan böyle şeyler yapmak istemez ama toplumsal olarak sana kodlanan sözde erkekliklerle karşı karşıya bırakılıyorsun.

“Herkes kendi Amerika’sını keşfeder”

Artık siz de babasınız. Eşinizin hamileliği zamanında, “ebeveyn adayı olarak çok kaygı duyuyorum” demişsiniz. O kaygı nereye evrildi?

Geleceğe ve her şeye. Maddi ve manevi her şey daha da zorlaşıyor, yaşayıp göreceğiz. Biz bazı kaygılarla ilgili kendimizi sağaltmaya başladık. Yolumuzda öğreniyoruz anne baba olmayı. Evet her anne baba gibi çocuğumuza canımızı veririz ama hayatımızı vermemeliyiz. Bizler iyi olduğuna inandığımız şeyleri öğreteceğiz ama tercih onun. Bir noktada kenara çekilip, yolu açmalıyız. Benim babam, “Amerika bir kere keşfedildi, yeniden keşfetmeye gerek yok” derdi, ben de “Herkes kendi Amerika’sını keşfeder” diyorum. Hem daha kıymetlidir kendi keşiflerin.

“Bizde çerçeve resimden önemli”
 
Sosyal medyada sizinle ilgili “Arkadaşım olmasını çok isterdim, o denli samimi gelen sanki önceden tanıyormuşum gibi hissettiren biri” yorumları yapılıyor. Samimiyetin sizdeki karşılığı nedir?
Olduğun gibi görünmek. Bizde çerçeve çok önemli olmaya başladı. Sebebini bilmiyorum ama insanlar kendi gerçeğini göstermekten korkuyor. Resimden çok çerçevesine özen gösteriyor. Benim ne oyunculukta ne de kendi hayatımda böyle bir kaygım var. İnsanın kendini saklaması bence çok yorucu ve zor bir şey. İleride bu zahmete katlandığın için pişman olacağına olduğun gibi görünmelisin.

“Çirkin gözükmekten korkmuyorum”

Ocak ayında perdesini açan “Fanatik” oyunu, önümüzdeki haftalarda kaldığı yerden devam edecek. Özlediniz mi sahneleri?

Hem de çok özledim, özledik. Tiyatro için çok zor bir dönemdi. Ama artık pandemiye yönelik önlemlerimizi aldık. 6 Kasım’da DasDas’ta başlıyoruz.
n Sizin için “oyunculuğun ağır bir meslek olduğunun kanıtı gibi” şeklinde yüzlerce yorum var. Bunlar neler hissettiriyor?
Çok mutlu oluyorum. Oyunculuk hakikaten çok zor bir meslek. Biliyorum çok gönüllüsü var ama dışarıdan göründüğü gibi değil. İzleyiciye en iyisini vermek zorundasınız. Ben bunun stresini çok yaşarım. O insanları ekranın ya da sahnenin karşısından mutlu göndermek, birinci vazifem. Yola böyle çıkıyorum. Bir de güzel görünme kaygım yok sanırım oynarken. Ekranda fiziki olarak çirkin gözükmekten hiç korkmuyorum. Güzellikten ziyade sahicilik kaygısı var bende. Zaten güzel kız ve erkek oyuncumuz bolca var.

 

 

Tabii bunlar şiddetin bahanesi değil. “Erkek şiddeti”yle ilgili gördükleriniz, okuduklarınız nasıl duygular uyandırıyor?

Aslında artık bunları konuşmamalı, tartışmamalıyız bile. Çok daha fazlasını yapmalıyız. Ben artık bu konularla ilgili konuşmaya, yazmaya utanıyorum. Ben artık şiddeti kelime olarak dahi kullanmak istemiyorum; kadına, hayvanlara hiçbir canlıya karşı olmamalı. Bunları çoktan geçmiş olmalıydık.

Sizce bu durumun altındaki sebepler neler?

Sevgisiz insanlarız. Hani sıcakkanlı bir toplum olduğumuz söylenir ya ben katılmıyorum buna. Sevmek sadece sarılmayı değil saygıyı ve anlayışı da gerektirir. Teknoloji aslında bizi çok yalnızlaştırdı. Televizyona laf edilirdi ama şimdi o bile sosyalleşme aracı oldu. En azından beraber bir film izleniyor. Kafasını telefondan kaldırmayan anne-baba çocuğuna sevgiyi nasıl gösterebilir, öğretebilir? Sevgi Instagram’da paylaştığın fotoğraflar değil, o fotoğraflara harcadığın zamanı çocuklarına ayırmaktır. Bence önce iletişimin başlaması gerekiyor, biz asıl onu kaybettik.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber