Euro 2008’e kendi parasıyla giden var mı?

Önce Mutlu Tönbekici için bir iki cümle...
Beni tanımıyor belli.
'Diğerleri' gibi zannediyor.
Bu da belli.
Yani...
'Diğerleri' düşünsün.
***
Bugüne kadar ne bir sponsor davetine gittim, ne de  bir basın gezisine...
Bodrum'dakine de gitmedim.
Dolayısıyla Mutlu Hanım’ın Bodrum'da gördüğü ben, ben değilim.
Açmıyor beni avantacılarla  beraber uçmak, yemek içmek.
***
Geçen hafta Mutlu Hanım’ın yazısından alıntı yaparak Euro 2008'e giden avantacı lavantacı takımını eleştirdim.
O 'takım'ı.
Bavullar hep hazır, telefon çaldığında hooop  gidiyorlar.
Çoğu ne niye gittiğini biliyor, ne nereye gittiğini...
***
Nedense ortalık karıştı benim yazıdan sonra...
Nedense... 
Bu avantacılar gidip, yiyip içip dönüyorlar.
Her türlü vıcıklığı yapıyorlar.
Yazarak da ödüyorlar...
Bunu biri yazınca da bozuluyorlar.
Görevli gidenlerinkini saymazsak, İsviçre'den çıkan doğru dürüst bir yazı yok.
Ya saat, ya fondü-mıhlama ya çikolata...
İsviçre bu kadar değil.
Gidenlerin çoğu bu kadar.
Hem...
Bu avantacılar nerde ne yediklerini içtiklerini yazmışlar.
En önemlisini yazmamışlar; ne nerede kaç para?
Herkesin onlar gibi yazarak ödeme şansı yok.
***
Gazetecinin gelişimine katkı sağlayacaksa bu tip gezilere götürülmesi gerektiğine inanıyorum.
Sponsorların medyatikleri götürüp getirmesine de lafım yok.
Giden memnun, götüren memnun.
Bana  ne?
***
Hocaların ,profesörlerin, anlı şanlı yazarların, bir telefonla bavulu kapıp yola düşmesini anlamıyorum.
Altı üstü 1000-2000 euro ...
Değer mi bu kadar maskaralığa?
Bir de utanmadan sıkılmadan anlatıyorlar yaşadıklarını.
Aileleri, arkadaşları da mı uyarmıyor bunları?
Milletin bunlar yüzünden sıtkı sıyrıldı gazetecilerden.
***
Mutlu hanım söyle yazmış;
... En ünlüsünden en dış kapının mandalına kadar hemen  herkes basın gezilerine bayıla bayıla gidiyor, binlerce lira değerinde hediyeleri seve seve kabul ediyor...
...Hatta sağdan soldan duyup da beğendiği bir gezi varsa kendini zorla davet ettirenler bile var...
...Bir bakıyoruz çok meşhur bir marka çanta göndermiş, bütün kızların kolunda. Bir bakıyoruz biri cep telefonu göndermiş bütün köşecilerin elinde. Bir bakıyoruz biri yine son model bir MP3 çalar yollamış, yine herkesin kulağında. Bilgin Gökberk'e o gün kızdım ama düşününce avanta lavanta olayı hakikaten almış i-pod'unu gitmiş durumda....
***
Teşekkürler Mutlu hanım.
Sonu iyi bitti hiç olmazsa.
***
Gidenlerin arasında kendi parasıyla giden var mı?
Sponsor aradığında “teşekkür ederim istemiyorum” diyen var mı?
Varsa bir mail atarsa yayınlarım.
Görevli olarak çalıştığı kurum tarafından gönderilen arkadaşlarımızı bu işlerin dışında tutuyorum tabii...
***
Ve bir örnek...
-Vizeniz var mı Bilgin bey?
-?
-Vizeniz vizeniz... (anlamadım zannediyor)
-Niçin soruyorsunuz?
-Sizi İsviçre'ye göndermeye karar verdik de...
Anam babam bile beni bir yere göndermeden önce, gider misin diye sorardı.
***
Hakan Artış'ın üslubuna, davet ederken gösterdiği zerafete hayranım.
***
Sponsor kişiyi değil, kurumu davet etmeli.
***
Olli’yle bağlayalım...
AB Komisyonu’nun Genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn  7 Haziran’daki Portekiz-Türkiye maçını TFF’nin davetlisi olarak izlemiş. Komisyon olaya el koymuş.
Faturaları istemiş.
Ödüyorlar.
***
Bu kadar avantacının lavantacının arasında Olli’nin yaptığı normal.
Nokta.

Analar ve oğullar2000’lerin başında reklamcılar çarpıcı ‘12 dev adam’ ı yaratırken bir şeyi atladılar...
12 adamın kimi dev değildi kimi adam.
Devlerin bazıları adam değildi,adamların bazıları da dev ...
Bilboardlarda dev olanlar en öndeydi.
Reklamlarda da ...
Dev olmayanlar da hep  en arkalarda...
Analar babalar fena halde bozuldular bu duruma.
Saha dışında huzur muzur kalmadı. Saha içinde zaten yoktu.
***
Bu değerli oyuncu grubunu bize bir şey kazandırmadan kaybettik. Reklam, sponsoru ve reklamcıyı abat ederken, takımı berbat etti.
Hazır değildi basketbol bu reklama.
***
Ve...
Alt yapılardan başlıyor  felaket.
Ana babalar, antrenörden daha iyi bildiğine inanıyor.
Hepsi oğullarının hakkının yendiğine de...
***
Bir yaz turnuvasında  oğluna faul yapan rakibini  sahaya girip itip kakmıştı bir ana.
Sonra öbür ana da girdi içeri.
***
Analarımızın babalarımızın  durumu bu.
***
Efes’in Avrupa’yı kasıp kavurduğu o dünlerde dünya Örs’ü överken, oğulları oynamayan analar babalar ona sövüyorlardı.
Her hafta bunları yaşardık, aynı tribündeydik ailelerle.
Örs’ün manevi oğlu Naumoski, takımın yıldızı olmasına rağmen, nasibini alırdı bu tepkilerden. Anaların ne yıldız umurundaydı ne takım, oğulları söz konusu olduğunda.
***
Şu anaların olduğu reklam gelelim...
İyi reklam.
Arda’nın annesine  “evet anne, 4-4-2 oynuyoruz” dediği reklam da iyiydi .
Gerçekti .
Bir anne bunu merak eder.
Ama...
Bir işin içine ana ve ananın yüreği bu kadar sokulursa herkes her şeye hazırlıklı olmalıydı.
İlk önce de Terim.
***
Şu anda oğulları oynamayan bütün anneler Terim’e neler söylüyor kim bilir.
Normal bu.
Hoca da normal karşılamalı.
Keşke “anaları bu işe karıştırmayın” diye gazeteciler yerine sponsora söyleseydi Terim.
Anaları bu işlere karıştırmasaydı.
İşler de karışmasaydı.
Geç kaldı.
 ***
Bu  reklama da futbol hazır değilmiş. Ne futbolcular, ne analar, ne teknik direktör.
Şaşırdım.
Bunu tahmin etmezdim.
***
Ve anneleri tutmak zor, bu saatten sonra.