Geri Dön

“Üç ay duvarlara bakıp tek başıma ağladığımı bilirim”

Yeşim Salkım sahnelerdeki 25’inci yılını “Şarkıcı” projesiyle kutluyor. Şovu için “Hayatımdaki yüzleşmenin bir yansıması olacak” diyen Salkım: “40’ı geçtim, yeterince canım sıkıldı bu hayatta. Üç ay boyunca, tek başıma, duvarlara bakıp ağladığımı bilirim. Ama artık aman, boşver diyebiliyorum”

“Üç ay duvarlara bakıp tek başıma ağladığımı bilirim”

Yeşim Salkım geçtiğimiz günlerde babası Dursun Salkım’ın da 50 yıl önce seslendirdiği “Duymayan Kalmasın” isimli şarkıyı yeniden yorumladı. Martta çıkacak olan Müslüm Gürses albümünün ikincisi için Hüsnü Şenlendirici’yle birlikte “Tanrı İstemezse”yi söyledi. Yeni bir Türk Sanat Müziği albümünün hazırlıkları bitmek üzere. Ama bugünlerde en büyük heyecanı; sahnelerdeki 25’inci yılı şerefine hazırladığı “Bir Kadın Bir Hayat” sloganlı “Şarkıcı” projesi. Salkım iki saatlik bu şovuyla Türkiye turnesine çıkacak ve hit olmuş şarkılarının yanı sıra 80’li ve 90’lı yıllara damga vurmuş şarkıları seslendirecek.
Bu projeyi konuşmak için buluşuyoruz. Ayaklarımızı toplayıp iyice yerleşiyoruz kanepeye. Çok kazanmış, çok kaybetmiş yine de adına hayat denen bu oyunu çok sevmiş, şimdi ailesiyle mutlu ama kendi içinde çok yalnız olduğunu düşündüğüm bu güzel kadına soracak çok şeyim var.

Bu şovu sanki biraz da kendiniz için hazırlamışsınız sanki...

Aynen öyle. Herkesin hayatında yüzleşme dönemleri vardır. Ben
şimdi öyle bir süreçteyim. Bu şov da onun bir yansıması. Akşam 8-10 arası, içkisiz bir ortamda gülüp eğleneceğiz.
İlk bölümde sahneye çıktığım ilk dönemleri canlandıracağım. Sonra şöhretin zirvesindeki halim gelecek. Finalde de “Hayat böyle bir şey işte;
ne yaşarsan yaşa, nihayetinde o babaanne pijamalarını giyip menekşe suluyorsun. Hayatın bir sırrı varsa da bulan olmamış, ben de bulamadım, eğlenmene bak” diyeceğim.

Ne kadar zamandır var aklınızda böyle bir şey yapmak?

Jane Birkin yıllar önce bir Avrupa turnesine çıkmıştı. Sahnede çıplak ayakla dans ederek söylüyordu şarkıları.
O kadar güzeldi ki! Bir gün ben de böyle olabilecek miyim diye düşünürdüm hep. İki senedir de en doğal halimle şarkı söylemek istediğimi dillendiriyorum. Başlangıçtan sona doğru giderken her şey aslına rücu eder ya... Sahneye ilk çıktığımda üzerimde bir kot, bir tişört vardı. Saçlarım kısacıktı. Gün geçtikçe
o halime yaklaşıyorum; giyin dediklerinde, makyaj yap dediklerinde sıkılıyorum artık. Çok büyük şeylerin çok rahatsız ettiğini gördüm. Küçük evler hep daha güzeldir, büyük evlerde yalnızlığınız artar. Küçük salonlardaki konserlerde yakaladığınız enerji çok başkadır. Böyle düşünüyorum artık.

“Kendimi en çirkin halimle gördüm”

Hayatınızı minimalize ettiğinizi söyleyebiliriz o zaman?

Evet, yedi-sekiz senedir asistanım yok, her işimi kendim hallediyorum. Saçımı, makyajımı kendim yapıyorum, eşyalarımı kendim taşıyorum. Alışverişi, yemeği ben yapıyorum. Sadece kızım Ada’nın bir bakıcısı var, ondan destek alıyorum.

Kendinize bakacak zamanı ve enerjiyi nasıl buluyorsunuz?

Ada’yı doğurduktan sonraki bu üç sene içinde kendimi en çirkin halimle gördüm. Ve o halimle o kadar barıştım ki... Eşime de söyledim: “Kusura bakma, eskisi kadar kendime bakamıyorum çünkü o zamanı sizinle geçirmek istiyorum.”
Bence zaten erkekler o 90-60-90 kızlara bayılıyor diye bir şey yok! Onlardan etkileniyor belki
ama sıcak evinde onu bekleyen, çocuğuyla ilgilenen kadına âşık oluyor. Gecenin bir yarısı kabak dolması yapmak ama sabah 6’da kalkıp sete gitmek, beş dakikada makyaj yapmak... Bütün bunları aynı anda, güzel şekilde yapmayı da zamanla öğreniyor insan.

Başka neler öğrendiniz?

Annem “Sen ne kadar geniş bir kadın oldun” diyor. Geniş falan olmadım, sadece değiştiremeyeceğim şeylere sabretmeyi öğrendim. Geçen kızımın bir fotoğrafı çıktı gazetede, “Aman, çok da güzel çıkmış” dedim, geçtim. Eskiden istemediğim bir fotoğrafımız çıktığında, kötü bir haber yapıldığında karalar bağlardım. Ama ömrümüz kısalıyor,
40’ı geçtim, yeterince canım
sıkıldı bu hayatta. Üç ay boyunca, tek başıma, duvarlara bakıp ağladığımı bilirim. Artık
“Aman, boşver” diyebiliyorum.

“Bir gün birine bir şeyimi anlatmadım”

Neden tek başınızaydınız ağlarken?

Hiç arkadaşım yoktu.

Şimdi var mı?

Hâlâ yoktur. Bir psikiyatristim vardı, ona da uzun zamandır gitmiyorum. Çok insan tanıyorum aslında. Çok da iyi bir sırdaşımdır. Gecenin 4’ünde evime gelirler, dinlerim onları. Ama daha bir gün birine bir şeyimi anlatmadım. Kendimi nasıl yok edebilirim diye düşündüğüm zamanlarda bile... Çünkü arkadaşım dediklerim arkamdan hiç yaşamadığım şeyleri yaşadı dediler. Allah’tan kalabalık bir aileyiz, bir şey olduğunda onlar arayıp “Yeşim iyi misin?” der.

Zor mu böyle güçlü olmak?

Zor. Hastalanınca kimse inanmıyor mesela. Migrenim var, “Başım çok kötü” diyorum, kimse umursamıyor çünkü bir yandan da “Kızım tarhana çorbası sever” diye çorba yapıyorum o sırada.

“Çok rahatlıkla söyleyebilirim; hiçbir özlem yok içimde”

Pişmanlıklarınız var mı?

İnsan bazen yanlış sularda yüzebiliyor. Vazgeçmeseydim, kırılmasaydım ne olurdu bilmiyorum. Ama dünyada da böyle bir süre kendini geri çeken çok sanatçı var, kırılganlığımızdan kaynaklanıyor bu.

Amy Winehouse gözümüzün önünde kayıp gitti...

Deli gibi dinlediğim bir kadındı. İnanamadım öldüğüne. İşte bir tercih yapıyorsun bazen. Hiç kimsenin de “Sen neden böyle yaptın?” deme hakkı yok.

Bazen “Ne hayat ama!” diye düşündüğünüz oluyor mu?

Olmaz mı, hep! Her gece Allah’a şükrediyorum. Sevinciyle, üzüntüsüyle, gezmesiyle, görmesiyle, parasıyla, puluyla, aşkıyla, çocuğuyla... Çok güzel bir hayat yaşadım, yaşıyorum. Bir şeyleri ıskaladığınız zaman hep bir özlem kalır içinizde. Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki hiçbir özlem yok içimde...

Çok cesur olduğunuz için mi bunca şey sığdı bir ömre?

Evet, galiba. Kazanmaktan da kaybetmekten de hiçbir zaman delice haz almadım. Kalp atışı gibi hayatın da inişleri, çıkışları var. Çok fazla irdelemeye gerek yok.

“Eşim börekçi mi açsak diyor”

Yaşlanmaktan, bir gün yolda tanınmamaktan korkar mısınız?

Şimdi de eskisi kadar şöhretim, param yok, eskisi kadar genç değilim. O yüzden öyle endişelerim yok. Sadece o günler geldiğinde hazırlıklı olmak istiyorum.

Ne gibi hazırlıklar yapıyorsunuz mesela?

Benden çok iyi bir aşçı olur. İtalyan mutfağını, Uzakdoğu mutfağını çok iyi bilirim. Türk yemeklerini, Girit yemeklerini çok güzel yaparım. Çok güzel pastalar, kekler, börekler yaparım. Eşim geçenlerde “Bir börekçi mi açsak?” bile dedi. İnsanların karşısında yaşlı yaşlı şarkı söylemek istemiyorum. Belki oyunculuğa devam edebilirim ama 60’a kadar gelmişsem, artık yemekle ilgili bir şeyler yaparım.

40’lı yaşlar için planınız bu muydu peki? “40’ta hacca gidip kapanabilirim” demişsiniz bir röportajınızda...

Örtünmek içinizden gelir ve yaparsınız. Bunu yapan herkese çok saygı duyuyorum. Hacca gitmeyi çok istiyorum. Bu sene umreye gitme planımız var zaten. Ama bunu çok deklare etmeyeceğim.

“Herkes günün birinde anasının lafına gelecek!”

Nasıl hatırlıyorsunuz o mesleğe başladığınız ilk zamanları?

Babam bir müzisyen olduğu için müziğin içine doğdum ben. 90’da kızıma bakmak için çalışmam gerektiğinde “Ben en iyi neyi yapabiliyorum?” diye düşündüm. Şarkı söyleyebiliyordum. Ankara’da Etap Altınel’in terasında caz söylemeye başladım. İlk gece telaştan aldığım bütün kıyafetleri takside unutmuştum. “Neyle çıkacağım sahneye?” diye düşünürken, orkestradakiler “Böyle çık” dediler. Baktım; altımda bir kot, üstümde bir beyaz tişört. Öyle çıktım...

Şimdi o yıllara dönüp o telaşlı genç kızın gözlerinin içine bakma şansınız olsaydı, ne söylerdiniz?

“Fazla hayal kurma” derdim. “Hayat planların dışında yaşanacak, onu olduğu gibi kabul et.” Ve şunu eklerdim: “Ne yaşarsan yaşa, geçecek. Acılar, yokluklar... Ve mutluluk, para, pul, şöhret, görkem, şaşaa... Hepsi geçiyor.”

"Arnavut kızıyım, biraz inadımdır”

Biri o zaman söyleseydi bunları, daha mı farklı olurdu hayatınız?

Olmazdı. Çocuğa “Dur, düşeceksin” dersen dinler mi? Yaşayıp görmek ister. Ben de öyleydim.

Kızınız Gizem 24 yaşında. Siz ona nasihat veriyor musunuz? O da sizin gibi genç yaşta evlenmeyi planlıyor...

Veriyorum ama o da dinlemiyor. “Yaşayıp göreceğim” diyor, bana da söyleyecek bir şey kalmıyor. Çok düzgün, tatlı bir çocukla beraber. Allah nasip ederse birkaç seneye evlenecek. “Çok erken değil ama biraz bekleyebilirsin” diyorum, o ise evlenmek istiyor.

Annenizi şimdi anlıyorsunuz o zaman?

“Anneni daha sık anımsıyorsan ve hatta anlıyorsan” diyor ya şarkı... Geçenlerde yine dedim; “Ah annecim ne kadar haklıymışsın” diye. Herkes bir gün anasının lafına gelecek!

Yorgun hissediyor musunuz bazen?

Belki biraz.
Ama umudumu hiç kaybetmedim ben.
Ne kadar sırtımda hançerler olduğunu düşünsem de insanları sevmekten vazgeçmedim. Tabii şartlar bir yere kadar bu güveni sağlıyor, bir yerden sonra yalnızlık var. En iyi sırdaşın yine kendinsin. Bir eksiğim varsa; o da her şeyimi anlatabileceğim bir sırdaş...

Hep mi böyle yüce duygular oluyor içinizde? Hiç mi kızdığınız, kıskandığınız olmuyor?

Ben kıskançlık duygusunu bilmiyorum. Allah bana kıskanabileceğim şeylerin hepsini verdi zaten. Ama alyansımı satıp çocuğuma mama aldığım günü de bilirim. Çok büyük hastalıklarla da uğraştım. O zaman da kimseyi kıskanmadım. Sadece bana zarar vereni ömür boyu affetmeme duygusu var. Bir insanı sildiğimde asla geri dönüşü yoktur. Arnavut kızıyım, biraz inadımdır.

“Snob, sert, hırslı bulanlar oluyor”

Size karşı önyargılı mı insanlar?

Snob, sert, hırslı bulanlar oluyor. Sırf bu imajı değiştirmek için sürekli gülemem, ben ne kadar iyi bir insanım diye ortalıklarda gezemem. Beni anlamaları lazım. Hayatın sana getirdikleriyle bana getirdikleri birbirine benzemeyebilir. Bunun için ne sen beni suçlamalısın ne ben seni... Mesela ben zamanında parayla şımardım belki ama bu benim en doğal hakkımdı çünkü ben bir insandım, o da benim sınavımdı. Beni bu konuda eleştirebilmeleri için onların da o sınavdan geçmiş olmaları lazım.

Bu kadar dolu dolu bir hayat yaşayan birine eşi, sevgilisi olarak uyum sağlamak zor oluyor mu?

Karşınızdakine olduğunuzdan farklı biri gibi davranmazsanız hiç zor olmuyor.

Eşinizle (Hakan Eratik) yaşadığınız sorunları pek medyadan saklamıyorsunuz...

Evet, çıkıp “O benim eşim, tepişirim de öpüşürüm de” diyorum. O benim sevdiğim adam, eşim, çocuğumun babası... Tabii ki
kavga da ediyoruz, sevişiyoruz da, konuşuyoruz da... Herkes gibi... Çünkü biz de etten, kemikten insanız ve bir kalbimiz var.

Diziden sonra şimdi de “Gizli Özne” diye bir tiyatro oyununda birliktesiniz. Çalışma arkadaşı da olabildiniz mi?

Son derece profesyonel hareket ediyoruz. Sette o ayrı yerdedir, ben ayrı yerde... Bizimle çalışan herkes de çok memnundur.

“Çok da severim aslında ama en son ne zaman dans ettiğimi hatırlamıyorum”

Nasıl geçiyor bir gününüz?

Ada’yla geçiyor daha çok. Günün ilk saatleri o oynarken telefon görüşmelerimi yapıyorum, çalışıyorum. Sonra onunla zaman geçiriyorum. Dışarı çıkıyoruz, aile ziyaretlerimiz oluyor. Alışveriş, yemek... Akşamları hep birlikte evde yemek yiyoruz. Herkes yattıktan sonra ya kitap okuyorum ya da sevdiğim yabancı dizileri izliyorum. “CSI”ları çok severim; “Bones”, “Killing”...

Çok güldük, çok eğlendik dediğiniz bir akşam kiminle, ne yapmışsınızdır mesela?

Kesin evde, ailemleyimdir. Hakan bir şeyler anlatmıştır. Ya da hep birlikte bir komedi filmi seyretmişizdir. Eşimin ailesi de geniş bir aile, onlarla bir araya geldiğimizde çok eğleniyoruz. Gizem’e çok güleriz. Kızımın bazı olaylar karşısında verdiği tepkiler çok komiktir.

En son ne zaman dans ettiniz?

Çok zor bir soru bu oldu. Çok uzun zaman oldu, hatırlamıyorum. Çok severim aslında dans etmeyi. Eskiden kardeşimle çok ederdik. Artık olmuyor ama demek ki...

Sıkıntıdan evde tek başına tavla oynadıMuğla'da yeni tip corona virüs (Kovid-19) tedbirleri dolayısıyla evinden çıkamayan 65 yaşındaki Şadi Durmaz'ın sosyal medyada paylaşılan tek başına tavla oynadığı anları gösteren görüntü ilgi çekti.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber