Bu süreçte herkese zaman tünelinde yolculuk yapmıştır…

Mesela…

Eskiden arabaların arka camlarına yapıştırılan plastik eller gelmiştir aklınıza…

Araçlar bozuk yollarda dalgaya yakalanan kayık gibi sallanmaya-yalpa yapmaya başladığında, o eller kendiliğinden bir sağa-bir sola aheste aheste sallanırdı…

 **

Anadolu’nun bağrında yaşayanlar, yaylalarda yalınayak koşanlar çok iyi hatırlar…

Yaylalardan dönen kamyonların kasalarına çam dallarının bağlandığını…

 Dalların ucundaki kozalakların nazar boncuğu gibi parladığını…

 **

Bir dikiş makinesi hayali olan genç kızların çeyiz sandıkları büyüklüğündeki radyolar, örneğin…

O radyolarda Türk halk ve Türk sanat müziği dinleyenlerin, bu satırları okuduğundan gözlerinin nemlendiğine adım gibi eminim!

 **

O yıllar akşamları evinde canı sıkılanlar, soluğu en yakın komşusunda alırdı, bu zorunlu komşuluk sayesinde güçlü dostluklar kurulurdu…

Elektriğin olmadığı, lüküsün lüks olduğu dönemde…

Bir şişenin içindeki üstüpü parçasını tutuşturup karanlığı aydınlığa çevirenlerin…

Kara kandilin  ışığında ders çalışanların o günleri unutması mümkün değildir!..

 **

Ya jetonla çalışan telefon kulübeleri?  

Yuttuğu her jetonda vatandaştan yediği yumruğu da hiçbir telefon kulübesi unutmaz!

Evdeki telefonlar da yandan çevirmeliydi. Uzaklarda bir yerleri arayacaksanız; PTT’nin santralini arayıp sıra alacaksınız; işin-gücün yoksa akşama kadar bekle!

Telgraf üçe ayrılırdı, ELT, acele, yıldırım… Parası ve acelesi olan ya aceleyi ya da yıldırımı tercih ederdi…

 **

Postacılar mektupları koca koca çuvallarda taşırdı.

Kalabalık şehirlerin mahalle aralarında misket oynayan çocuklar, postacı amcalarını her gördüklerinde  “ Bak postacı geliyor selam veriyor” türküsünü söyledikleri o günler aklına gelince, burunların direkleri sızlıyordur mutlaka!

 **

Bayramlarda insanlar birbirlerine resimli kartpostallar yollardı…

Deniz daha mavi, ormanlar daha da canlı!

Köylerde misafir odaları vardı, gelen yabancılar oralarda ağırlanırdı.

 **

Sakızlardan çıkan ünlü artistlerin ve futbolcuların fotoğraflarını en çok biriktiren çocukların, iyi misket oynayanların ve de cebinde en fazla gazoz kabağı bulunanların yanından havadan geçilmezdi, bir de iyi futbol oynayanların…

 **

Bizim gibi köyde yaşayan çocukların en büyük hobisi; güneş akşamüstü denizin arkasından batarken, bir kıranın tepesinde toplanıp, kasabadan gelecek olan minibüsleri dört gözle beklemekti…

Bir arada karakuş taburu gibi toplanan çocuklar, o günlere dalıp gittiklerinde birbirlerinin kulaklarını çınlatıyorlardır mesela.!

 **

İspanyol paça pantolon giyen delikanlıların arka ceplerinde taşıdıkları horozlu aynalar, tarafı oldukları takımların rengindeki taraklar gençlerin en güzel aksesuarlarıydı.

Babaların da en büyük merakı; siyah tespih ve tütün tabakasıydı.

Hastalık?

Anaların/nenelerin yaptığı bir tas şekerli su ile… Babaların bal-limon karışımı ıhlamur tavsiye her şeyin ilacıydı!

 **

Özetle evde kaldığımız bu süreç o kadar çok şeyi hatırlattı ki saymakla-yazmakla bitmez…

Zamanı geri getiren-geri saran ilaç hiçbir zaman bulun(a)mayacak!

Evet, birçok şey tarihe karıştı, bir daha asla geri gelmeyecek ama birçok şeyi yeniden canlandırmak-canlı tutmak biz insanların elinde, zaman tünelinden ders alarak!